|
“Müzik, insandan ateş çıkartmalı.”
demiştir Beethoven. Bu, bizden ateş çıkaran bir müziğin ve onu
dünyaya armağan eden adamın hayat öyküsüdür.
Geleneksel biyografiler hiçbir zaman
Beethoven’ın hayatının temel ruhsal doğasını yeteri kadar
vurgulayamamıştır. Ve geleneksel akademik müzikolojik yorumlar da
hiçbir zaman Beethoven’ın müziğinin kökten biçimde metafizik
doğasına yeterli dikkati çekememişlerdir. Beethoven Ruhsal Yol’un
bir öğrencisiydi. Hayatı ve müziği ancak bu perspektiften
bakıldığında doğru olarak anlaşılabilir ve takdir edilebilir.
Beethoven’ın hayat hikayesi, insan ruhunun
Tanrı’yla bütünleşme peşindeki kutsal serüveni sırasında, tüm dış
muhalefete ve içsel eksikliklere galip gelmek için gösterilmesi
gerekli örnek bir çabayı tanımlar. Hayata çok yeterli bir başlangıç
yapmamasına rağmen hepimizi esinleyebilen bir biçimde zafere giden
bir yol haritası çıkarmayı başarmıştır. Bireysel hayatında felaketin
orta yerinde olmasına rağmen, dünya döndüğü sürece tüm ulusların
halklarını heyecanlandıracak ve manevi olarak yükseltecek büyüleyici
eserler yaratmıştır. Hayat hikayesi bu kitabın ikinci bölümünün
konusudur.
Beethoven’ın müziği kendi içinde, ruhsallık
yolcularının Yolunun öyküsünü anlatır ve her bir büyük kompozisyonu
bu Yol’daki belli bir evrenin tanımıdır. Eserleri mevcut meditasyon
müzikleri içinde en büyükleri arasındadır. Dolayısıyla bu kitabın
üçüncü bölümü, Beethoven’ın müziğinin kendi kendini dönüştürmeyi
hedef alan bireyle ilişkisini anlamaya ve kullanmaya yarayacak, her
parçayı tek tek ele alan bir rehber olarak tasarlanmıştır.
Ernest Newman’ın yazdığı gibi, “Beethoven’ın
imajinasyonunun özelliği onun bizi, yalnızca tüm müziği değil, tüm
hayatı, tüm duyguları ve tüm düşünceleri tekrar tekrar yeniden
değerlendirdiğimiz bir yüksekliğe çıkartmasıdır.”
Buradaki can alıcı nokta, Beethoven’ın
müziğinin bizi değiştirebilmesidir. Yani bilincimizde devrim yaratma
potansiyeline sahiptir.
Beethoven devrimci bir çağda yaşayan gerçek bir
devrimciydi. Ancak onun kişisel devrimi, öncelikle psikolojik ve
ruhsaldı. İşe bakın ki bir başka devrimci, Napolyon Bonapart’ın
topları Viyana’yı bombaladığı sırada Beethoven da bu şehirdeydi. Bir
arkadaşının bodrum katına sığınmıştı ve Beşinci Piyano Konçertosu
İmparator’u besteliyordu. Et ve kemik imparatoru Napolyon her yeri
silip süpürecek ve Avrupa’nın büyük bölümünü mağlup edecekti, fakat
daha ileride Waterloo’su ile karşılaşacaktı. Sonunda çok daha somut
bir etkinlik ve kalıcılığa sahip olduğunu kanıtlayan ise
Beethoven’ın devrimi ve “soyut” müziği olmuştur.
Çünkü Beethoven müziğin, kişinin ruhuyla temasa
geçme gücünü biliyordu. Ve bu temas kişiyi dönüştürüyordu. Napolyon
topla tüfekle fethetmeyi seçerken Beethoven, dünyanın değişimi için
silah yerine bestelerini yazdığı kalemi seçmişti. O kendi zamanında
kalpleri fethetmişti ve hala da fethetmektedir.
Çağlar boyunca, üstat bilge ve filozoflar
müziğin -hangi cinste olduğuna bağlı olarak daha iyiye veya kötüye
götürecek şekilde- insan bilincini değiştirme yollarının en
güçlülerinden birisi olduğunu biliyorlardı. Bir uygarlık, kendi
müziğinin ruhsal ve moral seviyesinin büyük olasılıkla daha üstüne
yükselemezdi. Yazar ve hatip Andrew Fletcher’in 1704’te İskoç
Parlamentosundaki konuşmasında söylediği gibi, “Çok akıllı bir kişi
tanımıştım. Ona göre; eğer bir adam bütün o baladları yaratma
olanağını bulmuşsa, o ulusun yasalarını kimin yapacağı hakkında
kaygılanması gerekmez, inancındaydı.”
Beethoven bu prensibi bütünüyle anlıyordu.
Gençliğinde Schiller’in tüm sanatçılara yaptığı çağrısını okumuştu:
“İnsanoğlunun itibarı size emanet edilmiştir, buna özen gösterin!
Çünkü o sizinle alçalır ya da sizinle yükselir!” Beethoven, beşeri
zihinleri Tanrı’nın Zihni’yle temasa geçirerek insanlığı
halihazırdaki durumunun üstüne yükseltme gücüne sahip bir müziği
bilinçli olarak yaratmaya çabalıyordu. Müzik aracılığıyla Ruh’un
matrikslerini Madde’ye getirmek, Mesih bilincinin tohumlarını O’nun
gibi, sevdiği insanlığın içine ekmek için çabalıyordu. Hangi
derecede başarılı olduğunu ölçmek için, dünyanın gelmiş geçmiş en
büyük bestecisi olarak değerlendirilmesini hatırlamak yeterli
olacaktır.
Daha çocuk yaşlardayken Beethoven, müziğin
içsel gücünün, bilinci dönüştürebilen kuvvetinin farkındaydı. İlk
mektupları, o zamanlarda bile kendisi için değil başkaları için
besteleyen ve insanlığın hizmetindeki genç bir adamı anlatır.
Beethoven çocukluğunda erken dönem müzik öğretmeni Rahip Willibald
Koch’a bir seferinde kuşkuyla şöyle sormuştu: “Niçin, bir müzisyen
olarak bu kadar iyiyken, böyle bir kenara çekiliyorsun?”
Eserlerini dinleyerek Beethoven’ın
müzikal/ruhsal ilerleyişinin yolundan devam edebiliriz (Özde,
müzikal ve ruhsal ilerleme bir ve aynı şeydir). Bu vasıtayla onun
amaçladığı gibi bizim ruhsal farkındalığımız da giderek daha çok
genişler. Beethoven’ın müziği Tibetli bir rahibin dua tekerleğine
uzanan eli gibi, şakralarımızı döndürür ve hızlandırır, ruh
haletimizi yüceltir ve hatta bir ölçüde kişiliğimizi kalıcı biçimde
değiştirir. Notalarda mevcut Tanrı Bilinci’nin unsurları içimize
çekilir ve bünyemize katılır.
Bunun ötesinde, birey birey bilincin
dönüştürülmesi sayesinde Beethoven, yirminci ve yirmibirinci
yüzyılların düşünce tarzlarına doğru bir köprü kurmuş genel olarak
toplumsal bilincin değişmesinde de önemli ve gerekli bir rol
oynamıştır. Bunu müzik aracılığıyla uygulamasına rağmen, etkisi
sanatın tüm dallarına ve toplumun tüm kesimlerine süptil bir şekilde
yayılmıştır.
Beethoven’ın sanatçı anlayışı zamanının o kadar
ilerisindeydi ki, en büyük eserlerini bestelerken bunu gelecek
nesiller için yaptığınında yeteri kadar bilincindeydi. Hammerclavier
piyano sonatı hakkında müzik yayımcısına, “İşte sana piyanisti
uğraştıracak ve ancak bundan elli yıl sonra dinlenebilecek bir
sonat.” diye yazmıştı. Özellikle daha ileri dönemdeki eserleriyle
ilgili olarak Beethoven, onları bestelediği sırada çağdaşlarının
büyük çoğunluğu tarafından takdir edilmeyeceğini ve hatta
anlaşılmayacağını biliyordu. Son büyük yaylı çalgılar kuartetlerinin
bazıları, o yaşadığı sürece bir kere bile çalınmamıştı ve yirminci
yüzyılın başına kadar bu kuartetlerin Beethoven’ın çalışmasının
finali ve en güzel meyveleri olduğu yeteri kadar kavranılamamıştı.
1800’lerde Beethoven’ın geç dönem
kompozisyonlarını dinleyen kişilerin sayısı birkaçı geçmiyordu.
Bunların arasındaki Hammerclavier sonatı, Missa Solemnis gibi
eserler ve son beş kuartet, günümüzde bile büyük çoğunluk tarafından
hiç dinlenilmemiştir. Sokaktaki kişinin bunların adını bile
duymamamış olması insanı şaşırtmaz. Dolayısıyla Beethoven’ın
eserlerinin bir çoğunun, geçmişten veya günümüzden çok geleceğe ait
olduklarını söylemek mümkündür.
|