<< GERİ

 

BİTMEMİŞ SENFONİLER

 

Bu kitap hakkında ayrıntılı bilgi almak için tıklayın...

 

Sunuş

 

Önsöz

I.

Başlarken

II.

Neden Ben?

III.

Bestecilerin Planı

IV.

Liszt

V.

Ölümden Sonra Hayat

VI.

Chopın

VII.

Besteciler

VIII.

Şifa

IX.

Kanıtlar

 
ÖNSÖZ  

Rosemary Brown, Tooting Bec Parkı'nın diğer tarafında Piskopos Evi'nden yürüyerek on beş dakika mesafede oturur, ama benim o bölgeye gelişimden on bir yıl sonrasına, yani 1970 ilkbaharına kadar tanışmamıştık. İkimiz de Knightsbridge semtinde, Psychic News dergisi tarafından hazırlanan bir yemekte bulunuyorduk. Yüzlerce kişiden oluşan büyük bir davetli topluluğu vardı ve programdaki etkinliklerden biri Rosemary Brown tarafından verilecek bir resitaldi. Performansı şaşırtıcıydı, dinleyicilerin dikkatini çekmiş, ilgi ve tartışmalara yol açmıştı. Ne türlü açıklanabileceğini bir tarafa bırakırsak, o yemekte bulunan hiç kimsenin onun dürüstlüğünü sorgulamak istemeyeceğini söylemem sanırım uygun olacaktır. Kendisi, Lizst ve diğer büyük bestecilerle iletişim kurduğunu ifade ediyor. Onları görüyor, onlarla konuşuyor ve onların en son eserleri için kanal oluyor. Müziğin kalitesini teknik açıdan yargılamaya yeterli değilim, ancak benden daha bilgili bazı kişiler, yazılmış olan parçaların onları yaratan bestecilerin üslûbunu yansıttığını belirtiyorlar. Bakınız, eğer Rosemary Brown yaşamını müziğe adamış, parlak bir piyanist olsaydı, kabul edilir bir açıklama bulmak mümkündü. Ama durum böyle değil. Rosemary Brown, müzik çalışmalarıyla uğraşmasına imkan vermeyen şartlarda yetişmiş, daha sonraki yıllarda Balham'daki evinin işleriyle meşgul bir ev kadını ve anne olmuştur.

Sir George Trevelyan'ın ifade ettiği gibi, kendisi bir müzik geçmişine ya da doğuştan gelen bir yeteneğe sahip değildir, hemen hiç eğitim almamıştır ve plak dinleyerek olsun, canlı olsun, radyoda olsun konserleri izleyerek edinilen türden tecrübesi de yoktur. Dul bir kadın olarak başlıca görevi ailenin iki yakasını bir araya getirmekti ve bir okulun yemek servisinde günde beş saat çalışarak bunu yapmaya çabalıyordu.

Benim görüşüme göre, bu fenomenin en olası açıklaması psişik açıklamadır, yani bunu Rosemary Brown'ın medyomluğunda aramak gerekir. 'Medyom' sözcüğünün olumsuz imalar içermesi üzücü bir husustur, çünki düz anlamıyla bir vasıtadan, yani aracılık eden birinden fazlasını ifade etmemektedir. Bu olayda, öyle görülüyor ki, Lizst ve Chopin tarafından yönlendirilen bir müzisyenler grubu, insanlığın yararlanması için mevcut eserlerine yenilerini eklemek istemişler, bu maksatla kendilerine aracı olarak Rosemary Brown'ı seçmişlerdir.

Elbette bu açıklama, ölümden sonra hayat düşüncesine karşı olanlara saçma gelecektir ve hiç şüphesiz, bu sözcüklerle ne demek istediklerini tanımlamaksızın, eski "telepati" ve "sezgi" iddialarına sığınacaklardır. Oysa, ölümü kişiliğin gelişiminde nispeten önemsiz bir olay gibi kabul edenlere anlamsız gelmeyecektir. Yıllardır psişik araştırmalarla ilgilenen biri olarak, mezarın öte tarafında yeniden ortaya çıkan güçlerimizle başka bir boyutta hayatı keşfettiğimizi varsaymayı mantıklı buluyorum. Eğer böyle ise, sanatçıların özel yeteneklerini geliştirmeye devam edeceklerini varsaymak da mantıklı görünüyor. Burada yaşadıkları sırada yaratıcı etkinliklerde bulunmuş kimselerin sanatları üzerinde çalışmalarına fırsat verilmeyeceğini düşünmek, öte alem hakkında tuhaf bir anlayış olurdu.

Lizst ve bu gruptaki diğer bestecilerin ünlü bir piyanist veya besteci yerine niçin Rosemary Brown'ı seçmiş olduğunu herkes tahmin edebilir. Bu, belki de, hakikatin alçak gönüllü ve gösterişsiz kişiler vasıtasıyla açığa çıkarıldığını ifade eden İncil yönteminin yeni bir örneğidir. Eski ve Yeni Ahit'in kahramanları dürüstlükleriyle tanınmışlardı, doğuştan soylulukları veya servetleriyle değil.

İnsan zihinlerinin kendi çevrelerindeki materyalizmin tutsaklığında kaldığı ve Kilise'nin onları daha asil bir varoluş hedefine sevk etmekte zorlandığı bir zamanda, Rosemary Brown'ın tecrübeleri, böyle bir farkındalık yolunda bir çağrı ve bir işaret direği gibi göze çarpıyor. Bunun ötesinde bir dünya var ve eğer biz onu bilmezden gelirsek hayatımızı sonsuzluğun gölgesinde yaşarız.

 

SOUTHWARK PİSKOPOSU

MERVYN SOUTHWARK

Piskopos Evi

38 Tooting Bec Gardens, S.W.16

 

BAŞLARKEN

Franz Liszt'le ilk karşılaştığımda yedi yaşında ya var, ya yoktum ve kendimi bildim bileli ölmüş denilen kimselerin ruhlarını görmeye alışıktım. Liszt'le ilk kez karşılaştığımda Londra'da halen oturduğum bu kocaman eski evin tepesindeki yatak odasında bulunuyordum. Bahsettiğim o sabah erken kalkmış olduğumu hatırlıyorum ve sıcak yatağımın içinde keyif yaparak annemin kalkma vaktinin geldiğini söyleyen sesini duymayı bekliyordum. Ağabeylerimi ve beni okula geç kalmamamız için her zaman oldukça erken uyandırırdı, -evden çıkma vaktimizden bir buçuk saat kadar önce- böylece telaş içinde güne başlamak yerine yıkanıp giyinme ve kahvaltı etme fırsatı buluyorduk.
O dönemde evin bir bölümü, aile bütçesine katkı olarak biraz daha para getirmesi için pansiyonerlere kiraya veriliyordu. Bu nedenle o sıralarda anne ve babamın yatak odasında uyumak zorundaydım. Bu oda, bana bir kiliseyi anımsatan sivri çatılı bir tavan arasıydı ve bana güven veriyordu.

Benim yattığım yatak, çok sade eşyalarla döşenmiş odanın köşesinde duruyordu. İkinci elden alınmış yatağımın orta yeri insanı dehşete düşürecek kadar çukurlaşmıştı. Yatağa girdiğimde, benim ufacık ağırlığım bile baş ve ayak uçlarının içeri doğru kıvrılmasına yol açıyordu.

İşte neredeyse ilkel denilebilecek bu basit odada Liszt bana ilk defa görünmüştü. Onun yatağımın yanında durduğunu fark ettiğimde hiç korkmamıştım. Ufacık bir çocuk olduğum zamanlardan beri fizik bedenini terk etmiş varlıkları - ya da çoğu insanların dediği gibi ruhları - görmeye alışmıştım, yani o vizyonun beni korkutacak bir tarafı yoktu. Aslında şaşırmış olduğumu bile sanmıyorum. Çocukken bu tür şeyleri mesele etmiyorsunuz.

İlk karşılaşmamızda ihtiyar bir adam görüntüsüyle gelmişti. Upuzun, bembeyaz saçları vardı. Üzerindeki giysiyi, ben siyah, uzun bir elbise gibi algılamıştım. Yedi yaşında buna papaz cüppesi diyemezdim. Ama bir erkeğin bu tarzda giyinmiş olmasını tuhaf bulduğumu hatırlıyorum; aslında ziyareti öylesine kısa sürmüştü ki, o gitmeden bunu düşünecek vaktim yoktu.

Her nedense o sabah kimliğinden hiç söz etmemişti. Belki de nasılsa bir yerde resmini görüp onu tanıyacağımı biliyordu. Zaten özellikle o ağır başlı rahip cüppesi içinde, uzun beyaz saçlı, yaşlı bir adam görüntüsüyle Liszt'i bir başkasıyla karıştıramazdım.

O sabah, bir çocuğun karşısında yavaş yavaş konuşarak bütün söylediği, bu dünyada yaşadığında bir besteci ve piyanist olduğuydu.

Sonra dedi ki: "Büyüdüğünde tekrar geleceğim ve sana müzik vereceğim."
Hepsi gayet açıktı. Karmaşık cümleler ve uzun kelimeler içermeyen, bir çocuğun anlayışı dahilinde, basit bir ifade tarzı. İsmini öğrenmenin o zaman bana zor geleceğini bile düşünmüş olabilir. Yine de yaşadığım tecrübe çok canlıydı, gelişini ve söylediklerini asla unutamam.

Bu ziyaretten o sırada hiç kimseye söz etmemiştim. Bunun başlıca sebebi, başka bir dünyadan gelen ruhsal varlıkları görmeye o kadar alışıktım ki, bana önemli olduğunu ve başkalarına anlatmam gerektiğini düşündürecek bir şey söylemedikleri veya yapmadıkları takdirde, onların gelişlerine hiçbir zaman pek fazla önem vermememdi.
Özellikle bu ziyaret hakkında konuşmam için bir sebep göremiyordum. Onun vaadini yerine getirmek amacıyla geri gelişi ise yıllar sonra olacaktı. Ve o zaman da hala inanmakta güçlük çektiğim bir ölçüde gerçekleşecekti.
Lizst şimdi evimde beni ziyaret eden ve bana yeni bestelerini veren bir ünlü besteciler grubunun organizatörü ve başkanıdır. Bu grupta halen on iki besteci vardır: Lizst, Chopin, Schubert, Beethoven, Bach, Brahms, Schumann, Debussy, Grieg, Berlioz, Rachmaninoff ve Monteverdi. Onları benimle irtibata geçişlerine göre sıraladım. Örneğin, Mozart sadece üç kere gelmiştir. Altı yıllık bir çalışmanın sonunda, bugün, hiç de düzenli bir plana göre inşa edilmemiş o koskocaman evimin her yanında, çekmecelerde, dolaplarda 400 kadar müzik eseri toplanmış bulunuyor: şarkılar, piyano parçaları, bitmemiş bazı yaylı kuartetleri (*), bir operanın başlangıç bölümü, ayrıca kısmen tamamlanmış konçertolar ve senfoniler.
Bu eserleri ortaya çıkarmak için muazzam bir iş yapmam gerekmiştir. Ben çok sınırlı bir müzik eğitimi almıştım. Bu demekti ki, nota yazmanın açıkça belirtilmesi gereken teknik detaylarında pratiğim yoktu, orkestrasyon bilgisiyle hiç tanışmamıştım ve bütün bunların yanı sıra, bazen insana arzu ettiği kadar açık seçik gelmeyen başka bir boyutun - ruhsal alem- varlıklarıyla irtibatı kaybetmeme meselesini de düşünmem gerekiyordu.
Bütün bunlara rağmen pek çok müzik eseri halen notaya geçmiştir. Bunlardan bazıları toplum içinde dinlenmeye başlanmıştır ve Lizst'in benimle tekrar irtibat kurmasından altı yılı aşkın bir zaman sonra, 1970 Mayısı'nda sekiz farklı besteciden aldığım "öte alem" müziğinin bir uzunçalar kaydı çıkmıştır. Besteciler tabii ki bu gelişmeden memnundurlar.
Liszt ve diğer bestecilerin bana müzik aktarmak yolundaki bütün bu gayretlerini geçici bir heves saymamak gerekir. Dünya ile irtibatlanmak onlar için her zaman kolay değildir; bu işte mutlaka bir amaç aranmalıdır ve bu da, 1940 yılında öte aleme intikal etmiş olan, çok seçkin müzisyen ve besteci Sir Donald Tovey'nin ifadeleriyle en iyi şekilde açıklanmıştır. Kendisi benim ziyaretçilerimden biridir ve 'Ölümsüzlük' adını vereceği bir kitabı bana dikte etme umudunu taşımaktadır. Bir gece, kesin olarak söylemem gerekiyorsa 1 Ocak 1970'de, uyumakta güçlük çektiğim bir sırada gelmiş ve şöyle demişti: "Pekala, uyuyamadığına göre, en iyisi biraz çalışalım."
Biraz gönülsüzce yataktan kalktım, üzerime sabahlığımı giydim ve oturdum; o da bestecilerin benimle çalışmasının ardındaki amaçla ilgili açıklamayı yazdırdı. Onun niyeti, bana yazdırdıklarının, bizim ve başkalarının uğrunda çalıştığı hedef ve ideallerin bir açıklaması olarak plağın kapağında kullanılmasıydı.
Bana nazik bir ifadeyle;
"Senin yapmaya çalıştığın açıklamadan daha iyi olacak," demişti.
Onun yazdırdıklarını burada tekrarlamam gerektiğini düşünüyorum. Hayatında gayet seçkin bir yazar olan Sir Donald, bu astral müziğin ardındaki maksatları herhalde benden daha iyi açıklamaktadır.
Bana yazdırdıkları aynen şunlardır: "Siz bu plağı dinlerken, müziğin Rosemary Brown'ın yeteneklerinin ürünü mü olduğunu, yoksa gerçekten başka bir dünyada hala beste yapan, aranızdan ayrılmış bestecilerden mi geldiğini merak edebilirsiniz. Bu müzik hem hayranlık uyandırmış, hem de değeri anlaşılmamıştır (hemen her müzik eserinde böyle olur), ancak kaydetmekle mutluluk duyacağım bir nokta, birincisinin ikincisine bir hayli ağır bastığıdır. Ayrıca şunu da kaydetmek isterim ki, müziğe iftira edenler, çoğu zaman bunu titizlik gerektiren belli standartlara uymadığından değil, bir ölçüde şüpheciliklerinin sonucu olarak ortaya koymaktadırlar.
Müziğin doğuşunu açıklayan birçok fikir üretilmiştir, ancak geçmişin bestecilerinin sizinkinden farklı boyutlarda hala varoluşlarını sürdürmeleri ve iletişim kurmaya çalışmaları olasılığı, ilgisiz bir tavırla gözden uzak tutulmamalıdır. Duyular dışı idrake inanmayanların içinde en inatçı kişiler bile, fizik ölümden sonra hayat olmadığını, bu tartışmaya bir son verecek şekilde ispatlayamamaktadır ve bu gerçeği küçümseyenler, günün birinde kendilerini, fizik dünyanın bağlarından kurtulmuş ruhsal varlıklardan gelen ve çürütmeyi başaramayacakları otantik irtibat vakalarıyla karşı karşıya bulabilirler.
İnsanlık artık geçmişteki kısıtlanmalarının birçoğunu giderek üzerinden atacağı bir döneme giriyor. Teknik başarılar ve tıbbi gelişmeler, bundan böyle onun çeşitli baskılardan ve kötülüklerden kurtularak özgürlüğe kavuşmasına imkan tanıyor. İnsanın en büyük problemi yine kendisi ve hemcinslerine uyum sağlaması. Kendisini tamamıyla anlayabilmesi için, bilmelidir ki sadece yaşlanıp ölmeye mahkûm, geçici bir formdan ibaret değildir; o, bu gerçeğin farkındalığını kazanmalıdır. İnsan, ölümlü bir bedende mekan kurmuş ölümsüz bir ruha sahiptir ve kendisine fizik beyinden bağımsız bir zihin bahşolunmuştur.

   

<< GERİ

 
   
Tel.: (0232) 421 44 49 - Faks: (0232) 422 72 12 - E-mail: info@egemeta.com
Produced by Ege Meta Yayınları