<< GERİ

 

KOZMİK OYUN

 

Bu kitap hakkında ayrıntılı bilgi almak için tıklayın...

Sunuş

Teşekkür

1. Giriş

2. Kozmos, Şuur Ve Ruh

3. Kozmik Yaratıcı İlke

4. Yaratılış Süreci

5. Kozmik Kaynakla Yeniden Birleşme Yolları

6. İyilik Ve Kötülük Sorunu

7. Doğum, Seks Ve Ölüm: Kozmik Bağlantı

8. Karma Ve Reenkarnasyon Gizemi

9. Kim Olduğunu Bilme Tabusu

10.Kozmik Oyunu Oynamak

11. Kutsal Ve Dünyevı

Bibliyografya

 

SUNUŞ  

Varlığın ve varoluşun gayesi ve temel dinamikleri; evreni yöneten ilke ve yasalar tüm çağlar boyu pek çok filozofların ve bilim adamlarının sorguladığı ve araştırdığı bir konu olmuştur. Bu, hepimiz için geçerlidir; hepimiz hayatımızın çeşitli dönemlerinde hayatın anlamı ve amacı hakkında sorular sormuş, yanıtlarını araştırmışızdır.

Bu konu elbette günümüzde de sorgulanmakta ve hemen her daldan bilim adamları maddenin, canlılığın ve varoluşun doğasını açıklayabilmek için araştırmalarını sürdürmektedirler.

Kitabın teşekkür kısmında da göreceğiniz gibi, günümüzün ileri düzeyli ve kariyer sahibi pek çok bilim adamı yaptıkları araştırmalarla bilimin sınırlarını oldukça genişletmişler ve elde ettikleri sonuçları herkesin anlayabileceği bir dile indirgeyerek bizlerle paylaşmışlardır.

Elinizdeki kitap, Dr. Stanislav Grof'un 40 yıllık araştırmalarından elde ettiği sonuçların bir özetidir. Grof bu kitabında, olağandışı şuur halleriyle ilgili olarak yaptığı araştırmalarından elde ettiği bilgilerle, insanların ezelden beridir varlığın ve evrenin doğası hakkında sorduğu en temel soruların yanıtlarını aramaktadır. Bu bağlamda evrenin oluşumu, kozmostaki düzen, form ve anlamın kaynağı, maddi dünyanın yapısı ve işleyiş ilkeleri, insan varlığının kozmostaki yeri, varlığın birliği ve şuurun kapsamı gibi konuları ele almakta, bunları modern bilimsel araştırmalar ve çağlar boyu insanları etkilemiş ruhsal öğretilerle karşılaştırmaktadır.

Grof, olağan dışı şuur halleriyle ilgilenmeye 1950'lerde, anavatanı Çekoslovakya'nın başkenti Prag'da bulunan Psikiyatrik Araştırmalar Enstitüsü'nde LSD'nin klinik kullanımını incelediği sırada başlamıştı. Bu çalışmalar esnasında hem tedavi açısından hem de insan şuurunun ve şuurdışının keşfi konusunda çok önemli başarılar elde etti. 1960'da Maryland Psikiyatrik Araştırmalar Merkezi'nden bir teklif alarak ABD'ye taşındı. Buradaki araştırmalarında her biri en az beş saat süren binin üzerindeki LSD seansını kişisel olarak yönettikten ve meslektaşları tarafından yönetilmiş bulunan iki binden fazla seansın kayıtlarını inceledikten sonra kesinlikle olağan dışı bir şeylerin olduğu kanısına vardı. Grof, Beyond the Brain (Beynin Ötesinde) adlı kitabında çalışmalarıyla ilgili şunları ifade ediyor: "Yıllar süren kavramsal mücadele ve çatışmalardan sonra, LSD araştırmalarından çıkan verilerin; psikoloji, psikiyatri, tıp ve belki genel olarak bilimin günümüzde geçerli olan paradigmalarında hızla etkin bir yeniden düzenlemeye gidilmesinin gerekliliğine işaret etmekte olduğu sonucuna vardım. Şu anda, evren, gerçekliğin yapısı ve özellikle insan ırkı hakkında günümüzde geçerli olan anlayışların yapay, yanlış ve eksik olduğu konusunda çok az kuşkum var."

Grof, şuurun kişiliğin alışılmış sınırlarını aştığı deneyimlerden oluşan olağandışı fenomenleri tanımlamak için transpersonel (aşkın kişilik ya da kişilik ötesi) terimini benimsedi ve 1960'ların sonlarında, içlerinde psikolog ve eğitimci Abraham Maslow'un da bulunduğu, kendisiyle aynı düşüncede olan profesyonellerle birlikte, transpersonel psikoloji adını verdikleri yeni bir psikoloji ekolü kurdular.

Grof, daha sonra olağandışı şuur durumlarının herhangi bir kimyasal madde olmaksızın da elde edilebileceğini keşfetti ve eşi Christina Grof ile birlikte holotropik terapi adını verdikleri bir teknik geliştirdiler. Bugün hem Amerika'da hem de dünyanın çeşitli yerlerinde bu yöntemi başarılı biçimde uygulamakta ve pek çok insanın problemlerine yardımcı olurken, kendi varlıklarının derinliğini keşfetmelerine de vesile olmaktadırlar.

Dr. Stanislav Grof'u ve çalışmalarını ilk kez okurlarımıza tanıtmaktan dolayı çok mutluyuz.

Ege Meta Yayınları

 

GİRİŞ

Yaşayabileceğimiz en güzel deneyim gizemli olandır... Bu duyguya yabancı olan, durup da hayretler içerisine düşmeyen ve hayranlıktan mest olmayan ölmüş sayılır.

-Albert Einstein

 

Görüşünüzdeki doğal berraklığı yeniden kazanmak için içinizdeki ışığı kullanın

-Lao-tzu

 

Bu kitap insanların ezelden beri varoluş hakkında sorduğu en temel sorularla ilgilidir. Evrenimiz nasıl oluştu? Yaşadığımız dünya cansız, atıl ve reaktif maddeyi içeren bazı mekanik süreçlerin basit bir ürünü müdür? Kozmosun yaratılışında ve evriminde yüce bir kozmik zekanın varlığı söz konusu mudur? Maddi gerçeklik yalnızca doğa yasalarıyla açıklanabilir mi, yoksa bu açıklamaları ortadan kaldıran güçler ve ilkeler var mıdır?
Zaman ve uzayın sınırlılığı ile ebediyet ve sınırsızlık ikilemini nasıl bağdaştıracağız? Evrendeki düzen, form ve anlamın kaynağı nedir? Yaşamla madde, şuurla beyin arasındaki ilişki nedir? Bu kitapta inceleyeceğimiz konuların birçoğu da günlük yaşamımızla oldukça ilgilidir. İyi ile kötü arasındaki çatışmayı, karma ve reenkarnasyon gizemini ve insan yaşamının anlamı sorununu nasıl yorumlayacağız?
Bu sorular psikiyatrik uygulamalar ve psikolojik araştırmalarda pek sorulmaz. Buna rağmen bu konular psikiyatri yaşamımda üzerinde çalıştığım insanların çoğunun zihninde kendiliğinden ve ısrarla belirmiştir. Bunların nedeni ise kırk yıllık profesyonel yaşantım sırasında odaklandığım araştırma alanıyla ilgilidir: olağan dışı şuur hallerinin araştırılması.

Konuya ilgim 1956'da Çekoslovakya'daki Prag Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümünde beklenmedik bir şekilde başladı. Tıp Fakültesinden mezun olduktan birkaç ay sonra psikiyatri bölümündeki bir LSD deneyi için gönüllü oldum. Bu deneyim bireysel ve profesyonel yaşantımı derinden etkiledi ve kendimi şuur araştırmalarına bir yaşam boyu adamam için ilham kaynağı oldu.

Her ne kadar tüm olağan dışı şuur halleriyle ilgilensem de en özgün deneyimleri, psikodelik (şuur değiştirici madde) araştırmalarında, kendiliğinden ortaya çıkan psikospiritüel krize girmiş insanlarla yaptığım tedavi çalışmalarında ve eşim Christina'yla geliştirdiğim holotropik nefes çalışmasında yaşadım. Olağan dışı şuur halleri, psikodelik terapisinde kimyasal yollarla elde edilir; ani olarak ortaya çıkan ruhsal fenomenlerde bilinmeyen nedenlerden ötürü gündelik yaşamda belirir; holotropik nefes çalışmasındaysa hızlı solunum, uyarıcı müzik ve belirli bazı beden hareketlerinin birlikte kullanımıyla gerçekleşir. Kitapta bu üç alandan da bahsedeceğim; çünki tamamıyla aynı olmasa da üçünden de elde edilen içgörüler benzerdir.

 

ŞUUR ARAŞTIRMASI VE DAİMİ FELSEFE

Daha önceki kitaplarımda duygusal ve psikosomatik rahatsızlıkların anlaşılmasında ve psikoterapide olağan dışı şuur hallerinin sistemli olarak çalışılmasının öneminden bahsetmiştim (Grof 1985, 1992). Bu kitabın odak noktası ise daha geniş ve geneldir: çalışmalar sırasında ortaya çıkan sıradışı felsefi, metafizik ve ruhsal içgörüleri inceler. Bu araştırmada elde edilen deneyim ve gözlemler gerçekliğin gündelik farkındalığımızdan kaçan önemli yönlerini ve boyutlarını açığa çıkarmıştır.

Bu deneyimler ve ifade ettikleri varoluş gerçeklikleri çağlar boyunca Vedanta, Hinayana ve Mahayana Budizmi, Tao'culuk, Tasavvuf, Gnostisizm, Hristiyan mistisizmi, Kabala ve diğer birçok ruhsal öğreti çerçevesinde anlatılmıştır. Çalışmalarımda elde ettiğim sonuçlar ve modern şuur araştırmaları bu kadim öğretileri onaylamakta ve desteklemektedir. Bu nedenle bunlar, maddeci bilimin insan ve gerçekliğin doğası ile şuur hakkındaki temel varsayımlarıyla oldukça ters düşmektedir. Bu araştırmalar, şuurun beynin bir ürünü olmayıp aksine varoluşun temel ilkesi olduğunu ve fenomenal dünyada önemli bir rol oynadığını açıkça ifade eder.

Bu araştırma insan ruhu (psyche) hakkındaki görüşlerimizi de kökten değiştirir. En temelde hepimizin tüm varoluşla bir olduğunu ve kozmik yaratıcı ilkeyle özdeş olduğumuzu gösterir. Bu sonuç her ne kadar modern teknoloji toplumlarının dünya görüşleriyle ciddi şekilde ters düşse de dünyadaki büyük ruhsal ve mistik geleneklerin gerçeklik görüşüyle uyuşmaktadır. Anglo-Amerikan yazar ve filozof Aldous Huxley buna "daimi felsefe" (perennial philosophy) demiştir (Huxley 1945).

Modern şuur araştırmaları daimi felsefenin temel ilkelerini destekleyecek türden önemli veriler elde etmiştir. Bu araştırmalar tüm kozmosun temelinde amaçlı bir tasarım bulunduğunu ve tüm varoluşun yüce bir zekayla kaplı olduğunu göstermiştir. Bu yeni keşiflerin ışığında ruhsallık insan yaşamındaki önemli ve haklı bir çaba olarak kabul edilmiştir, çünki ruhsallık insan ruhunun ve nesnelerin evrensel planının önemli bir boyutunu yansıtır. Geçmişin mistik gelenekleri ve manevi felsefeleri, genellikle önemsenmemiş hatta "akıldışı" ve "bilimdışı" olmakla suçlanmıştır. Bu, haksız, adaletsiz ve bilgisizlik sonucu varılan bir yargıdır. Büyük manevi sistemlerin çoğu insan ruhunun ve şuurun yüzyıllar süren derinlemesine araştırılmasının ürünüdür ve birçok açıdan bilimsel araştırmayı andırırlar.

Bu sistemler, felsefelerine kaynaklık eden ruhsal deneyimleri meydana getirebilmek için ayrıntılı talimatlar verirler. Genellikle birçok yüzyılı aşan süre içerisinde bu deneyimlerden sistemli olarak veriler toplamış ve ortak görüş birliğinin onayına sunmuşlardır. Bunlar herhangi bir bilimsel çalışmada geçerli ve güvenilir bilgi elde etmenin gerekli aşamalarıdır (Smith 1976; Wilber 1997). Çeşitli daimi felsefe okullarına ait iddiaların modern şuur araştırmalarından elde edilen verilerle desteklenebilir olması oldukça heyecan vericidir.

Bu modern onayı olası kılan benlik araştırmaları -bu kitapta anlatıldığı şekliyle- eski ruhsal çalışmalar kadar bireysel özveri ve teslimiyet gerektirmez. Modern yaşamın karmaşasına hapsolmuş Batılılar için daha kolay ve uygulanabilirdirler. Psikodeliklerin yaygın bir şekilde rehbersiz olarak deneyimlenmesi bu maddelerin kullanımını tehlikeye atmış ve birçok idari ve kanuni kısıtlamalarla yasaklanmıştır. Ancak holotropik nefes çalışması bu kitapta anlatılan içgörülerin geçerliliğini görmek isteyen herkes için olası bir yöntemdir. Dünyanın her yerinde düzenlediğimiz seminerlerdeki deneyimlerimiz ve eğitim programını tamamlayıp holotropik nefes çalışmasını uygulatan yüzlerce insandan aldığımız bilgiler bu kitapta anlattıklarımın tekrarlanabilir olduğunu göstermiştir.

 

HOLOTROPİK ŞUUR HALLERİ

Çalışmalarımdaki ruhsal ve felsefi içgörülere geçmeden önce olağan dışı şuur halleri terimiyle neyi kastettiğimi açıklamak istiyorum. Asıl ilgi alanım insan ruhu ve gerçekliğin doğası hakkında yararlı bilgi sağlayan verilere odaklanmaktır; özellikle de varoluşun ruhsal boyutlarının çeşitli yönlerini açığa çıkaranlara. Ayrıca bu deneyimlerin tedavi edici, dönüştürücü ve evrimsel olanaklarından bahsetmek istiyorum. Bu nedenle olağan dışı şuur halleri terimi çok geneldir, çünki bu açıdan bakıldığında ilginç ya da ilgili olmayan birçok şeyi de içerir.

Şuur çeşitli patolojik süreçler sayesinde çarpıcı şekilde değişebilir: serebral travmalar, zehirlenmeler, enfeksiyonlar ya da beyindeki dejeneratif ve dolaşımla ilgili süreçlerle. Bu koşullar olağan dışı şuur halleri sınıfına sokulabilecek çarpıcı zihinsel değişimlere yol açabilir. Ancak bu koşullar "geçici hezeyan" ya da "organik psikoz" haline neden olur ki bunlar klinik olarak önemli olsalar da konumuzla ilgisi yoktur. Hezeyan halinden muzdarip insanlar genellikle uyum zorluğu çeker. Kim ve nerede olduklarını, hangi ay ya da yılda olduğumuzu bilemeyecek kadar kafaları karışmış olabilir. Genellikle akli fonksiyonlarda karışıklık gösterirler ve yaşadıkları deneyimleri hatırlamazlar.

Bu nedenle tartışmamızı, olağan dışı şuur hallerinin çağdaş psikiyatride belli bir terimi olmayan önemli ve geniş bir alt grubuna daraltacağım. Diğerlerinden ayrılması ve özel bir kategoriye yerleştirilmesi gerektiğine inandığım için bu şuur hallerine holotropik (Grof, 1992) diyeceğim. Bu bileşik kelime "bütünlüğe yönlenmiş" ya da "bütünlüğe giden" anlamına gelir (Yunanca holos = bütün, ve trepein = bir şeye doğru ya da bir şey yönünde ilerlemek). Bu terimin tam anlamı ve kullanımındaki geçerlilik nedeni kitapta daha sonra açığa çıkacaktır. Terim gündelik şuurumuzda tam ve bütün halde olmadığımızı ima eder; parçalanmış durumdayız ve kendimizi gerçekte olduğumuzun yalnızca ufak bir kısmı sanıyoruz.

Holotropik haller şuurdaki belli bir dönüşümle ayırt edilir. Bu dönüşüm, tüm duyulardaki algı değişiklikleri, yoğun ve sıradışı duygular ve düşünce süreçlerindeki derin farklılaşmalarla kendini gösterir. Genellikle yoğun psikosomatik belirtiler ve olağan dışı davranışlar da bunlara eşlik eder. Şuur nitelik olarak derin ve kökten bir şekilde değişir, ancak hezeyan halindekinin aksine fazlaca bozulmaz. Holotropik hallerde varoluşun diğer boyutlarına giriş yaparız. Bu boyutlar yoğun ve sarsıcı olabilir. Ancak şuurumuzu kaybetmeyiz ve gündelik gerçeklikle bağımızı koparmayız. Birbirinden çok farklı iki gerçekliği aynı anda yaşarız.

Duyusal algılamadaki sıra dışı değişiklikler holotropik hallerin önemli ve ayırt edici özelliğidir. Gözler açıkken çevredeki şekil ve renklerde yoğun değişiklikler deneyimleriz. Gözlerimizi kapadığımızda kişisel geçmişimiz ve kolektif şuur dışından gelen imgelerle dolabiliriz. Ayrıca doğanın, evrenin ve mitolojik gerçekliklerin çeşitli yönlerini betimleyen vizyonlar görebiliriz. Buna diğer duyuları da içeren birçok deneyim eşlik edebilir: çeşitli sesler, fiziksel duygular, kokular ve tatlar.

Holotropik hallerdeki duygular gündelik deneyimlerimizin oldukça ötesine geçen geniş bir yelpazeyi kapsar. Bunlar kendinden geçirici neşe, cennetsi mutluluk ve "tüm anlayışların ötesindeki huzur" gibi olumlu duygular olabileceği gibi yoğun korku, kızgınlık, ümitsizlik ve suçluluk gibi acı verici duygular da olabilir. Bu acı verici deneyimler bazı büyük dinlerin cehennem işkencesi tanımlarına benzetilebilir. Bu hallere eşlik eden fiziksel duygular da benzer şekildedir. Deneyimin içeriğine göre sağlıkta ve fizyolojik işlevlerde mükemmellik, oldukça yoğun orgazmik cinsel duygular yaşanabileceği gibi; ıstırap verici ağrı, basınç, mide bulantısı ve boğulma hisleri gibi aşırı gerginlik verici durumlar da deneyimlenebilir.

Holotropik hallerin özellikle ilginç yönlerinden biri de düşünce süreçleri üzerindeki etkisidir. Zihin bozulmamıştır, ancak gündelik işleyişinden oldukça farklı bir şekilde faaliyet gösterir. Her ne kadar sıradan konular hakkında karar verirken bu halimize güvenemeyebilirsek de çeşitli konular hakkında fevkalade yeni bilgilerle dolabiliriz. Kişisel geçmişimiz, şuurdışı dürtülerimiz, duygusal sorunlarımız ve diğer insanlarla yaşadığımız sorunlarla ilgili yoğun psikolojik içgörüler kazanabiliriz. Ayrıca aldığımız eğitimin ve aklımızın sınırlarını aşan, doğanın ve evrenin çeşitli yönleriyle ilgili sıra dışı ilhamlar alabiliriz. Holotropik hallerde ortaya çıkan en önemli içgörüler felsefi, metafizik ve ruhsal konularla ilgilidir. İşte bu içgörülerin keşfi, bu kitabın ana konusudur.

 

HOLOTROPİK HALLERDE ORTAYA ÇIKAN FELSEFI ve RUHSAL İÇGÖRÜLER

Holotropik şuur hallerinin içeriği genellikle felsefi ve mistiktir. Bu anlarda psikospiritüel ölüm ve doğum deneyimleri yaşayabiliriz ya da diğer insanlar, doğa, evren ve Tanrı'yla kendimizi bir hissedebiliriz. Başka enkarnasyonlardan kalma anıları hatırlayabilir, güçlü arşetipik varlıklarla karşılaşabilir, bedensiz varlıklarla iletişim kurabilir ve sayısız mitolojik gerçekliği ziyaret edebiliriz. Bu geniş deneyim yelpazesi beden dışı deneyimleri de içerebilir. Bu durumda bedensiz şuur optik algılamasını sürdürür ve bedeninin yakınında ya da uzağında çeşitli mekanlardaki olayları farklı açı ve uzaklıklardan gözlemleyebilir.

Holotropik deneyimler, kadim ve otantik (aboriginal) teknikler -kutsal teknikler- yoluyla da meydana getirilebilir. Bu teknikler sırasında çeşitli davul, zil ve gonklar çalınabilir, ilahiler söylenebilir, ritmik danslar ile solunum ve meditasyon yöntemleri ya da bunların çeşitli bileşkeleri kullanılabilir. Ayrıca toplumdan ve duyusal uyaranlardan soyutlanma, besin ve uyku orucu, terleme, hatta bedendeki kanın boşaltılması, güçlü müshillerin kullanımı ve acı çekme gibi şiddetli fiziksel müdahaleleri bile içerebilir. Kutsal tekniklerin özellikle etkili yöntemlerinden biri de şuur değiştirici bitki ve maddelerin ayinsel (ritual) kullanımı olmuştur.

Bu şuur değiştirici teknikler insanlığın manevi ve ayinsel geçmişinde önemli bir rol oynamıştır. Holotropik hallerin oluşturulması, şamanizm, geçiş törenleri ve yerli kültürlerin diğer ayinlerindeki odak noktasıdır. Bu haller ayrıca dünyanın çeşitli bölgelerinde ve özellikle de Akdeniz bölgesinde ortaya çıkan kadim ölüm ve yeniden doğum ayinlerinin ana unsuru olmuştur. Holotropik deneyimler yaygın dinlerin bazı mistik kolları için de aynı önemi taşımıştır. Bu ezoterik gelenekler, holotropik deneyimleri yaşatacak çeşitli manevi teknikler geliştirmiştir. Bunların arasında yoga, meditasyon ve konsantrasyon teknikleri, toplu ilahi söyleme, sema, derviş uygulamaları, Hristiyan hesiastizmi ya da "İsa duası" ve diğer birçoğu gelir.

Modern zamanlarda şuur değiştirici tekniklerin yelpazesi oldukça genişlemiştir. Bu yelpazedeki klinik yaklaşımlar arasında şuur değiştirici bitkilerden elde edilen saf alkaloidler ya da sentetik psikodelikler ile hipnoz, temel (primal) terapi, rebirthing (yeniden doğum) ve holotropik nefes çalışması gibi etkin psikoterapi teknikleri vardır.

Holotropik hallerin meydana getirilmesinde en yaygın laboratuvar yöntemi duyusal uyaranlardan soyutlanma olmuştur. Bu yöntem duyusal uyaranların çeşitli derecelerde azaltımına dayanır. İyi bilinen diğer yöntemlerden biri de biyofidbektir (biofeedback). Bu yöntemde kişinin beyin dalgalarındaki değişimlerle ilgili bilgiler belli şuur hallerine götüren bir rehber olarak kullanılır ve çeşitli akustik ve optik uyaranlarla beyin dalgalarının yönlendirilmesi için birçok özel elektronik aletlerden yararlanılır.

Holotropik hallerin herhangi bir neden olmadan ve genellikle de insanların iradeleri dışında çeşitli yoğunluk ve sürelerde kendiliğinden de ortaya çıkabileceğini vurgulamak gerekir. Modern psikiyatri mistik ve manevi hallerle psikotik vakaları ayırmadığı için bu halleri deneyimleyenlere genellikle hasta teşhisi konur, hastaneye kaldırılır ve ağır ilaç tedavisine maruz bırakılır. Eşim Christina ve bana göre bu hallerin çoğu aslında psikospiritüel krizler ya da ani olarak ortaya çıkan ruhsal fenomenlerdir (spiritual emergencies). Eğer bu krize giren insanlar gerektiği gibi anlaşılır ve deneyimli insanlar tarafından desteklenirlerse bu türden olaylar psikosomatik iyileşme, manevi açılım, olumlu kişilik dönüşümü ve şuur evrimiyle sonuçlanır (Grof and Grof 1990).

 

KADİM BİLGELİK ve MODERN BİLİM

Az önce gördüğümüz gibi holotropik deneyimler birçok topluluğun törensel, manevi ve kültürel yaşamını şekillendirmiş birçok işlemin ortak paydasıdır. Bu deneyimler evrenin ve varoluşun ruhsal yapısını tanımlayan kozmoloji, mitoloji ve felsefeler ile dini geleneklerin ana kaynağı olmuştur. Onlar, şamanizm ve yerli kabilelerinin kutsal törenlerinden yaygın dinlere kadar tüm öğretileri içine alan manevi hayatın anlaşılması için anahtardır. Ancak en önemlisi yaratıcı olanaklarımızı tam olarak fark etmemizi sağlayacak zengin ve doyum verici bir yaşam stratejisi için gerekli, paha biçilmez derecede değerli ve gerçekçi talimatlar sunar. İşte bu nedenle Batılı bilim adamları maddeci önyargılarından kurtulup holotropik halleri önyargısız sistemli araştırmaya tabi tutmalıdır.

Yukarıda belirtilen holotropik şuur hallerinin tüm çeşitleriyle yakından ilgilendim ve çoğunda da kişisel deneyimlerim oldu. Ancak daha önce de söylediğim gibi profesyonel yaşamımın çoğu psikodelik terapisi, holotropik nefes çalışması ve ani olarak ortaya çıkan ruhsal fenomenlerin incelenmesiyle geçti. Bu üç durumda gözlemlenen deneyimleri harekete geçiren şey farklı olsa da deneyimlerin içeriği ile ifade ettikleri manevi ve felsefi içgörüler benzerdir.

Profesyonel yaşamım boyunca LSD, psilosibin, meskalin, dipropil-triptamin (DPT) ve metil-dioksi-amfetamin (MDA) gibi maddelerle dört binin üzerindeki psikodelik terapisini bizzat yönettim ve çalışma arkadaşlarımın yönettiği iki binin üzerinde terapiye katıldım. Bu terapilerin büyük bir çoğunluğu depresyon, psikonevroz, psikosomatik rahatsızlıklar, alkolizm ve narkotik ilaç bağımlılığı gibi duygusal ve psikosomatik rahatsızlıktan muzdarip psikiyatri hastalarıydı.

Diğer büyük bir grubu ise çoğu ölümcül olan kanser hastaları oluşturuyordu. Bu çalışmada amaç yalnızca duygusal gerginliği ve hastalığın yol açtığı fiziksel acıyı ortadan kaldırmak değil, aynı zamanda hastalara ölüm korkularını yenmeleri için mistik hallere ulaşmalarını sağlamak, ölüme karşı tavırlarını değiştirmek ve ölüm deneyimlerini dönüştürmekti. Geri kalan denekler psikiyatrist, psikolog, danışman, rahip, sanatçı ve çeşitli branşlardan bilim adamları gibi normal fakat değişik bir anlayış ve içgörü arayan psikodelik terapisi gönüllüleriydi.

Holotropik solunum seansları, profesyonellerin uzun süren eğitimi ve toplumun genelini temsil eden insanlarla yapılan çalışmalar çerçevesinde gerçekleşti. Uzun yıllar eşim Christina'yla çoğunluğu gruplar halinde ve istisnai olarak bireysel olan otuz binin üzerinde holotropik seans yönettik. Psikodelikler ve holotropik nefes çalışmasının yanı sıra aniden psikospiritüel krize giren birçok insanla da çalıştım. Bu ise kişisel ve profesyonel yaşamımda kendiliğinden gerçekleşti ve sistemli çalışma gerektiren özel projeler değildi.

Bu kitabı yazarken şuur araştırmaları alanındaki kırk yıllık çalışmalarımdan topladığım kayıtları da kullandım. Bu kayıtların özellikle temel ontolojik ve kozmolojik sorularla ilgili deneyim ve gözlemleri açıklayan kısımlarına yoğunlaştım. Bu holotropik kayıtların ortaya koyduğu sonuçlar, maddeci bilimin insan ve evrenin doğası hakkında formüle ettiği ve Batılı endüstrileşmiş medeniyetin resmi ideolojisi olan anlayışa karşı mantıksal olarak tutarlı bir alternatifti.

Holotropik haller yaşayıp bununla etkin bir şekilde bütünleşen kimseler "nesnel gerçekliğin" bağımsız sapmalarını temsil eden gerçek dışı dünya görüşleri geliştirmiyor. Onlar üstün kozmik zeka tarafından yaratılmış ve sarmalanmış bir evren vizyonunun çeşitli yönlerini keşfediyorlar. Bu canlı evren, son tahlilde, kendi ruhları ya da şuurlarıyla bir ve aynıdır. Bu içgörüler, tarih boyunca dünyanın çeşitli bölgelerinde, genellikle de birbirinden bağımsız olarak, sürekli ortaya çıkan gerçeklik anlayışına oldukça benzerlik gösterir. Bu anlayış maddi gerçeklik deneyimlerini holotropik şuur hallerinde kazandıkları içgörülerle bütünleme fırsatını bulan tüm insanlarca paylaşılmıştır.

Bu bulgu, Batılı ve endüstrileşmiş toplumlarda çeşitli holotropik deneyimler yaşayıp da bunu yaygın kültürün inanç sistemleriyle bütünleştirememiş insanlar için sevindiricidir. Zıtlıkları nedeniyle bu insanların çoğu akli dengelerini sorgulamış ya da danışmak için gittikleri veya iradeleri dışında götürüldükleri zihin sağlığı uzmanları tarafından sorgulanmıştır. Holotropik hal araştırmaları bu insanları destekler ve çağdaş psikiyatrinin eksik yönlerini açığa çıkarır. Bu araştırmalar insan ve gerçeğin doğasıyla ilgili anlayışımızın acil olarak ve radikal biçimde gözden geçirilmesi gerekliliğini vurgular.
Modern bilimin çeşitli dallarındaki devrim yaratıcı gelişmeler eskimiş maddeci dünya görüşünün büyüsünü bozdukça kendimizin, doğanın ve evrenin daha kapsamlı bir anlayışının hatlarını görmeye başlıyoruz. Varoluşun doğası hakkında ortaya çıkmakta olan bu alternatif, bilimi ve ruhsallığı bütünleştirerek kadim geleneklerin önemli öğelerini teknolojik dünyamıza sunacaktır. Şu anda bile birbirinden bağımsız devrimci teorilerden ve böyle bir görüşün belirsiz hatlarından çok daha fazlasına sahibiz. Ervin Laszlo modern bilimin çeşitli dallarındaki en önemli teorik gelişmelerin parlak bir sentezini zaten yapmıştır (Laszlo 1993). Ken Wilber gerçekliğin böylesine bütüncül bir anlayışı için gerekli felsefi temelleri sağlayan disiplinlerarası sıradışı çerçeveyi formüle etmiştir (Wilber 1995, 1996, 1997).

Evren hakkındaki bu yeni görüş tamamlandığında, bilim öncesi gerçeklik anlayışına bir geri dönüş değil, geçmişle şimdi arasında köprü kuran yaratıcı bir sentez olacaktır. Modern bilimin tüm başarılarını elinde bulunduran ve Batı medeniyetine kaybettiği manevi değerleri yeniden sunan bir dünya görüşü bireysel ve kolektif yaşamlarımızda oldukça etkili olabilir. Şuna yürekten inanıyorum ki, bu kitapta incelenen holotropik hallerden elde edilen deneyimler ve gözlemler, acıyla doğmakta olan bu heyecan verici yeni gerçeklik görüşünün ayrılmaz bir parçası olacaktır.

   

<< GERİ

 
   
Tel.: (0232) 421 44 49 - Faks: (0232) 422 72 12 - E-mail: info@egemeta.com
Produced by Ege Meta Yayınları