|
Bilimsel bir toplantıda konferans verilirken,
konu ve konuşmacıyla ilgili bir form doldurmaları istenir. Bundan
hareketle, bütün açıklığıyla söylemek isterim ki Dr. Rachel Naomi
Remen en yakın arkadaşlarımdan biridir ve tanıdığım en sıra dışı
insanlardandır.
Rachel’i seviyorum. Bu kitabı okuduğunuzda,
sizin de seveceğinizden eminim.
Değişik alanlardaki büyük sanatçıların
dünyamıza ve hayatlarımıza yeni bir pencereden bakabilmek ve hayatı
inançlardan, beklentilerden, önyargılardan bağımsız bir biçimde
doğrudan doğruya deneyimleyebilmekle ilgili yetenekleri nadir
görülür. Yitirilen hayranlık hissini yeniden yakalayabilirler ve
hayatın zenginliğini deneyimleyebilirler. Vizyonları ve deneyimleri
sözcüklere dökmek daha da ender rastlanan bir yetenektir. Bu yetenek
sayesindedir ki yeni gözlerle bakabilmeyi ve açık bir yürekle
hissedebilmeyi öğrenebiliriz.
Alışıldık olanı yeni bakış açılarıyla
deneyimleyebilme yeteneği ölüm kalım meseleleri yaşamayı
gerektirmez; günlük yaşamın içinde de gerçekleşebilir. Belki de
özellikle sıradan deneyimlerimizde gerçekleşir. Geçenlerde ofiste
çalışırken öğle yemeği için domates soslu makarnayla haşlanmış sebze
siparişi verdim. Tadı beklediğimden çok farklıydı. Çok lezzetliydi;
alışılageldik bir şeydi ama ne olduğunu çıkaramadım. Çünkü isim
vermemiştim, onu sınırlamamıştım. Yerleştirebileceğim bir kategori
olmadığı için onu doğrudan doğruya deneyimledim. Lezzetini doyasıya
yaşadım. Sonunda fark ettim ki yalnızca karya (amerikan cevizi ç.n.)
sosuymuş. Daha önce defalarca yemiş olduğum sosun aynısı olmasına
rağmen tamamen farklı bir deneyimdi.
İsimler, inançlar ve önyargılar dünyaya bir
çeşit düzen getirebilir. Ancak çoğu zaman hayatı bütünüyle
deneyimliyebilmemizin önüne geçerler. Rachel Remen’in nadir
yeteneği, kendimize ve başkalarına ilişkin inançlarımızın ve
yargılarımızın ötesine geçmemizi ve dünyayı sanki ilk defaymış gibi
hayranlık ve bilgelik ile seyretmemizi sağlamasıdır.
Kırk yıllık geçmişi olan kronik bir hastalıktan
muzdarip bir hastanın perspektifinden bakarken yine son derece iyi
eğitimli ve başarılı bir hekimin durduğu avantajlı noktadan bakıyor.
Ve yine aynı zamanda bir rehber gözüyle bakıyor.
O bunların hepsi ve daha fazlası. Rachel Remen
tıpkı kendi kültürü inceleyen bir antropolog ve kendi mesleğinde
görev yapan bir vizyoner gibi her yere uygun olan ve ancak hiçbir
yerle de sınırlı kalmayan biridir. Rachel Remen bir şefkat
savaşçısıdır ve kendini ruha adamış bir büyücüdür.
Ruhsal üstatlar çok çeşitli kılıklara bürünerek
karşımıza çıkabilir. Bazen Rachel gibi hekimler olarak karşımıza
çıkarlar, bazen de hastalıktan muzdarip sıradan insanlar olarak
karşımıza çıkarlar. Bu kitap hepimizin birbirimize sunabileceği
ruhsal öğretiyi dinlemeyi öğrenmek üzerinedir.
Bu kitap içindeki bilgeliğin kökleri gerçek
hayata dayanmaktadır. Rachel’in kurgusu değildir, “kendiliğinden bir
akıştır.” Onun bilgeliği daha organik bir nitelikten doğmaktadır. O
hayatın kendisi olan nihai ruhsal üstadın mesajını duyabilmekte ve
aktarabilmektedir.
Hayat bilinmeyenlerle doludur, mucizelerle
doludur, gizemlerle doludur. Çoğu kitap sizi bilinmeyenden bilinene
taşımaya çalışır. Rachel Remen’in kitabı ise bizleri günlük
yaşamdaki gizemlerin farkına varmaya ve bilinmeyene yaklaşmaya
çağırıyor. Bilinmeyenden uzaklaşıp sabit bir noktaya takılmak
yerine, bilinmeyene yaklaşmak bizi genellikle şifayı bulabileceğimiz
noktaya ulaştırır. Rachel Remen hayatın kesintiye uğramadığını ve
sabitlenmemesi gerektiğini öğretiyor. Hayatın tadına varmamızı ve
hayatı kutlamamızı tavsiye ediyor.
Bir bilim adamı olarak veriler, rakamlar,
gelişigüzel seçilmiş örnekler üzerinde uygulanan kontrollü klinik
deneylerle dolu bir dünyada yaşıyorum. Bilim adamları kan basıncı,
kolesterol, kan akışı gibi ölçülebilen şeylere inanır. Oysaki bir
zamanlar Dr. Denis Burkit’in söylemiş olduğu gibi “Sayılabilen her
şey hesaplanamaz.” Anekdotlara dayanan kanıtlar, bir başka deyişle
öyküler, bilim adamları tarafından şüpheyle karşılanır. Çok
şaşırtıcı değişkenler bulunduğu için olguları kanıtlamak ve
tekrarlamak daha güçtür.
Ancak olgularda hiçbir anlam bulunmaz. Bir
hekim ve insan olarak, öykülerle dolu bir dünyada yaşıyorum. Öyküler
tekrarlanamaz çünkü hayatlarımız eşsizdir. Bize değer ve anlam katan
eşsizliğimizdir. Bununla birlikte öyküleri aktarırken bizi benzer
kılan, bizi birbirimize bağlayan, bizi birbirimizden ve kendimizden
ayıran duvarları aşmamıza yardım eden şeyi öğreniriz.
Öyküler topluluğun dilidir. Kalp bir pompadır
ve fiziksel düzeyde bilimin sunduğu en iyi ilaçlarla korunmalıdır.
Ancak bizler sadece makine değiliz. Kültürümüzdeki gerçek salgın,
yalnızca fiziksel kalp hastalıkları değil, benim duygusal ve ruhsal
olarak nitelediğim kalp hastalıklarıdır. Bizi birbirimize bağlayan
ve topluluk kılan sosyal ağlar çökünce yalnızlık, kimsesizlik ve
yabancılaşma hisleri kültürümüzde alabildiğine yaygınlaşmıştır.
Bunun sonucunda ne mi olur? Kendini yalnız ve
kimsesiz hisseden insan sigara içmeye, aşırı miktarda yemek yemeye,
hatalı bir biçimde ilaç kullanmaya, çok yoğun çalışmaya daha fazla
eğilimlidir. Yapılan birçok araştırma, kendini yalnız ve kimsesiz
hissedenlerin, ilişki (connection TG) ve topluluk hissini
yaşayanlara oranla üç ila beş kat daha fazla erken ölüm riski ile
karşı karşıya olduğunu göstermiştir. Erken ölümler kalp
hastalıklarının yanı sıra aklınıza gelebilecek her türlü nedene
dayanabilmektedir.
Kendi meslek hayatımda, ilişki (connection TG)
ve topluluk hissine dönük büyük bir açlık duyulduğuna birçok defa
tanık oldum. Programlarımıza katılan çok sayıda insanın kolesterol
düzeyinin, kan basıncının düştüğüne, aşırı kilolardan kurtulduğuna
veya kendi ifadeleriyle “arterlerinin açıldığına” tanık oldum. Yemek
yeme alışkanlıklarını değiştirecek, sigarayı bırakacak ve egzersiz
yapacak duruma geldiler.
İnsanlara sağlıkla ilgili bilgiler vermenin,
yani onlara olguları sunmanın, yemek yeme alışkanlıkları ve yaşam
tarzı üzerinde uzun soluklu değişikliklere gitmek için yeterli
motivasyonu sağlamaktan uzak olduğunu anladım. Eğer yeterli olsaydı,
hiç kimse sigara içmezdi. Bu yüzden çalışmalarımızı daha derin bir
düzeyde yürütmeliyiz.
“Grup desteği” olarak adlandırdığımız şey,
programımızın bir bölümünü teşkil ediyor. Bu gruplar, insanların
yemek tariflerini ve alışveriş ipuçlarını paylaşabileceği kadar
güvenli bir ortam olmalıdır. Aynı zamanda yargılanmak, dışlanmak
veya eleştirilmek korkusu duymaksızın hayatlarında olup bitenleri,
yani öykülerini anlatabileceği kadar güven vermelidir. Programımızda
çoğu insanın güçlük yaşadığı bir bölüm olmasına karşın, bu
genellikle en faydalı bulunan bölümdür. Bu düzeyde çalıştığımızda,
insanların hayat tarzında değişikliklere gitmeye çok daha yatkın
olduğunu gördük. Birçok insanın kendi kendine zarar veren
alışkanlıklarını terk edip hayat kalitesini arttıracak
değişikliklere gittiğine tanık olduk.
İster fiziksel, ister duygusal, ister ruhsal
veyahut isterse de üçünü de içeren bir acı, dönüşüme açılan bir kapı
olabilir. Bu yüzyılın ve milenyumun sonuna doğru yaklaşırken,
kişisel acılarımız zaman zaman iletişim ve topluluk hissinin
eksikliği yüzünden daha da kötüye gitmektedir. Hastalıklar
genellikle bu yalıtılmışlık hisleriyle şiddetlenmektedir.
Öyküleri anlatmak şifa verebilir. Hepimiz daha
yüce bir bilgeliği kendi içimizde değerlendirebiliriz ve yüksek
sesle telaffuz edene dek bunların farkında olmayabiliriz.
Öyküleri dinlemek de şifa verebilir. Başka
insanların öykülerini dinlediğinizde, genellikle hayata dönük derin
bir güven duyarsınız. Yalnız olmadığınızı fark edersiniz. Harikulade
bir refakat eşliğinde seyahate çıkarsınız. Sıradan hayatlar sürdüren
sıradan insanlar çoğu kez birer kahramandır.
Rachel Remen’in kitabını okumak şifa verebilir.
Onun sesini ve yaralarını acılarını dönüştürmek için kullanan
insanların seslerini duyduğunuzda, acılarımız bir biçimde azalacak
ve yaralarımız şifaya kavuşmaya başlayacak. Kalplerimizi biraz daha
açabilmek için kendimizi güvende hissetmeye başlayacağız.
Birbirimizle
bağımız, canımız ve ruhumuz ile bağımız halihazırda mevcuttur.
Kendimizi saldırılara en açık hissettiğimiz anlarda, içimizde
saldırılara açık olmayan noktaların örtüsü kalkar ve bunlar daha
görünür hale gelir. Kalplerimiz açılmaya başlayınca, bunları
hissedebiliriz. Pencereyi açıp güneş ışıklarının içeriye süzülmesine
izin verebiliriz. Ki o güneş ışıkları içeriye girmek için orada
sabırsızlıkla bekliyor.
|