<< GERİ

 

Kendi Kendine TELKİN

 

Bu kitap hakkında ayrıntılı bilgi almak için tıklayın...

Önsöz Emile Coue’nin Yaşamı ve Çalışmaları 

 

1 KENDİ KENDİNE TELKİN GERÇEĞİ                  

   Kendi Kendine Telkinin Basit Oluşu Şaşırtıcıdır

   Kendi Kendine Telkinin Gücü Her Çağda Bilinmekteydi  

   Telkinin Etki Gücü Çok Geniştir          

   Bilinç ve Bilinçdışı       

   İrade ve İmajinasyon 

   Hastalıkların Kökenindeki Manevi Etkenler     

   Kendi Kendine Telkinin Sınırları Bilinmez        

   Telkin ve Kendi Kendine Telkin          

   Kendi Kendine Telkin Yöntemi           

   Telkin Uygulamasının Etkileri   

   Kendi Kendine Telkinin Geleceği        

   Sonuç 

 

2 TELKİN YÖNTEMİYLE TEDAVİ EDİLEBİLİR HASTALIKLAR

   Organlarla İlgili Hastalıklara Etkide Bulunulabilir          

   Şeker Hastaları           

   Verem Hastalığı İçin Yardımcı Olunabilir         

   Baş Ağrıları ve Siyatik Kısa Sürede Giderilebilir          

   Hırpalanmış Doku onarılabilir  

   Bayanlar Güzelliklerini Koruyup Güzelleşebilirler         

   Kişi Normal Sağlık Kurallarını Yerine Getirmelidir       

   Doktor Bir İhtiyaçtır    

   Kendi Kendine Hakimiyet Sağlık Demektir     

   Korunma, Tedaviden Daha İyidir        

   Çağdaş mucizeler 

      

3 KENDİ KENDİNE TELKİN NASIL UYGULANIR?         

   Genel Bir Telkinin Belirli Telkinlerden

   Daha İyi Oluşunun Nedeni Nedir?       

   Bilinçli Çaba Sarf Etmeyin       

   Bilinçli Kendi Kendine Telkini 

   Nasıl Gerçekleştireceğiz?        

   Kolayca Uykuya Dalmak İçin 

   Kekemelik, Güven Eksikliği ve Felcin İyileştirilmesi     

   Telkin Her Zaman Uygulanmalıdır       

 

4 KENDİ KENDİNE TELKİNİN DENEYLERLE ÖĞRETİLMESİ   

   Birinci Deney: Hazırlık 

   İkinci Deney: Geriye Düşürme 

   Üçüncü Deney: İleri Düşürme  

   Dördüncü Deney: Ellerin Kenetlenmesi

   Emile Coue’nin Bir Konferansı Esnasında

   Gerçekleştirdiği Telkin Deneyleri  

       

5 TELKİN UYGULAMASI ve ÇEŞİTLİ TELKİN ÖRNEKLERİ      

   Tedavi Edici Telkinlerde Uygulanacak Prosedür          

   Emile Coue’nin Toplu Seanslarından Alınmış

   Telkin Örnekleri          

   a) Genel Telkinler        

   b) Rahatsızlıklara Özel Telkinler

          

6 PSİKOLOJİ ve EĞİTİM ALANINDA TELKİN UYGULAMALARI

   Psişik Kültür, Fiziksel Kültür Kadar Gereklidir

   Suç Konusunda Telkinin Gücü

   Suç Eğilimiyle Savaşmada Kendi Kendine Telkin        

   Islahevlerinde Telkin    

   Zaafların Üstesinden Gelinebilir

   Telkin Kötü Amaçlarla Kullanılabilir mi?          

   Çocukların Eğitiminde Telkin   

   Okullarda Telkin         

   İmajinasyon Tarafından Oluşturulan Kişilik 

     

7 EMILE COUE’NİN SEANSLARINDAN İZLENİMLER    

   Emile Coue’nin Hastalarla Yaptığı

   Karşılıklı Görüşmeler          

8 ÇEŞİTLİ TEDAVİ ÖRNEKLERİ      

9 EMILE COUE’DEN ÇEŞİTLİ ALINTILAR 

   Emile Coue’nin Fikirleri ve İlkeleri       

   Emile Coue’nin Ekim 1919’da, Paris Ziyaretinde

   Verdiği  Derslerden Alınmış Diyaloglar 

   Herkes İçin Her Şey   

   Ben Hekim Değilim!    

EK BÖLÜM: EMILE COUE’YE YAZILMIŞ MEKTUPLARDAN    KESİTLER

 

ÖNSÖZ  

Emile Coue’nin Yaşamı ve Çalışmaları

 

Yazan: Charles Baudouin

 

Tıknaz ve oldukça kısa boylu. Gösterişsiz ama dinç. Alnı oldukça açık. Yıllardır bembeyaz olan seyrelmiş saçları geriye doğru taralı. Kısa ve sivriltilmiş bembeyaz bir sakalı var. Güçlü ve gençlik akan yüzüne, kırmızı yanaklarına yerleşen tebessümünde okunan muzipçe ifade, güldüğünde daha da belirginleşiyor. Dosdoğru bakan gözleri yaşama aşkıyla dolu. Babacan ve güven veren yüzü, iyi kalpliliğini yansıtıyor. Etrafına sabit, içe işleyici bakışlar yönelten küçük ve keskin gözleri muzip bir kırışıklıkla daha da küçülüyor. Alnını kırıştırdığında iyice küçülen gözleri neredeyse kapanacak kadar ince, canlı ve yüreklendirici. Dilden dile dolaşan kıssa ve hikayelere düşkün. Yapmacık hareketlerden mümkün olabildiğince arınmış; her an paltosunu çıkarıp size yardım elini uzatmaya hazır olduğunu hissediyorsunuz. Bay Emile Coue’yi görenlerin izlenimleri bunlar ve Tanrı biliyor ki sayıları oldukça fazla. Dünya üzerindeki hiç kimse daha cana yakın ve yardımsever olamaz.

O, İngilizlerin ve özellikle de Amerikalıların tabiriyle kendi kendini yetiştirmiş biri. Mütevazi kökenini asla inkar etmiyor. Kitlelerle arasında organik bir bağı olduğunu hissediyorsunuz. 1857 yılında Troyes’de doğmuş. Doğum günü ise Victor Hugo’nunkiyle aynı: 26 Şubat. Oldukça mütevazi bir çevrede yetişmiş. Babası bir demiryolu çalışanı olmasına rağmen bu genç adam sıra dışı yeteneği sayesinde Nogent-Sur-Seine’de üniversite diploması alana dek eğitimini sürdürme fırsatı bulur. Daha sonra bilime yönelerek maddi bir karşılık almadığı çalışmalarına devam eder; bu bile tek başına onun azmini göstermeye yetmektedir. Uğradığı ilk başarısızlık onu yıldırmaz; tekrar dener ve ulaşmak istediği dereceyi elde eder. Daha sonra babasının tayin edildiği Montmedy şehrinde karşımıza çıkar. Ülkenin bir küçük şehrinden bir başkasına göç eden bu gencin çocukluğunu hayal etmek güç değildir: Fransa’nın doğusundaki demiryolu çalışanlarının ağırlıkta olduğu bir çevrede mütevazi ve iyi kalpli insanların arasındadır. Yardımsever, alçak gönüllü, hırsları olmayan, emektar, çalışkan ve gerçekten dürüst olan bu insanların arasından, tek kelimeyle halkın o sıcacık bağrından gelmiştir. Şimdiyse büyük bir şöhrete ulaşmıştır. Onun yetiştiği sınıfa özgü sağlam ve sade erdemlerin, davranış özelliklerini aynen koruduğunu görmek çok güzel. Onu, “Vers l’Unite” adlı klüpte ağırlayan Bay Fulliquet şunları söylüyor: “Bay Coue, saygıdeğer akranlarının arasında ilk sırada geliyor ve kuşkusuz en önemli örnek.” Çalışmalarının “takdire şayan” olarak nitelendirilmesini anlayamayan Emile Coue ise alçak gönüllülüğün bu zamanda bulunabilecek en güzel örneğini veriyor.

Emile Coue gençliğinde kimya ile uğraşmaya karar verir ancak hayatın güçlükleri onu engeller. Hayatını kazanmak zorundadır ve babası ona bu gerçeği hatırlatır. Bu noktada bilimsel bir uğraşla, maddi ihtiyaçlar arasında bir tercih yapmak durumunda kalır. Ancak bu açmaz, beklenmedik bir çözüme kavuşturulur: Babası onu kimya bilimiyle bağlantılı olan eczacılığa yönlendirir. Kuşkusuz eczacılığın kimya boyutu meraklısını tam olarak tatmin edebilecek boyutta değildir. Bir psik-analistin ruhunu okşayacak biçimde, “transfer” ya da “telafi” mekanizmasının bir örneği ile karşılaşırız. Troyes’deki eczanesinin laboratuvarındaki genç adamın durumunu hayal edebiliriz. Kimyager olmayı isteyip de yalnızca bir eczacı olabilen bu genç, özel çalışmalardan ve deneysel materyallerden yoksun olarak gerçek bir kimyager olma fırsatını kaçırdığının farkındadır. İçgüdüsel olarak bir başka kimyaya yönelir. Bu kimya, pahalı donanımlar gerektirmez. Laboratuvarı, hepimizin içindedir. Bu, düşüncenin ve insan etkinliğinin kimyasıdır. Emile Coue’nin içindeki “bastırılmış” kimyager kendini psikolog olarak “dışa vurmuştur.” Onun psikolojiye bakışının önemli bir boyutunu anlayabilmek için bunu aklımızda bulundurmamız yerinde olacaktır. Bakış açısı, eski tabirle atomiktir. Zihinsel gerçekliklere maddi, somut şeylermiş gibi yaklaşarak bitişikliği, karşıtlığı ya da üstünlüğü madde ya da atomları ele alırmış gibi değerlendirir. “Fikir”, “imajinasyon” ya da “irade gücü” gibi kavramlardan söz ederken onları sanki element kombinasyonları ya da reaksiyonlarmış gibi görür. Kendi çağındaki psikoloji akımlarının tümüne yabancı kalır. James ve Bergson tarafından ortaya konan süreklilik kavramından uzak durur. Onun psikolojisi, teorik bakış açısıyla bile basit kalmayı seçer. Kendini beğenmiş aydınlar ona burun kıvırmaya hazırdır.

Ancak iltifata, iltifatla karşılık vermesini bilir. Doktor kimliğiyle, teoriyi ciddi bir biçimde küçümser. Küçük ve önemsiz ayrıntılarla uğraşmak ona göre değildir. Onun hedefi bellidir. O, alt tabakalardan gelen biri olarak saf entellektüelizme ilgi göstermeyen bir eylem adamıdır. Kimyaya ilgi göstermesinin ardında da, bu bilimin elle tutulur sonuçları hedeflemesi yatmaktadır. Şu benzetmeyi yapmakta sakınca görmüyorum. Emile Coue boş zamanlarında bir heykeltraş gibidir ve birçok model üzerinde çalışır. Onda elle tutulur model ihtiyacı vardır. Ruhsal meselelere tıpkı balçığa biçim verir gibi yaklaşır. Düşüncede, insan bedenini biçimlendirecek bir güç olduğunu görmektedir. Hiçbir şekilde yolundan sapmaz. İzlediği yol basittir: Onun psikoloji anlayışı “ideoplastik”tir (düşünceyi biçimlendirici) ve asıl orijinalliği de bundan kaynaklanır.

Artık Bergson’un kendisi de şunu itiraf etmektedir:

“Zihin sürekli ve akışkan ise, maddeyi biçimlendirmek ve kendisini madde üzerinde modellemek istediğinde, öyle ya da böyle maddenin katılığını ve kaba süreksizliğini üzerine almak ve kendisini uzay ve maddeymiş gibi görmek zorundadır.” Bu yüzden esas olarak pratik psikolojinin, üzerinde durduğumuz bu özet psikoloji olması gerektiğini düşünmek doğaldır. Emile Coue’nin önemli selefi Bernheim, “fikir” ve “telkin” kavramlarına bir ölçüde acımasız ve tartışmalı bir anlam yükler. (“Telkin eyleme dönüşen fikirdir.”) Emile Coue’de bu yaklaşım daha da belirgindir. Ancak onun sınırlarını vurgularken çok da endişeye kapılmamız gerekmez. Çünkü bunlar düşüncenin daha güçlü bir eyleme dönüşebilmesi için kendi kendine getirdiği sınırlamalardır.

 

***

Troyes’li genç eczacı 1885 yılında Liebeault ile ilk kez karşılaşır. 28 yaşındayken yaptığı bu görüşme hayatının akışını değiştirecektir.

Aralarında yakın benzerlikler mevcuttur. Liebeault yalnızca bir taşra doktorudur. Gösterişçi ve hırslı değildir. O da bir dehadır. Telkin fenomenini ilk kez açıkça gözler önüne seren ve neredeyse mucizelere imza atan da odur. Son olarak Nancy’ye yerleşmiştir. Burada, sonradan onun fikirlerini dünyaya tanıtmış olan öğrencisi Bernheim’ı bulmuştur. Emile Coue’nin de benzer bir geçmişi vardır. Hareketlerinde aynı ölçülülük gözlenmektedir; hiçbir zaman insanlara ulaşmaya çalışmamıştır ama insanların kendisine ulaşmasına olanak sağlamıştır. İlk başlarda birkaç komşusu ile başlayan ziyaretler şimdi (1922) her hafta yalnızca kendisini görmek amacıyla Boğaz’ı aşarak Nancy’e gelen çok sayıda İngiliz’e kapılarını açmasıyla sürmektedir. Bu dürüst ve mükemmel insan, doğal mütevaziliği nedeniyle fikirlerinin tüm Avrupa’da kendini kabul ettirdiğine hala inanamamaktadır.

Coue, Liebeault’un deneylerinden bazılarına katıldıktan sonra hipnotik telkinler üzerine çalışmalara ve uygulamalara koyulmuştur. Kısa süre geçmeden bunun barındırdığı potansiyelleri kavramıştır. Ancak Liebeault’un çalışmalarında kendini engelleyeceğini düşündüğü bir belirsizlik keşfeder. Onun tabiriyle Liebeault’un çalışmaları, “yöntemden yoksundur.” Pozitif ve somut doğası, “dokunma” ve “elle tutuş” ihtiyacı, halen kolay ulaşılamayacak ve kaprisli bir gerçeklikle yüzleşmek zorundadır. Deneysel ve pratik bir yöntem ihtiyacı duyarken, güçlü gözlem yeteneğini serbest bırakır. (Onun bir gün gelip de kendisinde herhangi bir biçimlendirici çalışma ihtiyacı duymaksızın zihinleri biçimlendirme yeteneğini keşfettiği düşünüldüğünde, bunun ne denli büyük bir yetenek olduğu anlaşılır.) Pratik düşkünü olduğu kadar, gözlemlerinde de son derece özenlidir. Öğretisinin en yeni ve en verimli yönü basit günlük gözlemler aracılığıyla gün yüzüne çıkar. Bunun bize bir ders olması gerekir. Günlük gözlemler üzerine sanatsal bir yetenek bilim için göz ardı edilemeyecek zengin bir alan sunar. Kuşkusuz başka süreçlerin de eklenmesi gerekir, ancak bunun yerini doldurabilecekleri söylenemez. Resmi bilimsel eğitim, göründüğünden çok daha skolastik yapıdadır: Nasıl mantık yürütülmesi gerektiğini öğretir, ama nasıl gözlem yapılması gerektiğini unutturur. Rousseau’dan başlayarak ”yeni ekollerin” öncülerinin ellerin etkinliği ile gözlemler arasındaki ilişkiyi nasıl kavradıklarına da değinebilir. Ancak insanın pratik yönünü bir kenara ayırarak entelektüel yönünü geliştirmeyi amaçlayan eğitim, zekanın gerçek temeli olan gözlem yeteneğini tehlikeye atma riskini doğuracaktır.

Kaderin sert darbelerine bir kez daha teşekkürlerimizi sunmak zorundayız: Çünkü bu darbeler eğiticidir. Emile Coue’nin eğitiminin, sürmesi gerekirken kesintiye uğraması nedeniyle üzüntü değil, mutluluk duymalıyız. Zihninin en verimli olduğu yıllarda geleneksel üniversite programını takip etmek yerine okuldan uzaklaşması ona daha çok şey öğretmiştir. Onun bilim anlayışı her adımda yaşamın tam kalbine doğru ilerlemektedir. Onu izleyerek sıhhi ve dinçleştirici bir doğa banyosu yapmak inanılmaz keyif vericidir. Doğrusu bu kısır entelektüelizm ile övünmekle yetinen insanların asla tadamayacakları bir keyiftir.

Böylelikle Emile Coue içe işleyici, muzip ve iyilik dolu bakışlarıyla gözlemlerini sürdürür. Her şeyden önemlisi çalışmalarında sınırsız gözlem fırsatı bulur. İlaçların değişken tesirleri; ilaç şişelerindeki sözcüklerin etkileri; kimi inatçı hastalıkların zararsız bileşimler aracılığıyla tedavi edilmesi; tüm bunlar doğal olarak bu büyük gözlemci için bir anlam taşımaktadır. Bilinçaltındaki rollerini daha sonra kavrayacağı tüm bu gözlemler gençliği boyunca zihnine işlemiştir. Bunlar, gelecekteki kendi kendine telkin tezinin taşlarını döşemektedir.

 

***

Bu arada Nancy ekolünün fikirleri yayılmaya başlar. Amerika’da, bu fikirlerin istismar edildiğine ve aldatmacalara varan boş laflar ve koparılan yaygaralar aracılığıyla gündeme yerleştiğine tanık oluruz. Emile Coue bu hiç de ilgi çekici olmayan literatürde, yine de faydalanılabilecek bir şey bulabileceğini düşünür. Tüm bu değersiz birikintilerden güçlü ve temel bir ilke çıkarması onun erdemini göstermeye yeterlidir. “Sindirimi oldukça güç” olarak nitelendirdiği bu Amerikan broşürlerinin birinde, en azından üzerinde büyük sabırla çalıştığı deneylerin emarelerine rastlamıştır. Bu deneylerde, Liebeault ile görüşmesinden sonra arayışı içerisine girdiği “yöntem” için temel taşların yer aldığına inanır. Böylece 1901 yılına ulaşırız. Artık uygulamaya koyduğu “yöntem” deneğin hipnotize edilmesine dayanmaktadır. Bunun için de, denek uyanık halde iken gerçekleştirilen, telkinleri esas alan bir dizi deneyden yaralanır. Sonuç olarak Emile Coue hipnotizmadan yararlanmaktadır.

Yavaş yavaş kendi kişisel katkıları olan fikirler kesin bir hal almaya başlar. Bunlar belirli bir yönteme dayanan deneylerle, yıllardır biriktirmekte olduğu basit ve gündelik gözlemlerin biraraya gelmesiyle oluşmuştur. İlaçların değişken ve beklenmedik tesirlerinin tek açıklaması da, kuşkusuz hastanın “imajinasyonudur.” Belirli bir yöntem dahilinde kademe kademe gerçekleştirilen deneylerde yönlendirilen “imajinasyon” olağandışı telkin ve hipnozlarda da temel rolü oynar. Telkin ya da hipnoz uygulanan hastanın pasifliği ve hareketsizliği, irade ve imajinasyon arasındaki çatışmada imajinasyonun üstün geleceğinin açık bir göstergesi değil midir? Bu yalnızca sistematik telkin ve hipnoz koşullarında gözlemlenebilecek bir olgu da değildir. Günlük yaşamımızda da aynı çatışmaya ve aynı başarısızlığa sürekli olarak tanık oluruz. “Kendimi tutamıyorum.” ya da “Kendime engel olamıyorum.” diye düşündüğümüz her an bunu yaşarız.

Böylece Coue’nin iki temel fikrinin kökenine ulaşmış oluruz. İlki, tüm telkinlerin son tahlilde kendi kendine telkin olduğudur. Kendi kendine telkin “imajinasyonun” ya da “zihnin” bilindik etkinliğinden başka bir şey değildir. Ancak belirli yasalar çerçevesinde gerçekleşen bu etkinlik düşünüldüğünden daha güçlüdür.

İkinci temel fikir de ilkinin doğal sonucudur: Telkinde telkini gerçekleştiren kişi değil, yalnızca deneğin imajinasyonu etkili olduğu için, telkin ve hipnozlarda tüm iştirakçilerin tanık olduğu şiddetli ve gerçek çatışma, iki irade arasında değil, deneğin imajinasyonu ile iradesi arasında yaşanır. İmajinasyon, iradenin üstesinden gelir.

Göründüğü kadarıyla bu ikinci fikir, Emile Coue’nin en önemli ve en verimli fikridir. Üzerinde özenli bir biçimde çalışmış ve bu yasayı görülmemiş bir keskinlikle ortaya koymuştur. Tersine dönen çaba olarak adlandırdığım bu yasaya göre irade, yalnızca telkin karşısında etkisiz olmakla kalmaz aynı zamanda onun daha da güçlenmesine hizmet eder. Bisiklet sürmeyi yeni öğrenen bir kişinin karşısındaki taşı gördüğünde düşme korkusuyla uzaklaşmaya çabalarken onun üstüne üstüne gitmesinin arkasında bu yatar. Sahne korkusu ya da gülme krizlerindeki durum da aynıdır. Ne kadar engellemeye çalışırsanız o kadar artarlar.

Kuşkusuz bu yasayı daha da özlü bir biçimde ifade etmek mümkündür: Bilinçli benlik ile bilinçdışı benlik arasındaki çatışmada belirleyici olan her zaman için bilinçdışı benliktir. İradenin bilinçdışı karşısında zafere ulaşabilmesinin tek yolu onun kendi silahlarını ödünç almaktır. Belirli bir yöntem dahilinde gerçekleştirilen kendi kendine telkinlerde yaşanan da tam olarak budur.

Emile Coue deneklerde imajinasyonun muazzam gücünü keşfettikten sonra hipnotizmadan yararlanmayı bırakmıştır. Artık deneklere kendi kendilerine nasıl telkin yapacaklarını öğretmeye koyulmuştur. Bu tercihinde de son derece haklı olduğunu ispat etmiştir. Telkinin sonuçları olağan sınırların çok ötesine geçmiştir. Telkinden organik vakalarda da yararlanmaya başlamıştır. Onun yanı sıra Lousanne’li Dr. Bonjour tarafından gerçekleştirilen bağımsız incelemelerde vücuttaki benlerin telkin aracılığıyla yok edilebildiğine tanık olunmuştur.

1910 yılında sistem sıkı bir bütün teşkil eder duruma gelmiş ve bu tarihten itibaren “yeni” Nancy ekolü olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır. Sürekli olarak yaygınlaşan toplu oturumlarda (yalnızca savaş yıllarında hafif bir düşüş görülmüştür.) Emile Coue şaşırtıcı sonuçlara ulaşmıştır. Günümüzde “Nancy mucizelerinden” söz edilmektedir. Kendi yaşamı güçlüklerle dolu olan bu insan, onu gerçek bir kurtarıcı olarak gören binlerce kişiye sağlık ve mutluluk dağıtırken hiçbir karşılık beklememiştir.

Emile Coue, Tanrı ve insan sevgisiyle dolu olan bu çalışmalarıyla kendini halka adamıştır. Dünyanın bu sıradan insanlarına sonsuz bir sevgi ve yakınlık duymaktadır. Bu, onun hem görkemi hem de sınırını ortaya koyar. Kendi fikirlerinin kitlelerce kucaklanmasının önünü açmıştır. İfadelerini her geçen gün basitleştirmesinin ve hatta son konferanslarında kimilerini rahatsız eden çocukça ve basmakalıp bir havaya bürünmesini göze almasının ardında da bu takdire şayan eğilimin yattığı hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Emile Coue sürekli olarak aynı şeyleri tekrarlamakla suçlanmaktadır. Aynı şeyleri tekrarlıyor olabilir, ama ondan değişmesini beklemek pek mümkün değildir. Kendi adıma bunun çok da arzulanacak bir şey olmayacağını düşünüyorum. İki fikri var; bir üçüncüsüne sahip olduğunu söyleyemem. Bir üçüncüsüne ihtiyacı da yoktur. O iki fikre gerçekten hakimdir ve onlarda ısrar etmektedir. Onlara büyük önem atfetmektedir. Onların ağırlığının farkındadır. Kuşkusuz bu yoğunlaşmasının değerini de çok iyi bilmektedir. Bir fikrin telkine ve güce dönüşmesinin tek yolu da onun üzerine yoğunlaşmaktır. Telkin uygulanırken yararlanılmasını önerdiği monoton ve inatçı tekrarların etkisinin farkındadır. İsa’dan önce yaşamış Romalı devlet adamı Cato’yu anımsatır. Cato kürsüde her gün “Kartaca’nın yok edilmesi gerektiğini” tekrarlayarak bu amacına ulaşmıştır. Direngenlik bir sınırlamadır, ancak aynı zamanda bir güçtür.

Emile Coue’nin tarzının herkese hitap etmediği oldukça açıktır. Herkesin fazla “arınmış” olduğu Geneva’da Fransız sadeliğinin ve yardımseverliğinin ulaştığı sınır insanları hayrete düşürmüştür. Emile Coue’nin gittiği her yerde yarattığı heyecan dalgası ve başarılarının kopardığı gürültü, nazik ve ihtiyatlı kimseleri ürkütmüştür. Onu gösteri yapmakla ve neredeyse şarlatanlıkla suçlayanlar olmuştur. Oysa bu yersiz suçlamalarla, bilge ve yardımsever insanın mütevaziliğini ve fedakarlığını bilenlerin nasıl da umutlarını kırmışlardır! Bu, mıknatısın demiri çekmek için gürültü çıkardığını iddia etmekle birdir. Hz. İsa’nın tekrar aramıza dönerek şehrin arka sokaklarında fakir maiyeti eşliğinde yürüdüğünü görseler de bu “soylu” insanların yüzlerini çevirerek onu “şarlatan” diye suçlayacaklarından eminim. Ancak Emile Coue herkesi hoşnut edemese de kendi doğru bildiği yolda ilerlemektedir.

Kuşkusuz daha esnek davranabilmesi ve farklı dinleyici topluluklarına hitap edebilmesi arzu edilebilirdi. Ancak onu olduğu gibi kabul etmek en iyisidir. O sert bir elmastır ve bir çeşit doğal güçtür.

Yaradılışı gereği yaptığı tercih sonucunda kendini kitlelere ulaşacak etkinliklerle sınırlarken bunu rahatlıkla gerçekleştirebileceğinin farkındadır. Onun yolunu izleyen öğrenciler ve özellikle de doktorlar yetişmektedir. Onların etkinlikleri kendinin ulaşamadığı yerlere ulaşacaktır. Parisli Dr. Prost ve Dr. Vachet ile Monier Williams’tan özel olarak söz etmekte fayda vardır. Nancy’e gelerek kendi kendine telkin konusunda incelemeler yaptıktan sonra Londra’da yöntemi uygulamak üzere bir klinik açmışlardır. “Coueizm”in etkili orjinalitesini en iyi kavrayan doktorlar ve aydınlar İngiltere’den çıkmıştır. (“Coueizm” tabirini de onlara borçluyuz.) Diğer yerlerde olduğu kadar Fransa’da da hala çoğu insan anlamak istememektedir. İlk başlarda tamamıyla absürd olarak nitelendirdikleri bu fikir artık kendini hissettirmeye başlamıştır ve görmezlikten gelinememektedir. Eleştirilerin de yönü değişmiştir: “Pekala, çok güzel. Ama biz bunları zaten uzun süredir biliyorduk; bir başka isim altında bizim eski dostumuz telkini ısıtıp tekrar önümüze sürüyorsunuz.” Bunlar Bay James’e göre her yeni fikrin karşılaşmak zorunda olduğu iki aşamadır. Gerçekten yeni olan her fikir ilk önce ölçüsüzlükle suçlanmasına, daha sonra da doğruluğu kabul edilip sıradanlık suçlamasına maruz kalır. Üçüncü aşamaya yani anlama aşamasına geçmeleri için daha ne kadar beklememiz gerektiğini bilemiyoruz. Genel olarak resmi bilimin getirdiği temel eleştiri Emile Coue’nin bir doktor olmadığıdır. Nancy okulunda sayıları her geçen gün artan doktorlar da görmezden gelinmeye çalışılmaktadır. Ancak Nancy okulunun fikirlerinin tıbbın yanı sıra her alana yayıldığını görmekte fayda vardır. Eğitim, ahlak, psikoloji ve sosyoloji alanlarında yeni bakış açıları geliştirilmektedir. İnsan zihnine ilgi duyan hiç kimse onlara karşı kayıtsız kalamamaktadır. Sayıları az da olsa bunu son derece iyi anlayan din adamları da mevcuttur. 10 Haziran 1921 tarihinde, Londra’daki St. Paul Katedrali’nde Rahip E. W. Barnes tarafından verilen vaazdan söz etmemize bile gerek yoktur. Geneva’lı bilim adamlarına örnek olacak açık fikirli din adamlarına sıkça rastlamaktayız.

Sözünü ettiğimiz tutumlar hiç de şaşırtıcı değildir. Emile Coue’nin öğretisi metafizik sorunlar üzerinde mutlak bir biçimde tarafsızlığını koruyor olsa da ruhun beden üzerindeki gücünü kabul etmesiyle din ile ortak bir zeminde buluşmaktadır. Üstadın yaşamı da gerçek ruhsallık ile son derece örtüşmektedir. Adanmışlığının eşi benzeri yoktur. O olağandışıdır. Onun karşısında saygıyla eğilmek için Nancy’de başka bir “mucize” ile karşılaşmamıza gerek bile yoktur. O mucizenin ta kendisidir.

 

 

 

 

İlginizi Çekebilecek Eserler

 
 

Reiki'nin Temelleri

 

Tüm Yönleriyle Reiki

  Reiki - Uygulamalı Şifacılık Teknikleri
  Reiki ile Sağlıklı Yaşam
  Sağlık İçin Enerji Çalışmaları
  Şakralar ve Enerji Alanları
  Günlük Yaşamda Alexander Tekniği
  İmgelemenin İyileştirici Gücü
  Refleksoloji - Ayak Masajıyla Gelen Sağlık
  Mudralarla Şifa - Parmak Yogası
  Ruhsal Şifa
  Psişik Şifacılık
  İyileşmenin Simyası
  Zihinsel ve Bedensel Gevşeme Teknikleri
  Yanıbaşımızdaki Bilgelik
     

 

 

Kitap Konuları

 
 

Batık Uygarlıklar / Arkeoloji

 

Ezoterizm / Okültizm

  Kendini Tanıma / Eğitim
  Parapsikoloji
  Psişik Uygulamalar
  Roman / Öykü
  Ruhsal Araştırmalar / Ruhsal Tebliğ
  Sağlık / Alternatif Tıp
  Tekrardoğuş
  Şuur / Transpersonel Psikoloji
  Yeni Çağ / Modern Bilim
     

 

   

<< GERİ

 
   
Tel.: (0232) 421 44 49 - Faks: (0232) 422 72 12 - E-mail: info@egemeta.com
Produced by Ege Meta Yayınları