<< GERİ

 

YANIBAŞIMIZDAKİ BİLGELİK

 

Bu kitap hakkında ayrıntılı bilgi almak için tıklayın...

İçindekiler

Önsöz             

Giriş  

                    

I Yaşama Gücü                                      

II Yargılar                            

III Tuzaklar              

IV Özgürlük             

V Yüreğimizi Açmak             

VI Hayatı Kucaklamak                     

VII Yaşamak Ve Yardım Etmek                     

VIII Tanrı’yı Bilmek              

IX Gizem Ve Hayranlık                                

Sonsöz                       

Teşekkürler

ÖNSÖZ  

Bilimsel bir toplantıda konferans verilirken, konu ve konuşmacıyla ilgili bir form doldurmaları istenir. Bundan hareketle, bütün açıklığıyla söylemek isterim ki Dr. Rachel Naomi Remen en yakın arkadaşlarımdan biridir ve tanıdığım en sıra dışı insanlardandır.

Rachel’i seviyorum. Bu kitabı okuduğunuzda, sizin de seveceğinizden eminim.

Değişik alanlardaki büyük sanatçıların dünyamıza ve hayatlarımıza yeni bir pencereden bakabilmek ve hayatı inançlardan, beklentilerden, önyargılardan bağımsız bir biçimde doğrudan doğruya deneyimleyebilmekle ilgili yetenekleri nadir görülür. Yitirilen hayranlık hissini yeniden yakalayabilirler ve hayatın zenginliğini deneyimleyebilirler. Vizyonları ve deneyimleri sözcüklere dökmek daha da ender rastlanan bir yetenektir. Bu yetenek sayesindedir ki yeni gözlerle bakabilmeyi ve açık bir yürekle hissedebilmeyi öğrenebiliriz.

Alışıldık olanı yeni bakış açılarıyla deneyimleyebilme yeteneği ölüm kalım meseleleri yaşamayı gerektirmez; günlük yaşamın içinde de gerçekleşebilir. Belki de özellikle sıradan deneyimlerimizde gerçekleşir. Geçenlerde ofiste çalışırken öğle yemeği için domates soslu makarnayla haşlanmış sebze siparişi verdim. Tadı beklediğimden çok farklıydı. Çok lezzetliydi; alışılageldik bir şeydi ama ne olduğunu çıkaramadım. Çünkü isim vermemiştim, onu sınırlamamıştım. Yerleştirebileceğim bir kategori olmadığı için onu doğrudan doğruya deneyimledim. Lezzetini doyasıya yaşadım. Sonunda fark ettim ki yalnızca karya (amerikan cevizi ç.n.) sosuymuş. Daha önce defalarca yemiş olduğum sosun aynısı olmasına rağmen tamamen farklı bir deneyimdi.

İsimler, inançlar ve önyargılar dünyaya bir çeşit düzen getirebilir. Ancak çoğu zaman hayatı bütünüyle deneyimliyebilmemizin önüne geçerler. Rachel Remen’in nadir yeteneği, kendimize ve başkalarına ilişkin inançlarımızın ve yargılarımızın ötesine geçmemizi ve dünyayı sanki ilk defaymış gibi hayranlık ve bilgelik ile seyretmemizi sağlamasıdır.

Kırk yıllık geçmişi olan kronik bir hastalıktan muzdarip bir hastanın perspektifinden bakarken yine son derece iyi eğitimli ve başarılı bir hekimin durduğu avantajlı noktadan bakıyor. Ve yine aynı zamanda bir rehber gözüyle bakıyor.

O bunların hepsi ve daha fazlası. Rachel Remen tıpkı kendi kültürü inceleyen bir antropolog ve kendi mesleğinde görev yapan bir vizyoner gibi her yere uygun olan ve ancak hiçbir yerle de sınırlı kalmayan biridir. Rachel Remen bir şefkat savaşçısıdır ve kendini ruha adamış bir büyücüdür.

Ruhsal üstatlar çok çeşitli kılıklara bürünerek karşımıza çıkabilir. Bazen Rachel gibi hekimler olarak karşımıza çıkarlar, bazen de hastalıktan muzdarip sıradan insanlar olarak karşımıza çıkarlar. Bu kitap hepimizin birbirimize sunabileceği ruhsal öğretiyi dinlemeyi öğrenmek üzerinedir.

Bu kitap içindeki bilgeliğin kökleri gerçek hayata dayanmaktadır. Rachel’in kurgusu değildir, “kendiliğinden bir akıştır.” Onun bilgeliği daha organik bir nitelikten doğmaktadır. O hayatın kendisi olan nihai ruhsal üstadın mesajını duyabilmekte ve aktarabilmektedir.

Hayat bilinmeyenlerle doludur, mucizelerle doludur, gizemlerle doludur. Çoğu kitap sizi bilinmeyenden bilinene taşımaya çalışır. Rachel Remen’in kitabı ise bizleri günlük yaşamdaki gizemlerin farkına varmaya ve bilinmeyene yaklaşmaya çağırıyor. Bilinmeyenden uzaklaşıp sabit bir noktaya takılmak yerine, bilinmeyene yaklaşmak bizi genellikle şifayı bulabileceğimiz noktaya ulaştırır. Rachel Remen hayatın kesintiye uğramadığını ve sabitlenmemesi gerektiğini öğretiyor. Hayatın tadına varmamızı ve hayatı kutlamamızı tavsiye ediyor.

Bir bilim adamı olarak veriler, rakamlar, gelişigüzel seçilmiş örnekler üzerinde uygulanan kontrollü klinik deneylerle dolu bir dünyada yaşıyorum. Bilim adamları kan basıncı, kolesterol, kan akışı gibi ölçülebilen şeylere inanır. Oysaki bir zamanlar Dr. Denis Burkit’in söylemiş olduğu gibi “Sayılabilen her şey hesaplanamaz.” Anekdotlara dayanan kanıtlar, bir başka deyişle öyküler, bilim adamları tarafından şüpheyle karşılanır. Çok şaşırtıcı değişkenler bulunduğu için olguları kanıtlamak ve tekrarlamak daha güçtür.

Ancak olgularda hiçbir anlam bulunmaz. Bir hekim ve insan olarak, öykülerle dolu bir dünyada yaşıyorum. Öyküler tekrarlanamaz çünkü hayatlarımız eşsizdir. Bize değer ve anlam katan eşsizliğimizdir. Bununla birlikte öyküleri aktarırken bizi benzer kılan, bizi birbirimize bağlayan, bizi birbirimizden ve kendimizden ayıran duvarları aşmamıza yardım eden şeyi öğreniriz.

Öyküler topluluğun dilidir. Kalp bir pompadır ve fiziksel düzeyde bilimin sunduğu en iyi ilaçlarla korunmalıdır. Ancak bizler sadece makine değiliz. Kültürümüzdeki gerçek salgın, yalnızca fiziksel kalp hastalıkları değil, benim duygusal ve ruhsal olarak nitelediğim kalp hastalıklarıdır. Bizi birbirimize bağlayan ve topluluk kılan sosyal ağlar çökünce yalnızlık, kimsesizlik ve yabancılaşma hisleri kültürümüzde alabildiğine yaygınlaşmıştır.

Bunun sonucunda ne mi olur? Kendini yalnız ve kimsesiz hisseden insan sigara içmeye, aşırı miktarda yemek yemeye, hatalı bir biçimde ilaç kullanmaya, çok yoğun çalışmaya daha fazla eğilimlidir. Yapılan birçok araştırma, kendini yalnız ve kimsesiz hissedenlerin, ilişki (connection TG) ve topluluk hissini yaşayanlara oranla üç ila beş kat daha fazla erken ölüm riski ile karşı karşıya olduğunu göstermiştir. Erken ölümler kalp hastalıklarının yanı sıra aklınıza gelebilecek her türlü nedene dayanabilmektedir.

Kendi meslek hayatımda, ilişki (connection TG) ve topluluk hissine dönük büyük bir açlık duyulduğuna birçok defa tanık oldum. Programlarımıza katılan çok sayıda insanın kolesterol düzeyinin, kan basıncının düştüğüne, aşırı kilolardan kurtulduğuna veya kendi ifadeleriyle “arterlerinin açıldığına” tanık oldum. Yemek yeme alışkanlıklarını değiştirecek, sigarayı bırakacak ve egzersiz yapacak duruma geldiler.

İnsanlara sağlıkla ilgili bilgiler vermenin, yani onlara olguları sunmanın, yemek yeme alışkanlıkları ve yaşam tarzı üzerinde uzun soluklu değişikliklere gitmek için yeterli motivasyonu sağlamaktan uzak olduğunu anladım. Eğer yeterli olsaydı, hiç kimse sigara içmezdi. Bu yüzden çalışmalarımızı daha derin bir düzeyde yürütmeliyiz.

“Grup desteği” olarak adlandırdığımız şey, programımızın bir bölümünü teşkil ediyor. Bu gruplar, insanların yemek tariflerini ve alışveriş ipuçlarını paylaşabileceği kadar güvenli bir ortam olmalıdır. Aynı zamanda yargılanmak, dışlanmak veya eleştirilmek korkusu duymaksızın hayatlarında olup bitenleri, yani öykülerini anlatabileceği kadar güven vermelidir. Programımızda çoğu insanın güçlük yaşadığı bir bölüm olmasına karşın, bu genellikle en faydalı bulunan bölümdür. Bu düzeyde çalıştığımızda, insanların hayat tarzında değişikliklere gitmeye çok daha yatkın olduğunu gördük. Birçok insanın kendi kendine zarar veren alışkanlıklarını terk edip hayat kalitesini arttıracak değişikliklere gittiğine tanık olduk.

İster fiziksel, ister duygusal, ister ruhsal veyahut isterse de üçünü de içeren bir acı, dönüşüme açılan bir kapı olabilir. Bu yüzyılın ve milenyumun sonuna doğru yaklaşırken, kişisel acılarımız zaman zaman iletişim ve topluluk hissinin eksikliği yüzünden daha da kötüye gitmektedir. Hastalıklar genellikle bu yalıtılmışlık hisleriyle şiddetlenmektedir.

Öyküleri anlatmak şifa verebilir. Hepimiz daha yüce bir bilgeliği kendi içimizde değerlendirebiliriz ve yüksek sesle telaffuz edene dek bunların farkında olmayabiliriz.

Öyküleri dinlemek de şifa verebilir. Başka insanların öykülerini dinlediğinizde, genellikle hayata dönük derin bir güven duyarsınız. Yalnız olmadığınızı fark edersiniz. Harikulade bir refakat eşliğinde seyahate çıkarsınız. Sıradan hayatlar sürdüren sıradan insanlar çoğu kez birer kahramandır.

Rachel Remen’in kitabını okumak şifa verebilir. Onun sesini ve yaralarını acılarını dönüştürmek için kullanan insanların seslerini duyduğunuzda, acılarımız bir biçimde azalacak ve yaralarımız şifaya kavuşmaya başlayacak. Kalplerimizi biraz daha açabilmek için kendimizi güvende hissetmeye başlayacağız.

Birbirimizle bağımız, canımız ve ruhumuz ile bağımız halihazırda mevcuttur. Kendimizi saldırılara en açık hissettiğimiz anlarda, içimizde saldırılara açık olmayan noktaların örtüsü kalkar ve bunlar daha görünür hale gelir. Kalplerimiz açılmaya başlayınca, bunları hissedebiliriz. Pencereyi açıp güneş ışıklarının içeriye süzülmesine izin verebiliriz. Ki o güneş ışıkları içeriye girmek için orada sabırsızlıkla bekliyor.

 

 

 

İlginizi Çekebilecek Eserler

 
 

Reiki'nin Temelleri

 

Tüm Yönleriyle Reiki

  Reiki - Uygulamalı Şifacılık Teknikleri
  Reiki ile Sağlıklı Yaşam
  Sağlık İçin Enerji Çalışmaları
  Şakralar ve Enerji Alanları
  Kendi Kendine Telkin
  Günlük Yaşamda Alexander Tekniği
  İmgelemenin İyileştirici Gücü
  Refleksoloji - Ayak Masajıyla Gelen Sağlık
  Mudralarla Şifa - Parmak Yogası
  Ruhsal Şifa
  Psişik Şifacılık
  İyileşmenin Simyası
  Zihinsel ve Bedensel Gevşeme Teknikleri
     

 

 

Kitap Konuları

 
 

Batık Uygarlıklar / Arkeoloji

 

Ezoterizm / Okültizm

  Kendini Tanıma / Eğitim
  Parapsikoloji
  Psişik Uygulamalar
  Roman / Öykü
  Ruhsal Araştırmalar / Ruhsal Tebliğ
  Sağlık / Alternatif Tıp
  Tekrardoğuş
  Şuur / Transpersonel Psikoloji
  Yeni Çağ / Modern Bilim
     

 

   

<< GERİ

 
   
Tel.: (0232) 421 44 49 - Faks: (0232) 422 72 12 - E-mail: info@egemeta.com
Produced by Ege Meta Yayınları