|
Kırk yılı aşkın bir süre önce, saat zamanıyla
yalnızca birkaç saat süren güçlü bir deneyim, özel ve profesyonel
yaşamımı büyük ölçüde değiştirdi. Genç bir psikiyatrist olarak, tıp
fakültesinden mezun olduktan sadece birkaç ay sonra, Basel’deki
Sandoz eczacılık laboratuarlarında İsviçreli kimyager Albert Hofmann
tarafından bulunan güçlü psikoaktif özelliklere sahip bir madde olan
LSD ile yapılan bir deneye gönüllü olarak katılmıştım.
Bu oturum, özellikle çok güçlü ve anlatılmaz
bir kozmik şuur deneyimi yaşadığım doruk dönemi, bende olağandışı
şuur hallerine yönelik yaşam boyu süren yoğun bir ilgi uyandırdı. O
zamandan beri, klinik etkinliklerim ve araştırma etkinliklerimin
büyük çoğunluğunu bu hallerin terapötik, dönüştürücü ve evrimsel
potansiyelinin sistematik incelemesi oluşturdu. Şuur araştırmaları
yaptığım bu kırk yıl benim için olağanüstü bir keşif ve öz keşif
serüveni oldu.
Bu sürenin neredeyse yarısını ilk olarak
Çekoslovakya’da Prag’daki Psikiyatrik Araştırmalar Enstitüsü’nde,
sonra da ABD’deki son psikodelik araştırma programına katıldığım
Baltimore’daki Maryland Psikiyatrik Araştırmalar Merkezi’nde
psikodelik maddelerle terapi yaparak geçirdim. 1975 yılından beri,
eşim Christina ile birlikte geliştirdiğim etkili bir terapi ve
kendini keşif yöntemi olan holotropik solunum çalışmasıyla çalıştım.
Yıllar boyunca, psikospiritüel krizler ya da Christina ile benim
verdiğimiz adla “ani ruhsal açılımlar” (spiritual energencies)
geçiren birçok kişiye de destek verdim.
Bu üç durumun ortak paydası olağandışı şuur
durumları ya da daha özelde bunların holotropik dediğim önemli bir
alt kategorisini içermeleridir. Psikodelik terapide, bu durumlar LSD,
psilosibin, ibogain, triptamin ya da amfetamin türevleri gibi
zihinsel durumu değiştiren maddelerin verilmesiyle başlatılır.
Holotropik solunum çalışmasında bilinç hızlı soluma, evokatif müzik
ve enerjiyi serbest bırakan vücut çalışmasından oluşan bir
kombinasyonla değiştirilir. Ani olarak ortaya çıkan ruhsal
fenomenler ya da holotropik şuur halleri günlük yaşamın ortasında
kendiliğinden meydana gelir ve nedeni genellikle bilinmez.
Ayrıca, olağandışı şuur halleriyle az ya da çok
doğrudan ilişkili olan birçok bilim dalıyla da daha yüzeysel olarak
uğraştım. Dünyanın çeşitli bölümlerinde yerli kültürlerin kutsal
törenlerine katıldım, Kuzey Amerika, Meksika ve Güney Amerika
şamanlarıyla temas kurdum ve birçok antropologla bilgi alış verişi
yaptım. Ayrıca, Vipassana, Zen ve Vajrayana Budizmi, Siddha Yoga,
Tantra ve Hristiyan Benedictine grubunun da aralarında bulunduğu
çeşitli spiritüel disiplinlerin temsilcileriyle de yoğun temasım
oldu.
Dikkatimi çokça çekmiş olan bir başka alan
ölüme yakın deneyimleri ve ölümle ölmenin psikolojik ve spiritüel
yönlerini inceleyen genç bir bilim dalı olan tanatoloji olmuştur.
1960’ların sonlarıyla 1970’lerin başlarında kanser yüzünden ölmekte
olan kişilerde psikodelik terapinin etkilerini inceleyen büyük bir
araştırma projesine katıldım. Bunlara, çağımızın büyük psişikleri ve
parapsikologları, şuur hakkında laboratuvar araştırmaları başlatan
öncüler ve olağandışı şuur halleri meydana getiren etkili deneysel
terapi biçimleri geliştiren ve uygulayan terapistlerden bazılarıyla
kişisel olarak tanışma ve birlikte olma ayrıcalığını yaşadığımı da
eklemeliyim.
Olağandışı hallerle ilk karşılaşmam oldukça güç
ve entelektüel açıdan olduğu kadar duygusal açıdan da zorlayıcıydı.
Psikodeliklerle laboratuar ve klinik araştırmalarımın ilk
yıllarında, tıp ve psikiyatri eğitimimin beni hazırlamadığı deneyim
ve gözlemlerle her gün bombardımana uğruyordum. Aslında,
yetiştirilmiş olduğum bilimsel dünya görüşü bağlamında imkansız
olarak görülen ve olması beklenmeyen şeyler yaşıyor ve görüyordum.
Yine de bu açıkça imkansız şeyler her zaman oluyordu.
Baştaki kavramsal şoku ve aklımın başında olup
olmadığına dair kuşkularımı atlattıktan sonra, sorunun gözlemleme
kapasitem ya da eleştirel yargımda değil, Batı biliminin monistik
materyalist paradigmasının ve geçerli psikolojik ve psikiyatrik
kuramlarının sınırlılığında olabileceğini fark etmeye başladım.
Doğal olarak, bu farkındalığa varmak benim için kolay olmadı, çünkü
akademik kurumlar, bilimsel otoriteler ve etkileyici akademik
kimliklerle ünvanlar konusunda bir tıp öğrencisi ya da yolun
başındaki bir psikiyatristin hissettiği korkuyla karışık saygı
duygusuyla mücadele etmek zorundaydım.
Yıllar içinde, şuur ve insan psişesiyle ilgili
akademik kuramların yetersizliği hakkındaki başlangıçtaki kuşkum,
hem binlerce klinik gözlem hem de kişisel deneyimlerle beslenip
pekişerek giderek kesinliğe döndü. Bu noktada, olağandışı şuur
halleri araştırmalarından edinilen verilerin günümüzde psikoloji,
psikiyatri, psikoterapi ve diğer birçok bilim dalında hakim olan
bilimsel paradigma için ciddi bir kavramsal meydan okumayı temsil
ettiği konusunda hiç kuşkum yok.
Bu kitap, sistematik ve kapsamlı bir şekilde,
radikal bir revizyon gerektiren alanlara dikkat çekmek ve gerekli
değişimlerin yönünü ve yapısını ortaya koyma girişiminde
bulunmaktadır. Şuur araştırmaları tarafından sunulan kavramsal
meydan okuma oldukça temeldir ve küçük bir kavramsal yama ya da
birkaç geçici hipotezle çözülemez. Bence, psikoloji ve psikiyatrinin
karşı karşıya olduğu kavramsal krizin doğası ve kapsamı yirminci
yüzyılın başında Michelson-Morley deneyiyle fizikçilere sunulan
duruma benzetilebilir.
Bu kitabın açılış bölümü olağandışı şuur
halleri, bunların insanlığın ritüel, spiritüel ve kültürel yaşamında
oynadığı rol ve Batı biliminin monistik materyalist dünya görüşü
için ortaya koyduğu zorlu mücadelelerle ilgili genel bir tartışma
sunmaktadır. Bu bölüm, başlıca kavramsal mücadelelerin gerekli
olduğu alanların bir taslağıyla kapanır ve kısaca önerilen
alternatiflerin doğasının taslağını verir. Bunlar daha sonra kitabın
ilerleyen kısımlarında ayrıntılı ve derinlemesine incelenmektedir.
Sonraki bölüm bu alanların ilki -şuurun doğası
ve kökenleri ile insan psişesinin boyutları- üzerine odaklanır. Şuur
araştırmalarından edinilen gözlemler, materyalist bilimin
günümüzdeki, şuurun maddenin bir epifenomeni, beyindeki
nörofizyolojik süreçlerin bir ürünü olduğu şeklindeki mitini ortadan
kaldırır. Şuurun varoluşun birincil bir niteliği olduğunun ve beynin
olasılıkla yapamayacağı birçok etkinliği gerçekleştirebileceğini
göstermektedir. Yeni bulgulara göre, insan şuuru tüm varoluşun içine
işleyen kozmik şuurun daha geniş, evrensel bir alanının bir
parçasıdır ve ona katılır.
Geleneksel akademik psikiyatri ve psikoloji
aynı zamanda biyoloji, doğum sonrası biyografi ve Freud’çu bireysel
şuurdışı ile sınırlı olan bir psişe modeli kullanır. Holotropik
durumlarda oluşan fenomenlerin tümünü açıklamak için, insan
psişesinin boyutlarıyla ilgili anlayışımız keskin bir şekilde
genişletilmek zorunda olacaktır. Bu kitapta ana hatları verilen
psişenin bu yeni kartografisi iki yeni alan içermektedir: perinatal
(doğum travmasıyla ilişkilidir) ve transpersonel [kişilik ötesi]
(soysal, ırksal, kolektif ve filogenetik anılar, karmik deneyimler
ve arşetipik dinamikleri kapsar).
Kitap ilerledikçe, bu genişletilmiş psişe
anlayışı organik bir temeli olmayan (“psikogenik psikopatoloji”)
çeşitli duygusal ve psikosomatik bozukluklara uygulanmaktadır. Bu
koşulları açıklamak için psikiyatri bebeklik ve çocukluk
dönemleriyle yaşamın ilerleyen dönemlerindeki doğum sonrası
biyografik travmalarla sınırlanan bir model kullanır. Bu yeni
anlayış bu tür bozuklukların köklerinin çok daha derinlere
ulaştığını ve psişenin transpersonel alanıyla perinatal düzeyden
önemli katkılar içerdiğini ileri sürmektedir.
İnsan psişesinin boyutlarıyla ilgili bu yeni
anlayışın en önemli sonuçlarından biri çağdaş psikiyatrinin
patolojik olarak gördüğü ve baskılayıcı ilaçlar vererek ele aldığı
birçok durumun aslında iyileştirici ve dönüştürücü potansiyele sahip
psikospiritüel krizler, “ani ruhsal açılımlar” (spiritual emergency)
olduğunun farkına varılmasıdır. Bu koşulların doğası, bunları
başlatan durumlar, görünüm biçimleri ve yeni terapötik stratejilerin
tartışılmasına özel bir bölüm ayrılmıştır.
Sonraki bölüm insan psişesi ile ilgili yeni
gözlemlerin pratik imalarını incelemektedir. Holotropik durumları
kullanan psikoterapi ilkelerini ve deneysel kendini keşif süreci
perinatal ve transpersonel düzeylere ulaştığında mümkün olan
iyileştirme mekanizmalarını tartışır. Bu bölümün özel bir kısmı
holotropik solunum çalışması kuram ve uygulamasını tartışmakta, bu
yeni ilkelerin nasıl kendini gösterdiğini ve bu deneysel terapi
biçiminde nasıl yararlanıldıklarını göstermektedir.
Holotropik durumlardan edinilen gözlemler
materyalist düşünüşün temel yapı taşını, maddenin önceliğine ve
varoluşun dokusunda spiritüel boyutun olmadığı inancını yerinden
oynatmaktadır. Spiritüalitenin insan psişesinin ve olayların
evrensel düzeninin kritik ve meşru bir niteliği olduğuna dair
doğrudan deneysel ve ampirik kanıtlar ortaya çıkarır. Bu önemli
konuya kitapta özel bir ilgi gösterilmiştir. Uygun biçimde
anlaşıldığında spiritüalite ve bilimin çatışma içinde olmadığı ve
olmayacağı, varoluşa yönelik iki tamamlayıcı yaklaşımı temsil
ettiklerini savunmaktadır.
Kitapta özel bir bölüm ölme ve ölümün
psikolojik, felsefi ve spiritüel yönlerine ayrılmıştır. Bu tür
sorunları psikoloji için ölümün önemi, ölüme yakın deneyimler,
ölümden sonra şuurun varlığını sürdürme olasılığı, karma ve
reenkarnasyon, ölülerle ilgili antik kitaplar ve ölüm için hazırlık
ve deneysel eğitim biçiminde inceler. Bu bölümün dayandığı gözlemler
diğerlerinin yanı sıra bu bölümde ayrıntılarıyla anlatılan ve
tartışılan ölümcül kanser hastalarıyla yapılan kapsamlı bir
psikodelik terapi çalışmasından çıkmıştır.
Holotropik durumlarla ilgili araştırmalardan
çıkan en kapsamlı metafizik içgörüler “kozmik oyun” bölümünde
özetlenmiştir. Doğanın gerçekliği, kozmik yaratıcı ilke ve onunla
ilişkimiz, yaratılışın dinamikleri, gerçek kimliğimizi bilmeye karşı
tabu ile iyi ve kötü sorunu gibi konular ele alınmıştır. İnsan
varoluşuyla ilgili bu temel sorunlara verilen, holotropik durumlarda
kendiliğinden ortaya çıkan, yanıtların şaşırtıcı biçimde sadece
Aldous Huxley tarafından betimlendiği biçimiyle “daimi felsefe”
hakkındaki literatürde bulunanlarla değil, aynı zamanda yeni
paradigma biliminin devrimsel bulgularıyla da benzer olması çok
ilginçtir.
Kitabın kapanış bölümü bu yeni bulguların
günümüz küresel krizine yönelik imaları ve şuur araştırmaları ve
transpersonel psikolojinin bunun hafiflemesine katkıda bulunabilme
biçimleri üzerinde odaklanmaktadır. İnsanlık tarihine hakim olmuş ve
hızlı teknolojik ilerlemeler yüzünden gezegenimiz üzerindeki yaşamın
devamı için ciddi bir tehlike haline gelmiş iki güç olan kötücül
saldırganlık ve doymak bilmez açgözlülüğün psikospiritüel köklerini
inceler. Holotropik şuur halleriyle çalışma yalnızca insan
psişesindeki bu tehlikeli öğelerle ilgili yeni bir anlayış sunmakla
kalmaz, aynı zamanda bunlarla yüzleşme ve bunları dönüştürme
konusunda etkili yollar da gösterir.
Holotropik hallerin ve sistematik biçimde
incelenmesiyle geçen kırk yıllık araştırmalarım beni insanlığın
kökten içsel dönüşümünün ve yüksek bir şuur düzeyine çıkmanın
gelecek için tek gerçek umudumuz olabileceği sonucuna götürmüştür.
İçsel yolculuğa başlamak üzere ya da zaten bu yolu katetmekte olan
kişilerin bu kitabı ve içinde sunulan bilgileri bu zorlu
serüvenlerinde yararlı bir rehber olarak göreceklerine inanmak
istiyorum.
State University of NewYork Press’in yeni
kitaplar editörlüğünü yapan Jane Bunker’e minnettarım; o olmasaydı
bu kitap yazılamazdı. Okuyucularımın olağandışı şuur halleriyle
ilgili araştırmalarımdan çıkan en önemli içgörüleri bir ciltte
toplayacak bir çalışmayı beğeniyle karşılayacaklarını ileri süren
kişi de Bunker’dir. Onun rehberliğiyle birlikte, araştırmamda
incelediğim başlıca alanların hepsi hakkında kapsamlı bilgi
sağlayacak bir şekilde bu kitabı yazmış bulunmaktayım.
Bölümlerde tartışılan belirli konulara ilgi
duyacak olan okuyucular bu genel incelemeyi belirli konularda daha
derinlemesine bir tartışma sunan diğer kitaplarım için bir giriş
olarak kullanabilirler. Aşağıda her bölümde incelenmiş olan temalar
hakkında fazladan bilgi kaynağı olarak kullanılabilecek yazılarım ya
da onların parçalarından oluşan bir referans listesi verilmiştir.
Bölüm I. Psikodeliklerin höristik ve terapötik
potansiyeli hakkında daha ayrıntılı bilgi özel olarak bu konuya
ayrılmış olan LSD Psychotherapy adlı kitabımda ve The Adventure of
Self-Discovery’nin psikodelik maddelerin ritüel ve terapötik
kullanımı üzerinde odaklan ek bölümünde bulunabilir. Olağandışı şuur
halleri şamanizm, geçiş ritleri, antik ölüm ve yeniden doğum gizli
ayinleri ve büyük spiritüel geleneklerdeki rolü ise eşim Christina
ile birlikte yazdığımız The Stormy Search for the Self’de
tartışılmaktadır.
Bölüm 2. İnsan psişesinin yeni kartografisi
ayrıntılı bir şekilde özellikle Realms of the Human Unconsciousness
ve The Adventure of Self-Discovery’de incenlenmektedir. Bu kitaplar
COEX sistemlerin dinamikleri, perinatal matrisler ve çeşitli
transpersonel deneyim biçimlerini birçok açıklayıcı örnekle birlikte
anlatmaktadır. Hal Zina Bennett ile birlikte yazdığımız Holotropic
Mind ise transpersonel alanlara yeni gelen kişiler için yazılmış,
psişenin genişletilmiş bir haritasına oldukça temel bir giriştir.
Bölüm 3. Araştırmamın duygusal ve psikosomatik
bozukluk tanı ve tedavisi ile genel anlamda psikiyatri ve psikoloji
için imaları Beyond the Brain’de incelenmektedir. Bu kitap aynı
zamanda bu yeni bulgularla uyumlu olan çağdaş bilimde devrim
niteliğindeki çeşitli gelişmelerle ilgili bir tartılşmayı da
içermektedir. Meslek dışından ilgilenen kişiler de bundan
yararlanabilmekle birlikte, bu kitap öncelikle profesyonel
izleyicilere hitap etmektedir.
Bölüm 4. Ani olarak ortaya çıkan ruhsal
fenomenler (spiritual emergency) kavramı ve şuur araştırmalarının
psikozların anlaşılması ve tedavisine yönelik imalarıyla özel olarak
ilgilenen kişiler eşim Christina ile birlikte yazdığımız The Stormy
Search for the Self ve Spiritual Emergency başlıklı iki kitapta daha
fazla bilgi bulacaklardır. Bu kitapların ilki psikoza alternatif
yaklaşımlar konusunda kendi ayrıntılı ve kapsamlı tartışmamızdır,
ikincisi ise bu konuya hitap eden çeşitli yazarların makalelerinden
oluşan bir yapıttır.
Bölüm 5. Olağandışı durumların terapötik
potansiyeli birçok kitabımın konusudur. Özellikle ilgi çekici olanı
The Adventure of Self-Discovery’nin holotropik solunum çalışması
uygulamasını ve olağandışı şuur hallerinde işleyen terapötik
mekanizmaları anlatan ikinci yarısıdır. Beyond the Brain’de de
çeşitli psikoterapi ekollerinin yanında ve karşısında olan
özelliklerinin tartışıldığı ve terapinin açığa çıkarma ve ele alma
yöntemlerinin tartışıldığı pasajlar da konuyla ilgilidir. LSD
Psychotherapy özellikle psikoterapide psikodeliklerin kullanımını
tartışan bir el kitabıdır, The Stormy Search for the Self ise
psikotik durumlardaki alternatif terapötik stratejileri
incelemektedir.
Bölüm 6. Spiritüalite ve din arasındaki ilişki
The Cosmic Game’de bütün ayrıntılarıyla tartışılmaktadır. Bu konuyla
ilgili bilgiler The Stormy Search for the Self’de de bulunabilir.
Bölüm 7. Ölüm ve ölmenin psikolojik, fizyolojik
ve spiritüel yönleri Joan Halifax ile birlikte yazdığımız
Baltimorde’daki Maryland Psikiyatrik Araştırmalar Merkezi’nde iki
yüzü aşkın kanser hastasıyla yaptığımız bir psikodelik terapi
araştırma projesini anlatan The Human Encounter with Death’de
tartışılmaktadır. Ayrıca, bu çalışmanın kültürel dallarını inceleyen
ve zengin bir örnekleyici nitelik taşıyan iki kitap da yazdım: Books
of the Dead ve eşim Christina ile birlikte yazdığımız Beyond Death.
Bölüm 8. Araştırmamın felsefi, metafizik ve
spiritüel yönleri başka bir cildin The Cosmic Game’in konusudur.
(Kozmik Oyun, Stanislav Grof, Çev. Levent Kartal, Ege Meta
Yayınları) Bu kitap holotropik şuur hallerinden edinilen deneyim ve
içgörülere dayarak insan varlığı ve gerçekliğin doğasını
incelemektedir. Bu görüşün hem Aldous Huxley’in “daimi felsefe”si
hem de çağdaş bilimde yeni ya da ortaya çıkan paradigma olarak
bilinen devrim niteliğindeki ilerlemelerle aralarındaki şaşırtıcı
benzerliğe işaret etmektedir.
Bölüm 9. Holotropik durumlarla ilgili
çalışmanın daha geniş küresel imaları hakkında fazladan bilgi Beyond
the Brain’in epilogunda ve The Cosmic Game’de bulunabilir. Ayrıca,
bu önemli konuda önde gelen çeşitli yazarların makalelerinden oluşan
bir yapıt olan Human Survival and Consciousness Evolution adlı
kitabın editörlüğünü de yaptım.
Gönderme yaptığım yukarıdaki kitapların tümü
aynı zamanda ilgi duyan okuyucuları literatürde başka yazarların
yazdığı ilişkili konulara yönlendirecek olan kapsamlı
bibliyografyalar da içermektedir.
|