|
Yaşayabileceğimiz en güzel deneyim gizemli olandır... Bu duyguya yabancı
olan, durup da hayretler içerisine düşmeyen ve hayranlıktan mest olmayan
ölmüş sayılır.
-Albert Einstein
Görüşünüzdeki doğal berraklığı yeniden kazanmak için
içinizdeki ışığı kullanın
-Lao-tzu
Bu kitap insanların ezelden beri varoluş hakkında sorduğu en temel
sorularla ilgilidir. Evrenimiz nasıl oluştu? Yaşadığımız dünya cansız,
atıl ve reaktif maddeyi içeren bazı mekanik süreçlerin basit bir
ürünü müdür? Kozmosun yaratılışında ve evriminde yüce bir kozmik
zekanın varlığı söz konusu mudur? Maddi gerçeklik yalnızca doğa
yasalarıyla açıklanabilir mi, yoksa bu açıklamaları ortadan kaldıran
güçler ve ilkeler var mıdır?
Zaman ve uzayın sınırlılığı ile ebediyet ve sınırsızlık ikilemini
nasıl bağdaştıracağız? Evrendeki düzen, form ve anlamın kaynağı
nedir? Yaşamla madde, şuurla beyin arasındaki ilişki nedir? Bu kitapta
inceleyeceğimiz konuların birçoğu da günlük yaşamımızla oldukça
ilgilidir. İyi ile kötü arasındaki çatışmayı, karma ve reenkarnasyon
gizemini ve insan yaşamının anlamı sorununu nasıl yorumlayacağız?
Bu sorular psikiyatrik uygulamalar ve psikolojik araştırmalarda
pek sorulmaz. Buna rağmen bu konular psikiyatri yaşamımda üzerinde
çalıştığım insanların çoğunun zihninde kendiliğinden ve ısrarla
belirmiştir. Bunların nedeni ise kırk yıllık profesyonel yaşantım
sırasında odaklandığım araştırma alanıyla ilgilidir: olağan dışı
şuur hallerinin araştırılması.
Konuya ilgim 1956'da Çekoslovakya'daki Prag Tıp Fakültesi Psikiyatri
Bölümünde beklenmedik bir şekilde başladı. Tıp Fakültesinden mezun
olduktan birkaç ay sonra psikiyatri bölümündeki bir LSD deneyi için
gönüllü oldum. Bu deneyim bireysel ve profesyonel yaşantımı derinden
etkiledi ve kendimi şuur araştırmalarına bir yaşam boyu adamam için
ilham kaynağı oldu.
Her ne kadar tüm olağan dışı şuur halleriyle ilgilensem de en özgün
deneyimleri, psikodelik (şuur değiştirici madde) araştırmalarında,
kendiliğinden ortaya çıkan psikospiritüel krize girmiş insanlarla
yaptığım tedavi çalışmalarında ve eşim Christina'yla geliştirdiğim
holotropik nefes çalışmasında yaşadım. Olağan dışı şuur halleri,
psikodelik terapisinde kimyasal yollarla elde edilir; ani olarak
ortaya çıkan ruhsal fenomenlerde bilinmeyen nedenlerden ötürü gündelik
yaşamda belirir; holotropik nefes çalışmasındaysa hızlı solunum,
uyarıcı müzik ve belirli bazı beden hareketlerinin birlikte kullanımıyla
gerçekleşir. Kitapta bu üç alandan da bahsedeceğim; çünki tamamıyla
aynı olmasa da üçünden de elde edilen içgörüler benzerdir.
ŞUUR ARAŞTIRMASI VE DAİMİ FELSEFE
Daha önceki kitaplarımda duygusal ve psikosomatik rahatsızlıkların
anlaşılmasında ve psikoterapide olağan dışı şuur hallerinin sistemli
olarak çalışılmasının öneminden bahsetmiştim (Grof 1985, 1992).
Bu kitabın odak noktası ise daha geniş ve geneldir: çalışmalar sırasında
ortaya çıkan sıradışı felsefi, metafizik ve ruhsal içgörüleri inceler.
Bu araştırmada elde edilen deneyim ve gözlemler gerçekliğin gündelik
farkındalığımızdan kaçan önemli yönlerini ve boyutlarını açığa çıkarmıştır.
Bu deneyimler ve ifade ettikleri varoluş gerçeklikleri çağlar boyunca
Vedanta, Hinayana ve Mahayana Budizmi, Tao'culuk, Tasavvuf, Gnostisizm,
Hristiyan mistisizmi, Kabala ve diğer birçok ruhsal öğreti çerçevesinde
anlatılmıştır. Çalışmalarımda elde ettiğim sonuçlar ve modern şuur
araştırmaları bu kadim öğretileri onaylamakta ve desteklemektedir.
Bu nedenle bunlar, maddeci bilimin insan ve gerçekliğin doğası ile
şuur hakkındaki temel varsayımlarıyla oldukça ters düşmektedir.
Bu araştırmalar, şuurun beynin bir ürünü olmayıp aksine varoluşun
temel ilkesi olduğunu ve fenomenal dünyada önemli bir rol oynadığını
açıkça ifade eder.
Bu araştırma insan ruhu (psyche) hakkındaki görüşlerimizi de kökten
değiştirir. En temelde hepimizin tüm varoluşla bir olduğunu ve kozmik
yaratıcı ilkeyle özdeş olduğumuzu gösterir. Bu sonuç her ne kadar
modern teknoloji toplumlarının dünya görüşleriyle ciddi şekilde
ters düşse de dünyadaki büyük ruhsal ve mistik geleneklerin gerçeklik
görüşüyle uyuşmaktadır. Anglo-Amerikan yazar ve filozof Aldous Huxley
buna "daimi felsefe" (perennial philosophy) demiştir (Huxley
1945).
Modern şuur araştırmaları daimi felsefenin temel ilkelerini destekleyecek
türden önemli veriler elde etmiştir. Bu araştırmalar tüm kozmosun
temelinde amaçlı bir tasarım bulunduğunu ve tüm varoluşun yüce bir
zekayla kaplı olduğunu göstermiştir. Bu yeni keşiflerin ışığında
ruhsallık insan yaşamındaki önemli ve haklı bir çaba olarak kabul
edilmiştir, çünki ruhsallık insan ruhunun ve nesnelerin evrensel
planının önemli bir boyutunu yansıtır. Geçmişin mistik gelenekleri
ve manevi felsefeleri, genellikle önemsenmemiş hatta "akıldışı"
ve "bilimdışı" olmakla suçlanmıştır. Bu, haksız, adaletsiz
ve bilgisizlik sonucu varılan bir yargıdır. Büyük manevi sistemlerin
çoğu insan ruhunun ve şuurun yüzyıllar süren derinlemesine araştırılmasının
ürünüdür ve birçok açıdan bilimsel araştırmayı andırırlar.
Bu sistemler, felsefelerine kaynaklık eden ruhsal deneyimleri meydana
getirebilmek için ayrıntılı talimatlar verirler. Genellikle birçok
yüzyılı aşan süre içerisinde bu deneyimlerden sistemli olarak veriler
toplamış ve ortak görüş birliğinin onayına sunmuşlardır. Bunlar
herhangi bir bilimsel çalışmada geçerli ve güvenilir bilgi elde
etmenin gerekli aşamalarıdır (Smith 1976; Wilber 1997). Çeşitli
daimi felsefe okullarına ait iddiaların modern şuur araştırmalarından
elde edilen verilerle desteklenebilir olması oldukça heyecan vericidir.
Bu modern onayı olası kılan benlik araştırmaları -bu kitapta anlatıldığı
şekliyle- eski ruhsal çalışmalar kadar bireysel özveri ve teslimiyet
gerektirmez. Modern yaşamın karmaşasına hapsolmuş Batılılar için
daha kolay ve uygulanabilirdirler. Psikodeliklerin yaygın bir şekilde
rehbersiz olarak deneyimlenmesi bu maddelerin kullanımını tehlikeye
atmış ve birçok idari ve kanuni kısıtlamalarla yasaklanmıştır. Ancak
holotropik nefes çalışması bu kitapta anlatılan içgörülerin geçerliliğini
görmek isteyen herkes için olası bir yöntemdir. Dünyanın her yerinde
düzenlediğimiz seminerlerdeki deneyimlerimiz ve eğitim programını
tamamlayıp holotropik nefes çalışmasını uygulatan yüzlerce insandan
aldığımız bilgiler bu kitapta anlattıklarımın tekrarlanabilir olduğunu
göstermiştir.
HOLOTROPİK ŞUUR HALLERİ
Çalışmalarımdaki ruhsal ve felsefi içgörülere geçmeden önce olağan
dışı şuur halleri terimiyle neyi kastettiğimi açıklamak istiyorum.
Asıl ilgi alanım insan ruhu ve gerçekliğin doğası hakkında yararlı
bilgi sağlayan verilere odaklanmaktır; özellikle de varoluşun ruhsal
boyutlarının çeşitli yönlerini açığa çıkaranlara. Ayrıca bu deneyimlerin
tedavi edici, dönüştürücü ve evrimsel olanaklarından bahsetmek istiyorum.
Bu nedenle olağan dışı şuur halleri terimi çok geneldir, çünki bu
açıdan bakıldığında ilginç ya da ilgili olmayan birçok şeyi de içerir.
Şuur çeşitli patolojik süreçler sayesinde çarpıcı şekilde değişebilir:
serebral travmalar, zehirlenmeler, enfeksiyonlar ya da beyindeki
dejeneratif ve dolaşımla ilgili süreçlerle. Bu koşullar olağan dışı
şuur halleri sınıfına sokulabilecek çarpıcı zihinsel değişimlere
yol açabilir. Ancak bu koşullar "geçici hezeyan" ya da
"organik psikoz" haline neden olur ki bunlar klinik olarak
önemli olsalar da konumuzla ilgisi yoktur. Hezeyan halinden muzdarip
insanlar genellikle uyum zorluğu çeker. Kim ve nerede olduklarını,
hangi ay ya da yılda olduğumuzu bilemeyecek kadar kafaları karışmış
olabilir. Genellikle akli fonksiyonlarda karışıklık gösterirler
ve yaşadıkları deneyimleri hatırlamazlar.
Bu nedenle tartışmamızı, olağan dışı şuur hallerinin çağdaş psikiyatride
belli bir terimi olmayan önemli ve geniş bir alt grubuna daraltacağım.
Diğerlerinden ayrılması ve özel bir kategoriye yerleştirilmesi gerektiğine
inandığım için bu şuur hallerine holotropik (Grof, 1992) diyeceğim.
Bu bileşik kelime "bütünlüğe yönlenmiş" ya da "bütünlüğe
giden" anlamına gelir (Yunanca holos = bütün, ve trepein =
bir şeye doğru ya da bir şey yönünde ilerlemek). Bu terimin tam
anlamı ve kullanımındaki geçerlilik nedeni kitapta daha sonra açığa
çıkacaktır. Terim gündelik şuurumuzda tam ve bütün halde olmadığımızı
ima eder; parçalanmış durumdayız ve kendimizi gerçekte olduğumuzun
yalnızca ufak bir kısmı sanıyoruz.
Holotropik haller şuurdaki belli bir dönüşümle ayırt edilir. Bu
dönüşüm, tüm duyulardaki algı değişiklikleri, yoğun ve sıradışı
duygular ve düşünce süreçlerindeki derin farklılaşmalarla kendini
gösterir. Genellikle yoğun psikosomatik belirtiler ve olağan dışı
davranışlar da bunlara eşlik eder. Şuur nitelik olarak derin ve
kökten bir şekilde değişir, ancak hezeyan halindekinin aksine fazlaca
bozulmaz. Holotropik hallerde varoluşun diğer boyutlarına giriş
yaparız. Bu boyutlar yoğun ve sarsıcı olabilir. Ancak şuurumuzu
kaybetmeyiz ve gündelik gerçeklikle bağımızı koparmayız. Birbirinden
çok farklı iki gerçekliği aynı anda yaşarız.
Duyusal algılamadaki sıra dışı değişiklikler holotropik hallerin
önemli ve ayırt edici özelliğidir. Gözler açıkken çevredeki şekil
ve renklerde yoğun değişiklikler deneyimleriz. Gözlerimizi kapadığımızda
kişisel geçmişimiz ve kolektif şuur dışından gelen imgelerle dolabiliriz.
Ayrıca doğanın, evrenin ve mitolojik gerçekliklerin çeşitli yönlerini
betimleyen vizyonlar görebiliriz. Buna diğer duyuları da içeren
birçok deneyim eşlik edebilir: çeşitli sesler, fiziksel duygular,
kokular ve tatlar.
Holotropik hallerdeki duygular gündelik deneyimlerimizin oldukça
ötesine geçen geniş bir yelpazeyi kapsar. Bunlar kendinden geçirici
neşe, cennetsi mutluluk ve "tüm anlayışların ötesindeki huzur"
gibi olumlu duygular olabileceği gibi yoğun korku, kızgınlık, ümitsizlik
ve suçluluk gibi acı verici duygular da olabilir. Bu acı verici
deneyimler bazı büyük dinlerin cehennem işkencesi tanımlarına benzetilebilir.
Bu hallere eşlik eden fiziksel duygular da benzer şekildedir. Deneyimin
içeriğine göre sağlıkta ve fizyolojik işlevlerde mükemmellik, oldukça
yoğun orgazmik cinsel duygular yaşanabileceği gibi; ıstırap verici
ağrı, basınç, mide bulantısı ve boğulma hisleri gibi aşırı gerginlik
verici durumlar da deneyimlenebilir.
Holotropik hallerin özellikle ilginç yönlerinden biri de düşünce
süreçleri üzerindeki etkisidir. Zihin bozulmamıştır, ancak gündelik
işleyişinden oldukça farklı bir şekilde faaliyet gösterir. Her ne
kadar sıradan konular hakkında karar verirken bu halimize güvenemeyebilirsek
de çeşitli konular hakkında fevkalade yeni bilgilerle dolabiliriz.
Kişisel geçmişimiz, şuurdışı dürtülerimiz, duygusal sorunlarımız
ve diğer insanlarla yaşadığımız sorunlarla ilgili yoğun psikolojik
içgörüler kazanabiliriz. Ayrıca aldığımız eğitimin ve aklımızın
sınırlarını aşan, doğanın ve evrenin çeşitli yönleriyle ilgili sıra
dışı ilhamlar alabiliriz. Holotropik hallerde ortaya çıkan en önemli
içgörüler felsefi, metafizik ve ruhsal konularla ilgilidir. İşte
bu içgörülerin keşfi, bu kitabın ana konusudur.
HOLOTROPİK HALLERDE ORTAYA ÇIKAN FELSEFI ve RUHSAL İÇGÖRÜLER
Holotropik şuur hallerinin içeriği genellikle felsefi ve mistiktir.
Bu anlarda psikospiritüel ölüm ve doğum deneyimleri yaşayabiliriz
ya da diğer insanlar, doğa, evren ve Tanrı'yla kendimizi bir hissedebiliriz.
Başka enkarnasyonlardan kalma anıları hatırlayabilir, güçlü arşetipik
varlıklarla karşılaşabilir, bedensiz varlıklarla iletişim kurabilir
ve sayısız mitolojik gerçekliği ziyaret edebiliriz. Bu geniş deneyim
yelpazesi beden dışı deneyimleri de içerebilir. Bu durumda bedensiz
şuur optik algılamasını sürdürür ve bedeninin yakınında ya da uzağında
çeşitli mekanlardaki olayları farklı açı ve uzaklıklardan gözlemleyebilir.
Holotropik deneyimler, kadim ve otantik (aboriginal) teknikler -kutsal
teknikler- yoluyla da meydana getirilebilir. Bu teknikler sırasında
çeşitli davul, zil ve gonklar çalınabilir, ilahiler söylenebilir,
ritmik danslar ile solunum ve meditasyon yöntemleri ya da bunların
çeşitli bileşkeleri kullanılabilir. Ayrıca toplumdan ve duyusal
uyaranlardan soyutlanma, besin ve uyku orucu, terleme, hatta bedendeki
kanın boşaltılması, güçlü müshillerin kullanımı ve acı çekme gibi
şiddetli fiziksel müdahaleleri bile içerebilir. Kutsal tekniklerin
özellikle etkili yöntemlerinden biri de şuur değiştirici bitki ve
maddelerin ayinsel (ritual) kullanımı olmuştur.
Bu şuur değiştirici teknikler insanlığın manevi ve ayinsel geçmişinde
önemli bir rol oynamıştır. Holotropik hallerin oluşturulması, şamanizm,
geçiş törenleri ve yerli kültürlerin diğer ayinlerindeki odak noktasıdır.
Bu haller ayrıca dünyanın çeşitli bölgelerinde ve özellikle de Akdeniz
bölgesinde ortaya çıkan kadim ölüm ve yeniden doğum ayinlerinin
ana unsuru olmuştur. Holotropik deneyimler yaygın dinlerin bazı
mistik kolları için de aynı önemi taşımıştır. Bu ezoterik gelenekler,
holotropik deneyimleri yaşatacak çeşitli manevi teknikler geliştirmiştir.
Bunların arasında yoga, meditasyon ve konsantrasyon teknikleri,
toplu ilahi söyleme, sema, derviş uygulamaları, Hristiyan hesiastizmi
ya da "İsa duası" ve diğer birçoğu gelir.
Modern zamanlarda şuur değiştirici tekniklerin yelpazesi oldukça
genişlemiştir. Bu yelpazedeki klinik yaklaşımlar arasında şuur değiştirici
bitkilerden elde edilen saf alkaloidler ya da sentetik psikodelikler
ile hipnoz, temel (primal) terapi, rebirthing (yeniden doğum) ve
holotropik nefes çalışması gibi etkin psikoterapi teknikleri vardır.
Holotropik hallerin meydana getirilmesinde en yaygın laboratuvar
yöntemi duyusal uyaranlardan soyutlanma olmuştur. Bu yöntem duyusal
uyaranların çeşitli derecelerde azaltımına dayanır. İyi bilinen
diğer yöntemlerden biri de biyofidbektir (biofeedback). Bu yöntemde
kişinin beyin dalgalarındaki değişimlerle ilgili bilgiler belli
şuur hallerine götüren bir rehber olarak kullanılır ve çeşitli akustik
ve optik uyaranlarla beyin dalgalarının yönlendirilmesi için birçok
özel elektronik aletlerden yararlanılır.
Holotropik hallerin herhangi bir neden olmadan ve genellikle de
insanların iradeleri dışında çeşitli yoğunluk ve sürelerde kendiliğinden
de ortaya çıkabileceğini vurgulamak gerekir. Modern psikiyatri mistik
ve manevi hallerle psikotik vakaları ayırmadığı için bu halleri
deneyimleyenlere genellikle hasta teşhisi konur, hastaneye kaldırılır
ve ağır ilaç tedavisine maruz bırakılır. Eşim Christina ve bana
göre bu hallerin çoğu aslında psikospiritüel krizler ya da ani olarak
ortaya çıkan ruhsal fenomenlerdir (spiritual emergencies). Eğer
bu krize giren insanlar gerektiği gibi anlaşılır ve deneyimli insanlar
tarafından desteklenirlerse bu türden olaylar psikosomatik iyileşme,
manevi açılım, olumlu kişilik dönüşümü ve şuur evrimiyle sonuçlanır
(Grof and Grof 1990).
KADİM BİLGELİK ve MODERN BİLİM
Az önce gördüğümüz gibi holotropik deneyimler birçok topluluğun
törensel, manevi ve kültürel yaşamını şekillendirmiş birçok işlemin
ortak paydasıdır. Bu deneyimler evrenin ve varoluşun ruhsal yapısını
tanımlayan kozmoloji, mitoloji ve felsefeler ile dini geleneklerin
ana kaynağı olmuştur. Onlar, şamanizm ve yerli kabilelerinin kutsal
törenlerinden yaygın dinlere kadar tüm öğretileri içine alan manevi
hayatın anlaşılması için anahtardır. Ancak en önemlisi yaratıcı
olanaklarımızı tam olarak fark etmemizi sağlayacak zengin ve doyum
verici bir yaşam stratejisi için gerekli, paha biçilmez derecede
değerli ve gerçekçi talimatlar sunar. İşte bu nedenle Batılı bilim
adamları maddeci önyargılarından kurtulup holotropik halleri önyargısız
sistemli araştırmaya tabi tutmalıdır.
Yukarıda belirtilen holotropik şuur hallerinin tüm çeşitleriyle
yakından ilgilendim ve çoğunda da kişisel deneyimlerim oldu. Ancak
daha önce de söylediğim gibi profesyonel yaşamımın çoğu psikodelik
terapisi, holotropik nefes çalışması ve ani olarak ortaya çıkan
ruhsal fenomenlerin incelenmesiyle geçti. Bu üç durumda gözlemlenen
deneyimleri harekete geçiren şey farklı olsa da deneyimlerin içeriği
ile ifade ettikleri manevi ve felsefi içgörüler benzerdir.
Profesyonel yaşamım boyunca LSD, psilosibin, meskalin, dipropil-triptamin
(DPT) ve metil-dioksi-amfetamin (MDA) gibi maddelerle dört binin
üzerindeki psikodelik terapisini bizzat yönettim ve çalışma arkadaşlarımın
yönettiği iki binin üzerinde terapiye katıldım. Bu terapilerin büyük
bir çoğunluğu depresyon, psikonevroz, psikosomatik rahatsızlıklar,
alkolizm ve narkotik ilaç bağımlılığı gibi duygusal ve psikosomatik
rahatsızlıktan muzdarip psikiyatri hastalarıydı.
Diğer büyük bir grubu ise çoğu ölümcül olan kanser hastaları oluşturuyordu.
Bu çalışmada amaç yalnızca duygusal gerginliği ve hastalığın yol
açtığı fiziksel acıyı ortadan kaldırmak değil, aynı zamanda hastalara
ölüm korkularını yenmeleri için mistik hallere ulaşmalarını sağlamak,
ölüme karşı tavırlarını değiştirmek ve ölüm deneyimlerini dönüştürmekti.
Geri kalan denekler psikiyatrist, psikolog, danışman, rahip, sanatçı
ve çeşitli branşlardan bilim adamları gibi normal fakat değişik
bir anlayış ve içgörü arayan psikodelik terapisi gönüllüleriydi.
Holotropik solunum seansları, profesyonellerin uzun süren eğitimi
ve toplumun genelini temsil eden insanlarla yapılan çalışmalar çerçevesinde
gerçekleşti. Uzun yıllar eşim Christina'yla çoğunluğu gruplar halinde
ve istisnai olarak bireysel olan otuz binin üzerinde holotropik
seans yönettik. Psikodelikler ve holotropik nefes çalışmasının yanı
sıra aniden psikospiritüel krize giren birçok insanla da çalıştım.
Bu ise kişisel ve profesyonel yaşamımda kendiliğinden gerçekleşti
ve sistemli çalışma gerektiren özel projeler değildi.
Bu kitabı yazarken şuur araştırmaları alanındaki kırk yıllık çalışmalarımdan
topladığım kayıtları da kullandım. Bu kayıtların özellikle temel
ontolojik ve kozmolojik sorularla ilgili deneyim ve gözlemleri açıklayan
kısımlarına yoğunlaştım. Bu holotropik kayıtların ortaya koyduğu
sonuçlar, maddeci bilimin insan ve evrenin doğası hakkında formüle
ettiği ve Batılı endüstrileşmiş medeniyetin resmi ideolojisi olan
anlayışa karşı mantıksal olarak tutarlı bir alternatifti.
Holotropik haller yaşayıp bununla etkin bir şekilde bütünleşen kimseler
"nesnel gerçekliğin" bağımsız sapmalarını temsil eden
gerçek dışı dünya görüşleri geliştirmiyor. Onlar üstün kozmik zeka
tarafından yaratılmış ve sarmalanmış bir evren vizyonunun çeşitli
yönlerini keşfediyorlar. Bu canlı evren, son tahlilde, kendi ruhları
ya da şuurlarıyla bir ve aynıdır. Bu içgörüler, tarih boyunca dünyanın
çeşitli bölgelerinde, genellikle de birbirinden bağımsız olarak,
sürekli ortaya çıkan gerçeklik anlayışına oldukça benzerlik gösterir.
Bu anlayış maddi gerçeklik deneyimlerini holotropik şuur hallerinde
kazandıkları içgörülerle bütünleme fırsatını bulan tüm insanlarca
paylaşılmıştır.
Bu bulgu, Batılı ve endüstrileşmiş toplumlarda çeşitli holotropik
deneyimler yaşayıp da bunu yaygın kültürün inanç sistemleriyle bütünleştirememiş
insanlar için sevindiricidir. Zıtlıkları nedeniyle bu insanların
çoğu akli dengelerini sorgulamış ya da danışmak için gittikleri
veya iradeleri dışında götürüldükleri zihin sağlığı uzmanları tarafından
sorgulanmıştır. Holotropik hal araştırmaları bu insanları destekler
ve çağdaş psikiyatrinin eksik yönlerini açığa çıkarır. Bu araştırmalar
insan ve gerçeğin doğasıyla ilgili anlayışımızın acil olarak ve
radikal biçimde gözden geçirilmesi gerekliliğini vurgular.
Modern bilimin çeşitli dallarındaki devrim yaratıcı gelişmeler eskimiş
maddeci dünya görüşünün büyüsünü bozdukça kendimizin, doğanın ve
evrenin daha kapsamlı bir anlayışının hatlarını görmeye başlıyoruz.
Varoluşun doğası hakkında ortaya çıkmakta olan bu alternatif, bilimi
ve ruhsallığı bütünleştirerek kadim geleneklerin önemli öğelerini
teknolojik dünyamıza sunacaktır. Şu anda bile birbirinden bağımsız
devrimci teorilerden ve böyle bir görüşün belirsiz hatlarından çok
daha fazlasına sahibiz. Ervin Laszlo modern bilimin çeşitli dallarındaki
en önemli teorik gelişmelerin parlak bir sentezini zaten yapmıştır
(Laszlo 1993). Ken Wilber gerçekliğin böylesine bütüncül bir anlayışı
için gerekli felsefi temelleri sağlayan disiplinlerarası sıradışı
çerçeveyi formüle etmiştir (Wilber 1995, 1996, 1997).
Evren hakkındaki bu yeni görüş tamamlandığında, bilim öncesi gerçeklik
anlayışına bir geri dönüş değil, geçmişle şimdi arasında köprü kuran
yaratıcı bir sentez olacaktır. Modern bilimin tüm başarılarını elinde
bulunduran ve Batı medeniyetine kaybettiği manevi değerleri yeniden
sunan bir dünya görüşü bireysel ve kolektif yaşamlarımızda oldukça
etkili olabilir. Şuna yürekten inanıyorum ki, bu kitapta incelenen
holotropik hallerden elde edilen deneyimler ve gözlemler, acıyla
doğmakta olan bu heyecan verici yeni gerçeklik görüşünün ayrılmaz
bir parçası olacaktır.
|