|
Dr. Helen Wambach ile ilk defa 1983 yılı başlarında Berkeley, California'da
tanıştım. O sıralarda geleceği önceden anlatacak bir kitap yazmak
herhalde aklımdan geçen en son düşünceydi. Yakındaki Napa Vadisi'nde
oturuyor, Birleşik Devletler Hava Kuvvetleri'nin bir sivil çalışanı
olarak arşiv tutuyor ve askeri tarih yazıyordum. Önceki bir işimle
ilgili bir rahatsızlığımdan arta kalan garip ve yinelenen sırt ağrıları
dahil bir olaylar dizisi, o zamana kadar "normal" giden
hayatımda açıklanması mümkün olmayan psişik fenomenlerin ortaya çıkışı
ve yazma yeteneğimde işimdeki performansımı düşüren ısrarlı bir kesinti
hali, bunların hepsi beni Dr. Wambach'dan profesyonel yardım isteme
durumuna getirdi. Mevcut problemlerin sebeplerinin daha önceki hayat
deneyimlerinden, onun ifadesiyle "geçmiş hayatlar"dan getirdiğimiz
olaylar ve tavırlarda bulunmasında hastalarına ne kadar yardımcı olduğunu,
kısacası başarılarını duymuştum. Bana neler olduğunu öğrenmeme yardım
edeceğini umuyordum, böylece kişisel sorunlarımı halledebilecektim.
Dr. Wambach ile birlikte çalıştığımız birkaç geçmiş hayata dönüş seansında
gözle görülür bir iyileşme kaydetmiştim ve çok memnundum. Dahası,
ilk karşılaşmamızdan itibaren aramızda son derece yakın ve sıcak bir
kişisel ilişki kurulmuştu. İlk başta, konuşmalarımız doğal olarak
çektiğim sıkıntıları ve beni geçmişime götüren ipnoz seanslarından
edindiğimiz bilgileri konu alıyordu. Kolayca gevşeyebilen ve şuurlu
zihnin kontrolünden kurtulan, bu şekilde gizli hatıraların çabucak
ve kolaylıkla yüzeye çıkmasına imkan tanıyan çok iyi bir süje olduğum
anlaşılmıştı.
Bunlara ilave olarak, Helen Wambach'ın tavsiyesiyle, benim ilk defa
geçmiş hayata dönüşümden başlayarak, deneyimlediğim şeylerin bir özetini
yazmayı ve bir sonraki buluşmamızda yanımda getirmeyi bir alışkanlık
edinmiştim. Bu sadece olayları daha canlı hatırlamama yardım etmekle
kalmıyor, aynı zamanda o sıralarda bana sıkıntı veren yazı yazma yeteneğimdeki
kesinti hali için mükemmel bir tedavi yerine geçiyordu. Haftalık buluşmalarımızı
dört gözle bekler olmuştum.
Birbirimizi daha iyi tanıyınca, Helen gelecek hakkındaki araştırmasını
bana açarak fikrimi almaya başladı. Benim iyi bir süje olduğumu düşünüyordu
ve haftalık yazılı raporlarımdan etkilenmiş olacak ki, zaman içinde
"ileriye" doğru kişisel bir yolculuk yapmaya gönüllü olup
olmadığımı sordu. Böyle bir cüretin neler getireceğini onunla bir
zaman tartıştıktan sonra razı oldum. İkimiz de anlamlı kişisel tarihlerin
genellikle zihnin bütün seviyelerinde daha iyi ayırt edileceği konusunda
aynı fikirde olduğumuzdan dolayı bu seans için 1983 Temmuz'unda doğum
günümün rastladığı haftayı seçtik. Yaklaşık on beş yıl ileriye gitmeye
karar verdik. Bu zaman hayatımdaki önemli değişiklikleri fark etmeme
yetecekti. Henüz otuz sekiz yaşına yeni girdiğimden halen yaşadığım
bedenli hayatı aşması ihtimali azdı. İlk kişisel "geleceğe gidiş"in
hikayesi bu kitabın 1. Bölümünde anlattıklarımı oluşturmuştur.
Tanışmamızdan bir zaman önce Helen Wambach önemli bir karar almıştı.
Kendisinin daha önceki yıllara ait, ipnoz vasıtasıyla geçmiş hayat
ve doğum öncesini hatırlama araştırmaları vardı. Şimdi çağdaş Amerikalıların
gelecekteki potansiyel hayatlarına nasıl baktıklarını inceleyerek
o araştırmalarını tamamlamayı düşünüyordu. Kendi sahasında öncü sayılan
geçmiş hayat ve doğum öncesi araştırmaları şu iki kitabında yayınlanmıştı:
"Geçmişi Yeniden Yaşadılar" ve "Doğmadan Önceki Hayatımız".
Bu kitapların her birinde yedi yüz süjenin anlattıkları birbiriyle
karşılaştırılıyordu. Bu süjeler, grup çalışmaları sırasında hafif
bir "uyanık trans" (waking trance) haline sokulmuşlar ve
bunu takiben eski hayatlarına ait ayrıntıları ve şimdiki bedenlerine
ve kişiliklerine doğmadan önceki zamana ait (prenatal) olayları hatırlayarak
anlatmışlardı.
Dr. Wambach grup çalışmalarında çoğu insanın geçmişini hatırlamasını
başarıyla gerçekleştirmiş olmaktan memnunluk duyarak, aynı çalışmanın
geleceğe uygulandığında nasıl bir işlerlik kazanacağını merak ediyordu.
Böylece yeniden benzer seminer çalışmalarına girişti. Çalışmalara
katılanlara 1980 yılından olması mümkün gelecek hayatlarına bakma
fırsatı sunuyordu. Eski dostu Bn. Beverly Lundell ile lisanslı psikolog
danışman ve Wyoming Üniversitesi'nde profesör olan Dr. R. Leo Sprinkle,
ona yardıma istekliydiler. Kendileri de bazı benzer gelecek hayat
seminerleri hazırladılar. Bu çalışmalara katılanlar onun metotları
kullanılarak, zaman içinde M.S. 2100 - 2200 ve M.S. 2300 - 2500 yılları
arasındaki dönemlere rastlayan potansiyel gelecek hayatlarına zihinsel
olarak "ilerliyorlardı."
Helen Wambach kendisiyle tanıştığım 1983 yılında, bu seminer çalışmalarından
elde edilen yazılı verileri toplamaktaydı. Dostluğumuz ilerledikçe
bu araştırmaya giderek daha çok ilgi duydum. Benim tedavi sonunda
ortaya çıkan araştırma ve yazma becerilerimi takdirle karşıladığından
ve sağlığının günden güne bozulması yüzünden, yürüttüğü bu araştırmanın,
yani gelecek hayatlar projesinin tasnif edilip yazılması işinin tamamlanması
için 1984 yılında benim gönüllü yardımımı sağladı. Artık ikimizin
ortak girişimimiz olmuştu. Grup içinde "gelecek hayata gidişler"in
sonuçları Bölüm 5-8 arasında açıklanmıştır.
Yaptığı çalışmalara daha yakından katılmam mümkün oldukça, Helen Wambach
ile birlikte ipnoz yoluyla geleceğe gönderme işlemini ve buradan elde
edilen verilerin nasıl yorumlanacağı hakkındaki fikirlerini saatlerce
tartıştık. Bu konuya başlangıçta nasıl ilgi duyduğunu ve bulgularımızı
yayınlamamızı niçin önemsediğini bana detaylarıyla anlattı. Bundan
başka, birkaç seçilmiş gönüllünün birer birer yakın geleceği, yani
şimdiki hayatlarında ileriye doğru gönderilmesini de konuştuk. Onların
anlattıklarının benim tecrübeme ne kadar uyduğuna bakacaktık. Helen
sezgileriyle bunların tutarlı olacağını hissediyordu. Bu konuşmalarımızın
kayıtlarını ve Helen'in kişisel araştırmalarına konu olan seans notlarını
bu özgün "zaman içinde yolculuk" metoduna bir zemin oluşturmak
amacıyla kullandım. Bu materyali Bölüm 2'de bulacakınız.
Yine de, araştırma verilerini elde etmekte gösterdiğimiz ilerlemeye
ve 1984 sonunda ön hazırlık tasniflerine başlamamıza rağmen, 1985'te
iki olay bu belgelerin yazılarak baskıya hazır hale getirilmesini
geciktirdi. Birincisi, Helen Wambach'ın sağlığı ikimizin de beklediğinden
çok daha hızlı bir şekilde bozuluyordu. Kısa zamanda bedenen, ek verileri
toplayıp bulgularımızın sonuçlarını yazamayacak bir hale gelmişti.
İkincisi, geçmiş hayat tedavisine gösterdiğim ilgi ve işime karşı
duyduğum tatminsizliğin devamı Hava Kuvvetleri'ne bağlı sivil hizmet
işinden ayrılmama neden oldu. İpnozla tedavi sertifikası alarak regresyon
tedavisi yapmak üzere özel bir iş kurdum.
Aynı zamanda kültürler arası geçmiş yaşamlarla ilgili bir araştırmayı
da yürütüyordum. Bu iş için zamanımın bir kısmını yurt dışında, özellikle
Paris'te geçirmem gerekiyordu. İlginçtir ki, daha 1983'te, benim kişisel
geleceğe gidişlerimden biri sırasında Paris'e taşınacağımı önceden
görmüştüm! Kısacası, Helen'in 1985 Ağustos'unda ani bir kalp krizi
sebebiyle vakitsiz vefatını öğrendiğimde deniz aşırı bir yerdeydim.
Geçmiş Hayatları Araştırma ve Tedavi Derneği'nin (the Association
of Past Life Research and Therapy) yıllık konferasında onun anısına
bir konuşma yaparak şükranlarımı sunmak üzere Amerika'ya döndüysem
de, ortaklaşa geliştirdiğimiz gelecek hayatlar projesine hemen oracıkta
devam etmeyi açıkçası göze alamadım. Böylece çalışma yaklaşık üç yıl
"askıda kaldı."
Ancak benim gibi diğer geleceğe gönderilen süjelerin de gördüğü olayların,
yani gidişatın büyük kısmının büyük bir açıklıkla gerçekleşmeye başlaması
bu önemli araştırmanın dünyaya sunulma vaktinin geldiğini gösterdi.
Dünya çapındaki deprem faaliyetlerinin son zamanlarda artmasıyla ve
şimdiye kadar "güvenli" diye bilinen bölgelerin altında,
derinlerde gizli fay hatlarının keşfedilmesiyle Bölüm 1'de canlandırılan
senaryo artık birkaç yıl önce göründüğü kadar olasılık dışı değildir.
Sadece "büyük California depremi"nin tarihi şüpheli olarak
kalmıştır.
Bundan başka, global rüzgar ve hava hareketleri, 1980'lerin ortasında
genelde tahmin edildiği gibi sakinleşeceğine daha da şiddetleniyor.
Yeni bir buzul çağı tehdidi ile kutuplardaki buz başlıklarını eritebilecek
ve yaygın su taşkınlarına sebep olabilecek o çok tartışılan "sera
etkisi" arasında sallanan bir sarkaç gibiyiz. Halihazırdaki ekonomik
ve politik gelişmeler de güven verici değil. Batı'nın tarihte kayda
geçen (Ekim 1987) en büyük borsa senetleri düşmesini atlatmasına rağmen,
dünya çapında bir para krizi ve uluslararası ticaret savaşı her zamankinden
daha yakın görünüyor ve bu arada yeni kuraklıklar yiyecek fiyatlarını
yukarı çekiyor. Son olarak, Dr. Helen Wambach on yıl önce gelecek
hayat verilerini toplamaya başladığında fiilen bilinmemekte olan AİDS
salgını, günümüzde gelecek nesiller için gerçek bir tehdit halinde
görünüyor. Belki de bizim "gelecek hayatlar" verilerimizde
görülen önümüzdeki 150 yılda dünya nüfusunda ortaya çıkacak anlamlı
azalmada etken bir unsur olabilir.
Zamanımızda şahit olduğumuz bu faktörler, insanlığın en kutsal dini
inançları ve kehanetlere dayalı tradisyonlar ile birleşiyor. Bu tradisyonların
çoğu, insan türünün büyük bir devre sonu değişiminin eşiğinde olduğunda
hemfikirdir. Büyük Piramit'in verdiği mesaja, astrolojiye, Mahşer
hakkında İncil'de yer alan ikazlara veya medyom Edgar Cayce gibi çağdaş
kahinlerin kanalından gelen ifadelere ister inanalım, ister inanmayalım,
hepsinin olması yakın şiddetli bir değişimi açıkça bildirmesi, bugünün
"Kıyamet ruhu"nun (Apocalyptic spirit) bir parçasını teşkil
ediyor.
Bu bin yılın kaçınılmaz sonuna yaklaşırken bahsettiğimiz "Kıyamet
ruhu"nun şiddet kazanacağı açıktır. M.S. 2000 yılı ancak bir
on yıl ötede hayal gibi belirmişken bizim rasyonel şuurlu zihnimiz
"kasvet ve kıyamet" (gloom and doom) tahminlerini batıl
inanç yerine koyarak reddedebilirse de, birleşik insan kültürünün
yedi bin yılı aşkın bir zamandan beri muhafaza edip beslediği Kıyamet
imajları şuurlu zihin yüzeyi altında gizleniyor ve sadece belirsiz
bir tarzda fark edip anladığımız bazı intibalarla bize tesir ediyor.
Ünlü İsviçreli psikolog Carl Jung'un kullandığı terimle "kolektif
şuurdışı"mızın (collective unconscious) bu arşetipleri bizim
günlük kararlarımızı verirken kullandığımız parametreleri oluşturuyor.
İlerisiyle olan bağlardan kendimizde tuttuğumuz imajların bazılarına
ve bunların bireysel ve kolektif geleceğimiz üzerindeki potansiyel
tesirlerine şimdi bir göz atma zamanı gelmiştir.
Yine de, Bölüm 10 ve 11'de açıklanacak nedenlerden dolayı, günümüzün
kötü yönelimli ve geleceğin habercisi olan delillerine rağmen, insanlığın
geleceği konusunda ben kişisel olarak iyimser kalıyorum. Ayrıca, gelecek
bireysel olayların kesin zamanını bilmenin, önceden bilme (precognition),
tahmin (prediction) ve kehanetlerin (prophecy) tümünün gerçekten en
az güvenilir yanıdır diyen ilk kişi ben olmalıyım. Nihayet, insanın
"hür irade"sinin gerçekliğine ve en azından geleceğin kişisel
şartlarını değiştirme yeteneğimize inanan biri olarak şu an Dünya'da
yaşayanların gezegenimizin kaderini şekillendirecek kolektif gücü
ellerinde tuttuklarını hissediyorum.
Bununla beraber, bu seçim gücü, insanlar zekalarını kullanarak bilgilendikçe
açığa çıkar. Bu nedenle hiçbir şekilde ne Dr. Wambach, ne de ben,
geleceğe ait ön görüleri sunarken -ister kendim görmüş olayım, ister
süjelerimiz tarafından görülmüş olsun- itiraz kabul etmez veya değiştirilemez
olduğunu iddia etmiyoruz. Her şeye rağmen bunlar yine de yeryüzünde
yaşayan insanlar olarak şuuraltı zihinlerimiz yoluyla yansıttığımız
geleceğe ait "kitle rüyaları"nın bir parçasını oluşturuyor.
Bu özellikleri ile de yarınlarda şuurlu olarak yaşayabileceğimiz olayların
önemli habercileri olmayı hak ediyorlar.
|