|
Tekrardoğuşun gerçekliğine inanıyorum. Bu hep böyleydi.
Bu inancım oldukça basit temellere dayanıyor. Kendimi bildim bileli,
daha önceki yaşamlarıma ilişkin anılarım olmuştur. Küçük bir çocukken
bile ağır basan bu kanaatimin etkisiyle, beş yaşlarına gelip de kendilerini
arkadaşlarımın önünde küçük düşürdüğüm yolunda uyarılıncaya dek, anne
ve babamı ilk isimleriyle çağırdığımı hatırlıyorum. "Anne"
ve "baba" diyerek seslenmeyişim, onlara duyduğum saygının
eksikliğinden değildi. O zamanlar, zihnimdeki bu garip kalıntıların
ne anlama geldiğini kavrayabilecek kadar olgun bir entelektüel anlayış
kapasitem yoktu; ama çocuk bedenimin ötesinde bir geçmişim, bir sürekliliğim
olduğunu gayet canlı bir şekilde fark edebiliyordum. Bu yüzden, benim
iyiliğim için didinen bu iki nazik insanı ailem olarak benimsemek,
benim için bir anlam ifade etmiyordu.
Ailemin uyum sağlamakta zorlandığı erken gelişmiş tek karakter özelliğim
bu değildi. Bu yetmiyormuş gibi, anne ve babam, her gün birkaç bardak
demli çay içmeden duramayan, yerde bağdaş kurarak oturmayı koltukta
oturmaya yeğleyen ve Asya kıtası ile ilgili olan her şeye fanatik
bir ilgi duyan bir çocukları olduğunu fark etmekte gecikmediler. Ayrıca
anneme, daha öncesine ilişkin hatırladığım birkaç ölüm şekli ile ilgili
bazı sorular sorduğumu hatırlıyorum. Neyse ki bu anılarıma ilişkin
krizlerim çabuk son bulmuştu da, kadıncağız bütün bunları görmezden
gelebildi.
Yıllar geçtikçe bu garip anı birikimlerinin önemini anlamaya başladım.
Yetişkinlik çağıma geldiğimde, bütün bunların bir dizi geçmiş yaşamımın
açık seçik fakat bölük pörçük parçaları olduğunu kavradım. Bazı kereler
isimler ve belli coğrafi konumlar hakkında çapraşık fakat çok özel
birtakım ayrıntıları bile hatırlayabiliyordum.
Kendiliğinden ortaya
çıkan bu hatırlayışların gerçekten geçmiş yaşamlarıma ait olduğunu
kanıtlamanın çetinliğini kabul ediyorum; fakat bu yaşamımla ilgili
birkaç durum söz konusu olduğunda, ta içimden kabarcıklar halinde
çıkıp gelen bu bilgilere başka açıklama bulmak da mümkün gözükmüyor.
Daha küçük bir çocukken, bana aile büyüklerim tarafından öğretilen
geleneksel "şimdi de uyumak üzere kendimi teslim ediyorum!"
duasını takiben, "bütün varlıkların acılarını dindirmesi"
için Tanrı'ya yalvardığımı hatırlıyorum. Bana bu yaşamımda öğretilen
bir duaya otomatik olarak eklediğim bu bitiriş tarzının, aslen Budist
kaynaklı olduğunu çok sonraları anladım. Yine buna benzer olarak,
çocukken sadece iki ay süren piyano eğitimim olmasına karşın, gençlik
yıllarımda, birkaç aylık bir çalışma sayesinde Chopin ve Rachmaninoff'dan
zor sayılabilecek bazı parçaları çalabiliyordum.
Yine de, kendimde rastladığım bu parça parça anıların geçmiş yaşamlarıma
ait kırıntılar olduğuna beni asıl ikna eden şey, hatırladığım yer
isimlerinin kesinliği, tarihi gerçekler ya da gizemli bilgi parçacıkları
değil; süregelen bu hatırlayışlarıma baktığımda, bugünkü kişiliğimi
ortaya çıkaran pek çok öğe ile karşılaşıyor olmamdır. Kendimi, yarım
yamalak da olsa, yaptığım yanlışları, olumlu yönlerimi, alışkanlıklarımı,
inanç sistemlerimi, güçlü ve zayıf yönlerimi çıkış noktalarıyla bana
gösteren, çağlar öncesinden gelen bir hikayenin içinde buluyorum.
Hepimiz geçmişimize baktığımızda, kişiliklerimizin çocukluk yıllarımızdaki
olaylar tarafından yontulduğunu nasıl görüyorsak, ben de geçmiş yaşamlarıma
baktığımda, kendimde buna benzer bir gelişim süreciyle karşılaşıyorum.
Bu noktada, ne firavun, ne bir papa ve ne de vaktiyle ünlü tarihsel
bir kişilik olduğumu bana belirtebilecek herhangi bir anı ya da masalsı
hikayeyle karşılaşmadığımı söylemeliyim. Tam tersine, hatırlayabildiğim
geçmiş yaşamlarımın çoğu, nispeten bir ayrıcalığı veya kişilik yönünden
büyük bir cazibesi olmayan anılardan ibarettir. Yine de, kitapta sırası
geldikçe, daha önemli noktalara temas eden ve diğer araştırmacıların
bulgu ve keşifleriyle birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olan, farklı
birtakım kişisel deneyimlerime yer vermeden edemedim.
Geçmiş yaşamlar ve tekrardoğuş olayı hakkında kendi deneyimlerimle
ilgili böyle bir kitap yazmamın altında, bu olaya insan toplulukları
tarafından gösterilen ilginin değiştiği gerçeği yatıyor. Bu yöndeki
ilk girişimim, 1982'de, vampirler üzerine yazdığım bir romanımın (The
Delicate Dependency) yayınlanmasından hemen sonra belirdi. Beni bu
konuya çeken şey, vampirlerin bence en ilginç olan, ama o ana dek
karşılaştığım vampir hikayelerinin hiçbirisinde yeterince işlenmediği
için bende hayal kırıklığı yaratan bir özellikleriydi: Ölümsüzlükleri.
Kan emerek beslenmeye olan düşkünlüklerini bir yana bırakırsak, yüzlerce
yıllık ömre sahipmişçesine portre edilmeleri, vampirleri benim gözümde
diğer insan varlıklarından farklı kılmaya yetmiyordu. Zira bu yöndeki
düşüncelerim, bana gerçekten yüzlerce yıl yaşayan birisinin psişesinin,
algılarının ve düşünme süreçlerinin, alışkın olduğumuzdan köklü bir
biçimde farklı olması gerektiğini söylüyordu. Böyle inanıyordum, çünki
daha önce yaşadığım yönünde sahip olduğum bölük pörçük anılarımın
bile beni ne kadar etkilediğinin açıkça farkındayım.
Romanımın yayınlanmasının ardından, yaklaşık kırk kişilik bir grup
önünde bir konuşma yapmak üzere bir teklif aldım. Sohbetin bir yerinde,
orada bulunanlardan birisi, cevapsız bırakmamın mümkün olmadığı şu
soruyu sordu: "Sizi vampirler hakkında bir roman yazmaya esinlendiren
şey nedir?" Kendimi zor tutabildim, çünki her ne kadar beni esinlendiren
şeyler doğrudan doğruya tekrardoğuş olayı ve geçmiş yaşamlarıma yönelik
anılarım idiyse de; bu gizli kapaklı konuyu açıkça kabul etmekle,
bir parça garip karşılanmaktan korktuğum için bunlardan romanımda
bahsetmemiştim.
Derin bir nefes aldım ve cevaplamaya koyuldum. Bir anda salona bir
sessizlik çöktü. Biraz çekinerek, orada bulunanlara, daha önce yaşamış
olduğumu hissettiğimi açıkladım. Sonra dinleyicilere dönüp aralarında
bu şekilde hisseden birisi olup olmadığını sordum. Bir iki anlık bir
duraksamadan sonra, sürpriz bir şekilde neredeyse bütün eller havaya
kalktı; salonda bulunanlar birbiri ardı sıra, kendilerinin de geçmiş
yaşamlarından çıkıp gelen anılar olduğunu düşündükleri, hatırlayışları
olduğunu açıkladılar. Orta yaşlı bir ilkokul öğretmeni, bir çiftlik
evinin verandasında dikilip, boylu boyunca uzanan tarlalara derin
derin baktığını hayal mayal hatırladığını söyledi. Genç bir emlak
komisyoncusu, içinde daima II. Dünya Savaşı sırasında bir asker olduğu
yolunda bir his taşıdığını itiraf etti. Beni hepsinden çok etkileyen
şey ise, birbiri ardı sıra herkesin, daha önce kimseye açmadıkları
duygu ve düşüncelerini açıklamak üzere kendilerine tanınan bu fırsatı
değerlendirmek istemeleriydi. Öyle sanıyorum ki, o gün orada, istemeden
çok büyük bir barajın önündeki engeli açtım.
Beni tekrardoğuş üzerine bir kitap yazmaya iten bir başka sebep de,
hayatımı, hem geçmiş yaşamlar hem de evrenin ruhsal işleyişi hakkındaki
farklı anlayış yollarını inceleyerek geçirmiş olmamdır. Bu araştırma,
okuduğum sayısız kitaplar, bilimsel ve mistik sahalarda bu konu üzerine
eğilmiş diğer kişilerle yaptığım pek çok konuşmalar ve nihayet kendi
gözlemlerim ve deneyimlerim çerçevesinde gerçekleşti. Romanlarımdan
başka, mistik konuları öyküsel olmayan bir tarzda ele aldığım "Mistisizm
ve Yeni Fizik" (Mysticism and the New Physics) ve Kuantumun Ötesi
(Beyond the Quantum) başlıklı kitaplarım bu çalışmalarımın bir derlemesi
niteliğindedir. Çalışmalarım boyunca pek çok geçmiş yaşam terapistiyle
konuştum ve her adımda geçmiş yaşamların gerçekliğini destekleyici
yeni kanıtlar elde ettim.
Tekrardoğuşun gerçekliğine ilişkin en ikna edici kanıtlardan bazıları,
psikolog Dr. Helen Wambach tarafından ortaya konulmuştur. Dr. Helen
Wambach, geçmiş yaşam olayları üzerine yaptığı yirmi dokuz yıllık
incelemeleri süresince elde ettiği ikna edici kanıtları "Geçmişi
Yeniden Yaşadılar" (Reliving Past Lives) ve "Doğmadan Önceki
Hayatımız" (Life Before Life) adlı kitaplarında açıklıyor. (Bu
iki kitap ülkemizde Ruh ve Madde Yayınları tarafından yayınlanmıştır.)
Dr. Wambach'ın en sık kullandığı metotlardan bir tanesi, bir grup
yetişkin katılımcıyı ipnotize ederek, geçmiş yaşamları hakkında belirli
birtakım sorular sormaktı. Bu şekilde yüzlerce grup seansından sonra
elde ettiği verileri toparlıyor, istatistik yönden değerlendiriyor
böylece aldığı cevapların tarihi gerçeklere uygunluğunu ve açığa çıkan
geçmiş yaşam anılarının şuursuz fantezilere olan yakınlığını gözden
geçiriyordu.
Örneğin seanslara katılan yetişkinlerden, M.S. 25 yıllarında nerede
olduklarını hatırlamalarını istiyordu. Ona göre, böyle bir durumda,
eğer verilen cevaplar sadece fanteziden ibaretse, birçok Amerikalı
yetişkin, böyle bir zaman dilimini Orta Doğu veya Roma ile bağdaştıracaktı.
Aynı nedenle birçok Amerikalı'nın 1700 yıllarını Amerika kıtasının
ilk zamanları ve göç dönemleriyle, 1860 yıllarınıysa iç savaşla bağdaştıracaklarını
düşünüyordu.
Fakat sürpriz bu ya, M.S. 25 yılıyla ilgili yaptığı 1050 regresyon
seansının istatistik değerlendirmesinde aldığı cevapların birçoğu,
Türkiye, Pakistan veya Ganj Nehri yakınlarında yaşadıkları
şeklindeydi.1 1700 yılları hakkında yüzde 63'lük bir kesim
Avrupa'nın Akdeniz kıyılarından veya Kuzey Avrupa'dan2; 1860 yılları
civarında ise, yarısı ABD'nin değişik bölgelerinde yaşadıklarını
ifade etmelerine karşın, içlerinden sadece üç tanesi iç savaştan söz
etmişti.3
Wambach'ın süjelerine sorduğu tek soru, coğrafi dağılım hakkında değildi.Yapılan
araştırmalar ABD vatandaşlarının çoğunun erkek olarak yaşamış olmayı
tercih ettiklerini gösteriyordu. Halbuki tarihin herhangi bir kesitinde
kadın erkek dağılımının yaklaşık yarı yarıya olması biyolojik bir
gerçektir. Dr. Wambach, elindeki bilginin bir fanteziden ibaret olması
durumunda, geçmiş yaşamlara ilişkin araştırmalarda erkek olarak yaşandığı
iddia edilen anıların, kadın olarak yaşandığı iddia edilenlerden daha
fazla olması gerektiğini düşünmüştü. Fakat Dr. Wambach, "Şu andaki
cinsiyetleri göz önüne alınmaksızın, geçmiş yaşamlarına yolculuk yapan
süjelerimin hatırladıkları yaşamlar, net bir şekilde yüzde 50.3 erkek
ve yüzde 49.7 kadın olarak dağılıyor." demektedir.4
Tekrardoğuşa karşı yöneltilen eleştirilerden bir tanesi, kişilerin
birçoğunun geçmiş yaşamlarını bir lider veya tarihi bir kişilik olarak
hatırladıklarını iddia ettikleri yolundadır.
Oysa Dr. Wambach'ın bulguları, geçmiş
yaşam olaylarının bu yüzünü de açıkça ortaya koymaktadır. Fantastik
bir görkem içinde yaşanmış üstünlük taslayıcı anılar bulmak şöyle
dursun, süjelerin birçoğu, köy yaşamı gibi oldukça alçakgönüllü
yaşamlar hatırlamışlardır. Süjelerin hatırladıkları geçmiş
yaşamların yüzde doksanından çoğu ilkel yiyecek toplayıcıları, konar
göçer avcılar veya toprak işçileriyle ilgili olmuş; ancak yüzde
onundan daha az bir kısmı aristokratik bir geçmiş yaşam
hatırlamışlardır.5
Özetleyecek olursak; Dr. Wambach bu konudaki araştırmalarını derinleştirdikçe,
yaşandığı iddia edilen geçmiş yaşamların fanteziden ibaret olmadığı
yolundaki kanıtlarının arttığını belirtmektedir. Hatırlanan yaşamlarla
ilgili koşullar da tarih sürecini çok yakından takip etmekte. Dr.
Wambach'ın belirttiğine göre, ayağa giyilen ayakkabıların cinsinden,
tüketilen gıdalara ve yaşanıldığı iddia edilen bölgelerdeki nüfus
yoğunluğuna kadar birçok ayrıntı birbiriyle uyuşmakla kalmıyor; şimdiki
hayatlarında apayrı kültürel temellere sahip topluluklardan elde edilen
geçmişe yönelik istatistik bulgular da büyük bir tutarlılık gösteriyor.
Dr. Wambach'ın sunduğu kanıtlar gerçekten inandırıcıdır. Ancak geçmiş
yaşam olayları üzerinde sürdürülen araştırmalar çerçevesinde, beni
tarihsel doğrulamalardan ziyade, geçmiş yaşam bilgilerinin pratik
uygulamaları ilgilendiriyor. Geride bıraktığımız son birkaç on yıl
boyunca, gittikçe artan sayıda psikolog ve psikoterapist, hastalıklarımızın
önemli bir bölümünün regresyon yoluyla tedavi edilebileceğini fark
etmiştir. |