<< GERİ

 

KAOS - Yedi Yaşam Dersi

 

Bu kitap hakkında ayrıntılı bilgi almak için tıklayın...

 
 
 
DERS 1: YARATICI OLMAK GİRDAPLAR HAKKINDA BİR DERS
 
Kendiliğinden Organizasyon: Doğanın Büyüsü
 
Kaos ve Yaratıcılık: Hakikat ve Kişinin
 
Bölünmez Olanla Bağı
 
      Girdabı Oluşturmak 1: Türbülans
 
      Girdabı Oluşturmak 2: Çatallanma ve Amplifikasyon
 
      Girdabı Oluşturmak 3: Açık Akış
 
      Girdap ve Bireysellik Paradoksu
 
Her Birimiz Anlamına Gelen Yaratıcı Kaos
 
DERS 2: KELEBEK GÜCÜNÜ KULLANMAK SÜPTİL ETKİNİN DERSİ
 
Amplifiye Küçüğün Gizemi
 
Güçsüzün Gücü
 
Süptil Etkinin Gücü
 
Kinik Gerçekçiye Yanıt
 
DERS 3: AKIŞLA BİRLİKTE GİTMEK
ORTAK YARATICILIK ve YENİLENME HAKKINDA BİR DERS
 
Yaşam, Karmaşıklık ve Garip Çekici
 
      Ortak Kurallar ve Bireysel Kurallar
 
      Ortak Yaratıcı Yapılar
 
      Birlikte Evrim (Coevolution) Perspektifi
 
      Kaotik Ortaklığın "Garipliği"
 
      Farklılık ve Açıklık, Kaotik Sistemler
 
Bitmek Bilmeyen Yanılsamamız
 
      Diyalog Deneyi
 
DERS 4: ARADAKİLERİ KEŞFETMEK
BASİTLİK ve KARMAŞIKLIK HAKKINDA BİR DERS
 
Paradokslu Bilim
 
Süreksizlik: Durgunluğun İçindeki Fırtına
 
Düzene Bir Geçit Olarak Karmaşıklık ve Şans
 
Kendimizi Basitleştirme ve Karmaşıklaştırma
 
Hareketi İçinde Yakalamak
 
Projeksiyonlar, Stereotipler ve Düalitelerin
 
Ötesine Geçmek
 
DERS 5: DÜNYA'NIN SANATINI GÖRMEK
FRAKTALLER ve MANTIK HAKKINDA BİR DERS
 
Doğal Fraktaller ve Deniz Kıyısındaki Bizler
 
Fraktallerin Estetiği
 
Matematik Fraktaller
 
Fraktallerin Ötesindeki Sanat: Mantık ve Ruhu Birleştirmek
 
DERS 6: ZAMANIN İÇİNDE YAŞAMAK
SÜREKLİLİĞİN FRAKTAL KIVRIMLARI HAKKINDA BİR DERS
 
Zamanın Fraktal Doğası
 
Zamanın Bilimsel Çizgisini Kırmak
 
Doğanın Çoklu Elastik Saatleri
 
Yaratıcı Zaman
 
DERS 7: BÜTÜNLE YENİDEN BİRLEŞMEK
YENİ BİR ALGI GELGİTİ HAKKINDA BİR DERS
 
Eski Algı Değişimi: Ortaçağ Holizminden
 
Mekanizmin Yükselişine
 
Yeni Algı Değişimi:
 
Mekanik Görüşten Kaotik Bütünlüğe
 
Kaotik Bütünlük ve Yaşama Farklı
SUNUŞ  

20. yüzyılın son çeyreği oldukça önemli bilimsel ve teknolojik gelişmelere sahne olmuştur. Tüm bu gelişmelere paralel olarak bilim en ince ayrıntılara kadar dal budak salarken öte yandan disiplinlerarası bir işbirliği ve sentez ihtiyacı da kendisini göstermiştir.

İşte bu ihtiyacı gören ve sezinleyen öncü bilim adamları bilimsel bilginin bize getirmiş olduğu kuvvetli felsefi sonuçlar üzerinde durmuşlar ve bunların çağlar boyu eskimeyen bilgelik kaynaklarıyla nasıl uyuştuğunu da dile getirmişlerdir.
Bilimsel bilginin pratik yaşama yönelik sonuçlarını herkesin anlayabileceği bir dille yansıtan yayınların sayısı büyük bir artış göstermiştir. Bu da bilimin yalnızca üniversite kürsülerinde kalmayıp halkın da anlayıp üzerinde düşünebileceği bir hale gelmesini sağlamıştır.

Doğanın yapısında mevcut olan kaotik işleyiş biçimi uzun zamandan beri bilim adamlarının dikkatini çekmektedir. Hava durumu, biyolojik ortamdaki iniş çıkışlar, organizmaların işleyişi, astronomik sistemler gibi pek çok yapılaşmalar ve hayatın tümü kendisini kaotik ilkelerle organize etmektedir.

Elinizdeki kitabın yazarları John Briggs ve F. David Peat, kaos ve kaotik işleyiş ilkelerini yaşamımızda nasıl kullanabileceğimizi zengin örneklerle ve esprili bir üslupla açıklıyorlar. Sundukları manzara bütünselliğin ve bütünlük yandaşı olmanın zaferini bir kez daha gözler önüne seriyor ve bizlere şu mesajı veriyor: Her şey kendinden daha büyük bir sistemin parçasıdır, ancak bütüne ait bilgiyi içerir; görüş açımızı genişletmek ve evrenle uyum içerisine girmek yaşamımızda çok olumlu değişimler meydana getirecektir.

Ayrıca yaşamın -hele yaşadığımız günlerde- hiç doğrusal bir çizgi izlemediğini, çok önceleri oluşmuş bulunan küçücük sebeplerin çığ gibi büyüyerek sonunda çok büyük olaylara yol açabileceğini, hiçbir şeyin tam anlamıyla tahmin edilebilir ve kontrol dahilinde olmadığını bu yüzden yaşamda her şeye karşı hazırlıklı ve esnek olmamız gerektiğini, doğayı yönlendiren kaotik güçlerle işbirliği yapmamız halinde umulmadık gelişmeler kaydedebileceğimizi gözler önüne sermektedirler.

Kitabı özenle Türkçeleştiren Sn. Sezer Soner'e çok teşekkür ederiz.

Ege Meta Yayınları

 

KAOS TEORİSİ METAFORMU

Zaman zaman bir şekilde, hepimiz hayatımızın kontrol dışına çıktığı ve kaosa yöneldiği hissine kapılmışızdır. Bilimin elinde bizim için çarpıcı haberler bulunmakta. Hayatlarımız zaten kaosun içinde; üstelik yalnızca arada sırada değil, her zaman. Dahası, yeni bilimin ileri sürdüğü gibi, bireysel ve ortak bir kaos anlayışı hayatlarımızı çarpıcı bir şekilde değiştirebilir.

Biz insanlar kaostan nefret etme ve mümkün olduğu her fırsatta ondan kaçınma eğiliminde olmamıza rağmen, doğa kaosu yeni varoluşlar yaratmak, olayları biçimlendirmek ve Evren'i bir arada tutmak için olağanüstü şekillerde kullanır. Kaos hakkındaki bu açıklama bilim adamlarınca ilk kez yaklaşık otuz yıl önce ortaya konmuş ve o zamandan beri etkin bir şekilde incelenmiştir. Ancak bireyler ve toplum olarak bizim için kaosun gerçek anlamı henüz keşfedilmeye başlanıyor.

Peki, nedir kaosı Yanıtın bir çok yüzü var ve biraz açıklama yapmayı gerektirecek. Şöyle başlayabiliriz; kaos, sadece şansın düzensizliği olarak bilinen ortak düşüncenin ötesinde, çok daha ince düzeyde karşımıza çıkar: bir oyun kağıdı destesinin karılması, bir rulet tekerleğinde zıplayan top ya da kayalık bir dağ eteğindeki düştü düşecek bir taşın paldır küldür aşağı yuvarlanması. Bilimsel "kaos" terimi ise, rastgele gözüken olayların içinde varolan ve bu olayların temelini oluşturan bir birbirine bağlılıktan söz eder. Kaos bilimi gizli biçim düzenleri, ince farklar, nesnelerin "duyarlılığı" ve tahmin edilemeyenin yeniye nasıl yol açtığına dair "kurallar" üzerine odaklanır. Bu, yıldırımlı fırtınaları, köpüren nehirleri, kasırgaları, sivri dağ zirvelerini, girintili çıkıntılı kıyı boylarını ve nehir deltalarından vücudumuzdaki sinirlerle kan damarlarına kadar her tür karmaşık biçim düzenlerini meydana getiren hareketleri anlamaya yönelik bir girişimdir. Gelin, birbirinden oldukça farklı dört resimde yansıdığı şekliyle görülen kaosa bakarak bu yaklaşımı kavrama yönünde ilk adımı atalım.

Bunların ilki Hubble uzay teleskopunun çektiği, iki galaksi arasındaki bir çarpışmanın fotoğrafıdır. Tıpkı göle atılmış bir çakıl taşı gibi, bu şiddetli çarpışma da saatte 200.000 millik bir hızla gaz ve toz bulutunu önüne katarak oldukça kuvvetli bir enerji dalgalanması yaymıştır. Her ne kadar bu durum kesinlikle bizim geleneksel kaos düşüncemizi yansıtıyormuş gibi görünse de sıcak gazların oluşturduğu bu dış halkada milyarlarca yeni yıldız doğmuştur. Burada kaosun aynı zamanda hem ölüm hem doğum, hem yıkım hem yaratılış olduğunu görüyoruz. İlk gazların kaosunun içinden, bizimkine benzer gezegen sistemlerinin oldukça tahmin edilebilir yörüngelerinin de çok büyük bir olasılıkla dahil olduğu birçok sabit düzen biçimi gözler önüne serilir. Kozmosun "büyük patlama" ile doğuşunun ilk anlarında oluşan atom altı parçacıklar hala düzenli biçimlerde vücutlarımızda bulunmaktadırlar. Öldüğümüzde, bu galaktik patlamada olduğu kadar, burada, Yerküre'de de etkin olan kaosun akışına geri döneceklerdir. Daha derine inersek, bu fotoğraf, her birimizin kaosunun bir resmidir.

İkinci görüntü bir dağ akarsuyunun türbülans ını göstermektedir. Burada, görünürdeki karışıklık temelde yatan bir biçim düzenini maskelemektedir. Bu akıntının kenarına oturduğunuzda, onun aynı zamanda hem sabit olduğu hem de durmadan değiştiğini fark etmeye başlarsınız. Suyun türbülans ı sürekli yenilenen karmaşık şekiller ortaya çıkarır. Demek ki bu akarsu bize yönelik bir başka metafordur. Tıpkı bu akarsu gibi, hücreler düzenli olarak birbirinin yerini aldığı için, fiziksel bedenimiz de durmaksızın yenilenmekte ve dönüşmektedir. Bu arada bedenimizin psikolojik merkezinde bulunduğuna inandığımız "ben" de bir akış içindedir. Hem on yıl önce olduğumuzla "aynı" kişiyiz hem de aslında yeni bir kişiyiz. Oysa bunun bile ötesine geçebiliriz.

Biraz derin düşünüldüğünde, burada gösterilen akarsuyun, bağlı olduğu diğer ekosistemlerden ayrı tutulamayacağı ortaya çıkacaktır - suyundan yararlanan sayısız hayvan ve bitki; yüzeyinde batıp çıkan ve girdap gibi dönen ince dal parçaları, yapraklar ve tohumlardan oluşan çer çöp; akış yönünü değiştiren çok eski buzul kalıntıları; bölgenin iklimi ve hava durumu; gezegenin mevsimleri ortaya çıkaran uzaydaki yörüngesi. Benzer bir şekilde, bir birey olarak hepimiz bizi çevreleyen ve etrafımızda akıp giden doğa, toplum ve düşünce sistemleriyle birbirimize bağlıyız. Sürekli olarak birbirini etkileyen ve birçok düzeyde tahmin edilemeyen bir kaos oluşturan hareketlerin içinde yaşarız. Yine de bildiğimiz bütün fiziksel ve psikolojik düzen bu aynı kaos içinde doğmuştur.

Üçüncü fotoğraf, bütünüyle, teknoloji ve insan düşüncesi tarafından üretilen günlük insan kaosunun oldukça tanıdık bir görüntüsüdür. Bir karayolu sisteminin planlanıp düzenlenmiş boşluğu boyunca teker teker yol alan araçlar, kimi zaman kördüğüm olmuş bir trafik, ani duruş ve kalkışlar ya da bazen serbest akan şeritlerden oluşan bölgeler yaratarak birbirleriyle etkileşirler. Bu araçlardan birinin içinden bakıldığında, trafiğin hareketi düzensiz ve rastgele görünür, ama yukarıdaki bir hava taşıtının perspektifinden bakıldığında güç fark edilen, ince bir biçim düzeni ortaya çıkar - kaosun içinde gizli bir düzen.

Dördüncü resim oldukça farklı bir kaos görüntüsüdür. Matematiğin mantıksal olarak düzenlenmiş yapılarının içindeki derinlik karışık bir sayı setini gizlemektedir; bu sayı seti adını bu seti bulan ve tanınmış hale getiren matematikçi Benoit Mandelbrot'tan almıştır. Resmin dikdörtgen çerçevesinin içinde betimlenen alanı, bir TV ekranındaki yoğun, mikroskobik nokta sıraları gibi düşünün. Her nokta bir sayıya karşılık gelir ve bir denklemde yer aldığında sonuca bağlı olarak siyah ya da beyaz olarak renklendirilir. Denklem "tekrarlandığında" ya da kendi içinde tekrar tekrar geri beslendiğinde, bu sayı ya artmış ya da sıfıra düşmüştür.

Büyük beyaz benekli şekil sayıların sıfıra düştüğü ve sıfırda kaldığı yerdeki noktalardan oluşur. Ancak beyaz alanın kenarı boyunca görünen bölgede biraz garip bir şeyler olmaktadır. Burada sayılar yabancı yaşam biçimleri gibi kabarcıklanan ve çizgilenen biçim düzenleri yaratır. Sınırlar her türden tahmin edilemeyen tekrarlamalarla dolu bir hale gelmiştir. Bu tuhaf davranış kaosun - ve onun paradoksal düzeninin- saf matematiksel mantığın sınırları içinde bile gizliden gizliye bulunduğunu göstermektedir. Birçok kişi bu matematiksel nesneyi çarpıcı bir biçimde güzel ve ilgi çekici bulur. Gerçekten de kaos anlayışımızın önemli özelliklerinden biri onun estetik çekiciliğidir.
Son yüzyıldır gittikçe artarak etrafımızı saran - bazılarına göre ise bizi hapseden - bilim düşkünü kültür dünyayı analiz, nicelik (kuantifikasyon), simetri ve mekanizma açılarından görmektedir. Kaos bizim bu sınırlardan kurtulmamıza yardımcı olur. Kaosu sezdiğimizde, dünyayı ani dönüşler içinde canlandırılan biçim düzenlerinin bir akışı, garip aynalar, ince ve şaşırtıcı ilişkiler ve bilinmeyenin sürekli cazibesi şeklinde gözümüzün önüne getirmeye başlarız. Kaos bizi sanatçıların binlerce yıldır sezdiği biçimiyle dünyayı anlamaya yaklaştırır.

Geçen on yıl içinde, kaos fikri doğduğu bilimsel alanların ötesine geçmiştir. Artık tabloları ya da şiirleri hakkında konuşurken kaostan söz eden sanatçılar vardır. Kaos teorisi Jurassic Park gibi tutulan filmlerde de önemli bir rol oynamıştır. Bu fikir tıp ve ekonomiden tutun savaş, sosyal dinamikler ve organizasyonların nasıl oluşacağı ve değişeceği hakkındaki teorilere kadar her şeye etkin bir şekilde uygulanmaktadır. Kaos bir bilimsel teoriden yeni bir kültürel metafora doğru evrim geçirmektedir. Bir metafor olarak kaos, üzerine titrediğimiz pek çok varsayımımızın bir kısmının doğruluğunu sorgulamamıza olanak tanır ve gerçeklik hakkında yeni sorular yöneltmek için bizi cesaretlendirir.

Bilimsel fikirler tarihte önceden de kültürel metaforlar yönünde gelişmiştir. Copernicus, Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğünü iddia ettiğinde, onun bu fikri sadece ortaçağ felsefesinin bir inancını yıkmaktan daha fazlasını yapmıştı; Batı toplumunun odağının Tanrı'dan ve ölümden sonra yaşam düşüncesinden, insanoğlunun kendisine ve doğal dünyanın yasalarına doğru kaymasına yardımcı olmuştur. Bir metafor olarak, güneşi merkez kabul eden yeni güneş sistemi fikri, gelişen Avrupa Rönesans'ına büyük bir güç katmış ve bilim adamı ya da filozof olmayan insan kitlelerinin, duyguları kamçılayan yeni bir şekilde Evren'i ve bunun içindeki kendi rolünü deneyimlemesine yardımcı olmuştur. Darwin'in evrim teorisi de sıradan insanların dünyayı görme biçimleri üzerinde benzer bir devrimci etki yapmıştır. Bu teori bizim doğa içinde evrimleşen hayvanlar olduğumuzu göstermiştir. Dünya üzerindeki hayatı bir ağacın çatallanan dalları gibi resmetmiştir. Artık kendi psikolojimize bile evrimsel anlamda bakıyoruz. Kendimizi, iç güdüler, dürtüler ve reflekslerden meydana gelen yaratıklar, genetik olarak belirlenmiş varlıklar olarak görüyoruz. Sosyal bir metafor olarak, Darwin'in "en iyi uyum sağlayanın hayatta kalması" fikri yağmacı ticari rekabet ve sınıf yapısını haklı çıkarmak için de kullanılmıştır. Aslında, Darwin'ci fikir öylesine kökleşmiş bir haldedir ki biz genellikle hayatta kalanın "daha iyi", yenilenin ise bir şekilde kusurlu olması gerektiğine inanırız.
Darwin'in bilimsel fikrine ne olduğu konusu önemli bir derstir. Kültürel metaforlar haline gelen bilimsel fikirler aynı ilaç gibidir. Doğru bağlamda ve doğru dozajda alındığında yararlı, ama yanlış bir şekilde alındığında zararlı olabilirler.

Bu noktada, kaos teorisinin de daha önceki bilimsel teorilerin başına geldiği gibi şuurumuz üzerinde aynı türde dramatik bir etkisi olup olmayacağını saptamak için çok erkendir. Ancak bir metafor olarak kaos diğerleriyle ortak olan önemli şeylere gerçekten sahiptir. Kaos fikri radikal, yeni düşünme ve gerçekliği yaşama yollarından söz açar. Aynı zamanda, kaosun bir metafor olarak önceki bilimsel metaforların sahip olmadığı yerleşik bir alçak gönüllülüğü vardır. Kaosun kesinlik ve gerçeği içerdiği kadar, neyi bilemeyeceğimizi de içerdiği ortaya çıkmış olur. Boş vermek, sınırları kabul etmek, büyü ve gizemi övmekle ilgilidir.

Bu kitapta, 7 ders, aslında 7.1325 ….. ders (bu irrasyonel 7.1325 …. sayısı alçakgönüllülüğün kendisidir) halinde kaos metaforu olarak gördüklerimizi açıklayacağız. Bu dersler, nasıl düşünülmesi gerektiğine yönelik yönergeler ya da hareketlere yönelik emirler değil, yeni bir dünya duyumuna sızma, kışkırtma yönünde birer girişimdir.
Paradoksal olarak, bu en yeni bilimin anlayışları dünyanın en eski yerli ve ruhsal geleneklerinin birçoğunda bulunan dünya görüşünü paylaşmaktadır. Bu, kaos teorisinin bazı efsanevi altın çağlarına ya da idealleştirilmiş kültürlere bizi geri döndürmek hakkında olduğu anlamına gelmez, sadece bu kültürlerin uzun süre dayanan anlayışlarının kaos metaforunu incelikle işlememize ve kaosun bizim yüksek teknolojili, yüksek oktanlı ve siber-doymuş çağımızla ilgili yepyeni bir biçimde o çok eski bilgeliği yeniden kafalarda canlandırma yolunun altını çizmemize yardımcı olur.

Bu kaos derslerinden süzülenler temelde yatan üç temadır: Kontrol. Yaratıcılık. İncelik.

İlk önce, kontrol. Tüm yaşamın çıkmazı belirsizlik ve olasılıktır. İnsanlar bunu daha keskin bir şekilde hissederler, çünki bizim şuurumuz geçmişin felaketlerini hatırlamamıza ve geleceğin dehşetli sonuçlarını hayal etmemize neden olur.
Çok eski ve yerli kültürler doğanın gizli güçleri ve tanrılarla ritüel diyalogları aracılığıyla kendi belirsizliklerini ele almışlardır. Batının endüstriyel toplumu ise farklı bir yol izlemiştir. Bizler doğayı fethederek ve kontrol ederek belirsizlikten kurtulma hayali kurarız. "Kontrolde olma" ideali davranışlarımızın öylesine büyük bir öğesidir ki artık bir takıntı, hatta bir bağımlılık halini almıştır.

Daniel Quinn'in romanı Ishmael'de bizim Batı fetişimize saldırılmıştır. Ishmael Batı'nın kontrol hayalini alaylı bir şekilde yermektedir. İnandığımız şeyin şu olduğunu söyler Ishmael: "Sadece bir tek şey bizi kurtarabilir. Dünyaya hakimiyetimizi artırmalıyız. Bütün bu [çevresel] zararlar dünyayı fethettiğimiz için meydana gelmiştir, ama saltanatımız mutlak olana kadar fethetmeye devam etmeliyiz. Ancak tam bir kontrole sahip olduğumuzda, her şey güzel olacaktır. Füzyon gücüne sahip olacağız. Kirlilik olmayacak. Yağmuru yağdırıp durduracağız. Bir santimetre karede bir kile buğday yetiştireceğiz. Okyanusları çiftlikler haline getireceğiz. Hava durumunu kontrol edeceğiz; kasırgalar olmayacak, hortumlar olmayacak, kuraklıklar olmayacak, zamansız ayazlar artık olmayacak... Bu gezegenin bütün yaşam süreçleri ait oldukları yerde, - tanrıların olmasını istediği yerde - ellerimizde olacak" 1

Kaos teorisi böyle bir hayalin neden bir yanılsama olduğunu gösterir. Kaotik sistemler onları tahmin etme, yönetme ve kontrol etme girişimlerimizin hepsinin ötesindedir. Kaos hayatın belirsizliklerine direnmek yerine onları kucaklamamız gerektiğini ileri sürer. İşte burası, ikinci tema olan yaratıcılığın işin içine girdiği yerdir.
Ressamlar, şairler ve müzisyenler kaosa dahil olduklarında yaratıcılığın canlandığını çok uzun zamandır biliyorlar. Romancılar kontrollerini kaybettikleri ve karakterleri kendilerine ait olan hayatlarını ele geçirdikleri o büyülü an için çaba harcarlar. Eski moda mantık ve lineer usavurum açıkça kendi yerlerini almışlardır, ama kaosun yapısında varolan yaratıcılık aslında hayatı yaşamanın daha fazlasını gerektirdiğini öne sürmektedir. Estetik bir duyum gerektirir - neyin uyduğu, neyin uyum içinde olduğu, neyin büyüyeceği ve neyin öleceğine dair bir his. Kaosla bir antlaşma yapmak bize doğanın hakimleri olarak değil, yaratıcı ortakları olarak yaşama olasılığı verir.

Kontrolü feda etmek ve yaratıcı bir şekilde yaşamak çevremizde süregelen hassas nüanslara ve düzensiz düzenlere dikkat etmeyi gerektirir. Böylece bu kitabın üçüncü temasına geldik. Bizim insan "bilgi"mizi oluşturan kategoriler ve soyutlamalar, pratik hayatta kalım için kesinlikle gereklidir, ama kategorilerimiz insan durumlarının daha ince, kategorize edilemeyen iç doğasına aldırmadığımız noktalarda bize egemen olabilir. Hepimiz bir kişinin söylediği bir şeye aşırı tepkiler verdiğimiz zamanlar olduğunu biliriz. O kişinin tam olarak ne demek istediğini bildiğimizi varsayarız ve basit bir şekilde bulunduğu yeri hazmedemeyiz. Buna yanıt olarak kendi zıt bakış açımızı savunuruz ve kaçınılmaz olarak bir tartışma başlar. Kaos ise bize bir başka seçenek öneriyor.

Bu kadar çabuk bir şekilde pozisyon almadığımızı, bunun yerine ilk ifademizde direttiğimizi ve diğer kişinin soyutlamalarının ötesinde yatan olası iç karmaşıklıkları keşfettiğimizi varsayalım. Diğer kişinin soyutlamalarının, bir şeyi, anlatmaya çalıştığını düşündüğümüzden daha ince bir farklılıkla ifade ettiği açığa çıkacaktır.

Kaos teorisi metaforu bu tip durumlarla uğraşmada bize yardımcı olur, çünkü gerçekliği kontrol etme ve tanımlamaya yönelik girişimlerimiz arasında ve bunların ötesinde gerçek hayatın yaşandığı zengin, hatta belki de sınırsız, bir incelik ve belirsizlikler alemi yattığını gösterir. Kaos teorisi, görünüşte küçük ve önemsiz olan şeylerin, olayların ortaya çıkışında önemli bir rol oynayarak karşımıza çıkacağını gösterir. Bu inceliklere dikkat ederek yaşamlarımızı daha derin ve daha uyumlu bir hale getirecek olan yaratıcı boyutlara kendimizi açarız.

Tarih boyunca süregelen antik efsanelerde, kaos Evren'in yaratılışının merkezindedir. Bir Çin yaratılış hikayesinde ışık gökyüzünü oluşturmak için kaostan dışarı fırlarken, Mısır kozmolojisinde ise güneş tanrısı Ra, Nun adlı sel sularının kaotik artıklarından yükselmiştir. Eski Yunan filozoflarından Hesiod'a göre de "her şeyden önce Kaos vardı"r.2

Soytarı, düzenbaz ve şekil değiştiren, dünyanın her yanındaki kültürler için kaosun kişileştirilmesi olmuştur. "Düzensizlik ilkesinin somut örneği" olmakla birlikte, düzenbaz aynı zamanda kültürü getiren, düzenin yaratıcısı, bir şaman ya da "süper şaman" olarak da tanımlanır. Düzenbaz kurnaz bir hayatta kalıcıdır, kabul edilen düzene kafa tutan, sistemi devirmeye çalışan, güç yapısını işlemez hale getiren ve yeni fikirlere hayat veren kazanma şansı çok az bir haylaz. Bazı geleneklerde tilkidir, bazılarında ise kuzgun ya da kır kurdu. Dikenli bitkilerle dolu topraklarda yolunu bulan Br'er Rabbit'tir (Tavşan Kardeş). Biçim değiştiren Hermes, ateşi getiren Prometheus, sarhoşluk ve yıkım tanrısı Dionysus'tur.

Fransa'daki Les Trois-FrËres adlı bir mağaranın tavanında betimlenen bir şekil Buz Çağı'ndan kalmadır ve açıkça, yarı insan yarı hayvan, bir şekil değiştiren, belki de kayıtlı en eski şaman düzenbazdır. Bir yeraltı mağarasının kubbesinde yüksek bir konuma yerleştirildiğinden, duvarları boyunca anlık dönüşler, sıçrayışlar ve parlamalarda tasvir edilen çok çekici bir dört ayaklı hayvan ve şekiller bolluğuna yukarıdan bakar. Bu hoplayıp sıçrayan biçimlere hayat veren bir kaos tanrısı gibi, bizi vahşi, delip geçen dik bir bakışla yüzleştirir. Bir erkek geyiği andıran boynuzlu bir kafa ve kulaklar, baykuşu andıran yuvarlak gözler, bir ayının pençeleri, bir kurt ya da vahşi atın kuyruğu, bir aslanın belirgin cinsel organları ve bir adamın sakalı ve bağrıyla paradoksun canlı örneğidir. Bacakları bir paleontologun "fiyakalı yürüyüş" olarak tanımladığı dans eden bir adamın bacakları gibidir. Bu hilekar bize binlerce yıl geriden gözlerini dikip bakmakta ve yirminci yüzyılın bitişi ile yeni bin yılın başlangıcında bizi kaotik dönüşümün dansına katılmaya davet etmektedir.

   

<< GERİ

 
   
Tel.: (0232) 421 44 49 - Faks: (0232) 422 72 12 - E-mail: info@egemeta.com
Produced by Ege Meta Yayınları