<< GERİ

 

PSİKOYOLCULUK

 

Bu kitap hakkında ayrıntılı bilgi almak için tıklayın...

Sunuş

Önsöz

El Milagro'ya Yolculuk

Kafa Avcıları Ve Amazon'un Jaguar Tanrısı

Don Quıschpe, İnkalar Ve Kon Tiki Yolculuğu

Andlar'ın Kuş Adamları

Bugiler: Korsanlar Arasındaki Ruhsal Gezginler

Pıchıncha: Bir Teorinin İncelenmesi

Yukatan Boğazları

Dünyanın Çatısı

Alfa

Temel Kurallar

Manolo'nun Ayı

 

ÖNSÖZ  

Beş yaşındaki kızım Jessica ile birlikte elele enerji santraline ve hidroponik(*) seraya bakan bir tepede oturduk. Arkamızda, yıllarca çevreyi ve Kuzey Pensilvanya halkını tehdit eden bir tehlike olmuş kömür atıklarından oluşmuş bir dağ vardı. Şimdi ise yerel tüketim için elektrik, domates yetiştirilmesi için ısı üretiminde kullanılacaktı. Küller ise eski maden ocaklarını doldurma ve onarma çalışmalarında kullanılacaktı. Teknolojik ilerleme sayesinde, atıkların yakılması asit yağmuruna neden olmayacak, eskilerinin yerine yapılan bu santral de hava kirliliğini önemli oranda düşürecekti.

Jessica elimi üç kez sıktı. Bu, aramızda "Seni seviyorum!" anlamına geliyordu. Bense dört kez sıkarak cevap verdim: "Ben de seni". Uykusuz geceler, seksen saatlik iş haftaları ve evden uzak geçen sonsuz günler, sonunda buna değdiğini gösteriyordu. Hayli zor fakat çevreye yararlı bir projenin, resmi ve özel kaynaklardan finanse edilebileceğini kanıtlamak üzere yola çıkmıştım. Aşağıda gördüğümüz 53.381.000 dolarlık tesis bunun yapılabileceğinin kanıtı idi. Bu benim Jessica'nın nesline armağanımdı. Bu aynı zamanda psikoyolculuğun başarısının da kanıtı idi.

Yirmi sene önce 1968 yılında, işletme eğitimi alırken bir profesör sınıfta şöyle demişti: "Çevrenin devreye girdiği yerde arz ve talep teorisi işlemez. Ne yazık ki bizim gibi teknolojik anlamda gelişmiş toplumlar yanılgı içinde doğanın cömertliğinin sonsuz olduğunu düşünürler. İzin verirseniz bir kehanette bulunayım: Yaşamın devamlılığı, sizin neslinizin vereceği kararlara bağlıdır." Durakladı. "Lütfen Birleşik Amerika basamaklarından çıkarken doğayı her zaman hesaba katınız." Tahtaya giderek klasik arz ve talep eğrilerini çizdi. "Size arz ve talep teorisinin gerçekten bir anlam ifade ettiği, teknolojinin dışında gelişmiş ilkel toplumları incelemenizi öneririm."

Bu öğütten iki ay sonra Amazon'a gittim ve psikoyolculukla ilk kez orada karşılaştım. Bu deneyimin beni uzun vadede nasıl etkileyeceğini kesinlikle sezememiştim. Psikoyolculuk benim için merakın az ötesindeydi. O zamanlar daha ziyade küçük bir orman köyündeki barış gönüllüsü rolüyle ilgilenen yalnız ve genç bir adamdım. Ben merkezci değildim, fakat çevrenin korunması da beni fazla ilgilendirmiyordu.

İleriki sayfalarda, kişisel keşif yolculuğumu ve sonucunda psikoyolculuğu deneyimlediğim yöntemleri anlattım. Bu kitap aynı zamanda psikoyolculuğa neden ihtiyaç olduğunu, hayatın değişik alanlarındaki kişiler (dağdaki mistikler ve ormandaki şamanlar kadar tıp doktorları, bilim adamları, iş adamları, politikacılar ve sanatçılar) tarafından nasıl kullanıldığını anlatmaktadır. Kitabın, birçok kişiyi psikoyolcu olmaya heveslendireceğini ve gerek şimdiki, gerekse gelecekteki nesillere birçok yararlar getirecek olan bu konu üzerinde daha geniş araştırmalar yapılmasını teşvik edeceğini umut ediyorum.

Kitabın gerçekliği konusunda bir noktayı açıklamak istiyorum: Şahıslar ve olaylar gerçek olmasına rağmen, özel hayatı korumak açısından bazı olaylarda isimler ve detaylar tarafımdan değiştirilmiş olup, konuşmalar hafızamın yettiği ölçüde özüne sadık kalınarak kaleme alınmıştır.

İş idaresi profesörünün kehaneti doğru çıktı. Hayatın devamlılığının bizim şu andaki kararlarımıza bağlı olduğunu artık biliyoruz. Her yıl bu daha da kritik hale geliyor. Nasıl yaşadığımızın, marketteki, evdeki ve iş yerindeki seçimlerimizin bu gezegeni ne şekilde etkilediğini yeni yeni anlamaya başlıyoruz.

Psikoyolculuk akıllıca karar verme yeteneğimizi geliştirebilir. Karşılaştığımız şahsi ve toplumsal problemlere yaratıcı çözümler bulmada hepimize yardımcı olabilir. En önemlisi de yeryüzünü koruma zorunluluğumuz olduğunu anlamamıza yardımcı olur ve dünyaya yepyeni bir bakış açısıyla bakmamızı sağlar.

Kitabı bitirmeden önce bir psikoyolculuk denemesi yapmak isteyebilirsiniz. Böyle olmasını dilerim. Bunu bir kez başardığınız an, her şeyin üstünde gerçekten muhteşem bir tecrübe yaşayacağınız için hayatınızın bir parçası olacaktır.

 

EL MİLAGRO'YA YOLCULUK

Barış Gönüllülerinden şefim Ray, cipi Ekvator'un yüksek And Dağları'ndaki keskin virajlarda sürebilmek için direksiyonu güreş edercesine çevirirken, "Kurutulmuş kafalardan göreceğe benzemiyoruz," dedi. Ray Atlantadandı ve "kurutulmuş kafalar" sözcüklerini değişik bir anlam yüklercesine ağır ağır söylüyordu. Sabahın erken saatleriydi. Güneş henüz yükselmemişti, fakat etrafı çevreleyen dağların cüsseli silüeti yükseliyordu ve yıldızlarla bezenmiş gökyüzü akıl almaz bir manzara oluşturuyordu. "Zannederim birkaç Shuara savaşçısı ile karşılaşacaksın, fakat bugünlerde korkunç zafer hatıralarını daha çok kendilerine saklıyorlar," dedi.

İş idaresi eğitimi görmüş olduğumdan, Kaliforniya kampında Kredi ve Tasarruf Kooperatifi konusunda uzmanlık eğitimi almıştım. Sekiz hafta sonra doğrudan Bölge Barış Gönüllüleri Birliğinin olduğu bir dağ şehri olan Cuenca'ya gönderildim. Ray, Amazon'un iç kısımlarına gidebilmem için otobüs bulabileceğim bir yerel pazar merkezine beni arabasıyla götürmeyi önermişti. Yolun sonunda, tayin edildiğim kasaba olan El Milagro'ya atla gidecektim. Tüm bunlar çok heyecanlı ve romantik görünüyordu, fakat içimde bir huzursuzluk duymaya başlamıştım.

Ray, "Gideceğin yer, 150 yıl önce Dodge City gibi bir ön sınır karakoluydu. Shuara köyleri hariç gerisindeki tek yerleşim yeri San Miguel'dir," dedi.

San Miguel, yüksek dağlarda yaşayan köylüleri ormanın iç kısımlarına yerleştirmeyi amaçlayan, hükümetin kolonileşme çalışmalarının yapıldığı bir bölgeydi. Bölgeyi temizleme ve tarıma elverişli hale getirmede başarılı olmaları halinde bu yerler köylülerin olacaktı. El Milagro, tohum, tarım aletleri ve diğer ihtiyaçlar için bir istasyon olalı beri stratejik bir konumdaydı. Bu ekipmanların çoğu Gelişme Birliği programı kanalı ile ABD Uluslararası Gelişme Bürosu (USIAD) tarafından karşılanmaktaydı. Benim gibi, bir eğitime tabi tutulan Barış Birliği Gönüllüleri bu kolonicilere ormanı kadastrolamayı ve orada tarımı, ekip biçmeyi öğreteceklerdi.

Beyaz bir tahta haç farların önünde parladı; bu işaret, sürücünün konsantrasyonunu veya araç hakimiyetini kaybederek 30-35 metre aşağıdaki buzlu nehre gömüldüğü noktalardan biriydi. Büyüdüğüm dünyanın kurallarının olmadığı ve her şeyin mümkün olduğu bir masal ülkesinde yolculuk ettiğim duygusuna kapılmıştım. Ray aramızdaki ürpertici sessizliği bozana değin tek ses cipin motoru idi.

Gözlerini bir an bile yoldan ayırmayarak "Teofila Mata iyi insandır," dedi. "El Milagro'da sadece öğretmenliği değil, aynı zamanda kasaba liderliği, belediye başkanlığı ve belediye meclisinin tüm görevlerini üstlenmiş durumdadır." Ray imalı imalı kıkırdadı; "Kredi ve Tasarruf Kooperatifinin önemini bilir. İleri görüşlü biridir! Barış Gönüllülerinden Kooperatif uzmanı yollamalarını istediğinde ne yaptığını biliyordu. Sadece Teofilo ile çalış, her şey yolunda gidecektir. Büyük olasılıkla seni birkaç Shuara savaşçısı ile de tanıştırır". Ray öne doğru eğildi ve rüzgar siperinden dışarıya yan gözle baktı ve "Gualaceo'ya geldik," dedi. İleride karanlığı hayalet gibi bir ışık deldi. "Geçen sene buraya yerlilerin pazar merkezini görebilmeleri ve otobüs durağını aydınlatmak için suyla çalışan bir hidrotürbin jenaratör inşa ettiler ve bundan müthiş gurur duyarlar. Jeneratör her sabah birkaç saat çalışır. Burada her çeşit meyva satılır."

"Ya Shuara Yerlileri?" içine düştüğüm korkuyu belli etmemeye çalışarak sordum.

"Şaka mı ediyorsun? Hala dağlardayız. Quechua ülkesinde Shuaralar psikoyolculuk hariç daima ormanda yaşarlar."

"Psikoyolculuk?"

"Evet. Hiç duymadın mı? Duyacaksın. Şaman transa geçtiğinde gerçekleşir. Ülkeler arası uçtuğu söylenir. Döndükten sonra daha önce asla bilmediği şeyleri bilir. Quechualar da psikoyolculuk yaparlar."

"Şaman, psikoyolculuğu sırasında ne gibi şeyler öğrenir?"

"Anla işte," Ray güldü. "Kartalların kanatlarında çok yüksekten uçtuklarını iddia ederler! Bir keresinde, bir Shuara'nın psikoyolculuk yoluyla kaybettiği arkadaşını nasıl bulduğunu anlatan Sam Elliot isimli yaşlı bir Amerikalı madenciyle tanışmıştım.

Arkadaşıyla birlikte altın arıyorlarmış. Kayıp İnka şehirleri ve hazinelerini -El Dorado- bilirsin. Ayrılmışlar ve randevu zamanı geldiğinde Sam'in arkadaşı gelmemiş. Sam gece gündüz beklemiş. Daha sonra şamanıyla arkadaş olduğu yakın bir Shuara köyüne gitmiş. Sam'in bana söylediğine göre maymun postu ve tüyü haricinde hiçbir şey giymeyen Shuara savaşçıları şamanın etrafında büyük bir daire oluşturmuşlar, şarkı söyleyip dans etmişler. Sonunda şaman derin transa geçmiş. Daha sonra onları Sam'in arkadaşına götürmüş. Bulmaları iki gün iki gece sürmüş. Onu bulduklarında karaciğer iltihabından yarı ölü haldeymiş, fakat yaşamış."

"Şaşırtıcı hikaye!" karanlıkta pencereden dışarıya göz attım, geçit vermez dağlar, bir kez daha, soyut ve somutun, birbirlerinden çok uzak olmadığı bir ülkeye geldiğim hissine kapılmama sebep oldular.

"Eminim ki bunun gibi birçok hikaye duyacaksın. Bana anlatmak için birkaçını aklında tut."

"Sen psikoyolculuğa inanıyor musun Ray?"

Omzunu silkerek, "Shuaraların Sam'in arkadaşını bulduğuna inanıyorum. Ama nasıl? Belki de sadece bir şans eseri veya iyi iz sürme yeteneği. Kim bilir!" Uyuz bir köpeğe çarpmamak için hızla frene bastı. İleride otobüs durağınının ürpertici ışığında toplanmış insanları gördüm. "Bana Quechuaların geleceği görmek için psikoyolculuk yaptıklarını söylediler. Zaman içinde yolculuk yapıyorlar. Ben kimim ki bunu inkar edeyim?"

Ray, otobüs durağına ilerledi, benzin kokulu kerpiç bir kulübeydi.

"Şuradaki mixto (yolcu otobüsünün oradaki yerel adı) seninki" Yola sıralanmış yarım düzine bakımsız otobüsten birisini gösterdi. "Her an kalkabilirler. İyi eğlen. Bir ay içinde seninle tekrar görüşürüz." Beni karın boşluğumda yerleşmiş korkunç bir yalnızlık duygusu ile terk ederek, Cuenca'ya doğru dönerek ayrıldı.

Ekvatorda kullanılanlara benzeyen, tuhaf görünüşlü araca doğru ağır ağır yürüdüm. Mixtolar yerel fabrikalarda, eski kamyon şaselerinin üzerlerine büyük tahta kutular monte edilerek küçük kulübeleri andırır şekilde imal edilmişlerdi. Gökkuşağı renklerinde resimlerle kaplı dış yüzeylerinde, pencere niyetine dikdörtgen delikler açılmıştı. Küçük bir kalabalık üzeri abartılı çiçek resimleri ile bezeli ve isminin "Küçük Çiçek" olduğunu tüm dünyaya ilan edercesine kocaman bir tabelası olan mixtonun etrafında toplandı.
Titrememi önlemeye ve korkumu gizlemeye çalışarak 1.82 lik gövdemin ve dalgalı sarı saçlarımın çok dikkat çekmemesini dileyerek arka tarafta durdum. Çoğunun, Quechuaların karakteristik özelliklerinden olan çıkık elmacık kemikleri ve kırmızı çehreleri vardı. Kısa boylu, geniş göğüslü ve güçlü idiler. Birkaç adam bagajları iplerle "Küçük Çiçek"in üzerine yerleştirmekle meşguldü. Şoförün bir sözü ile herkes kapıya doğru hücum etti. İnsanlar ve hayvanlar tahta banklardan yapılmış sıralarda en iyi yerleri kapabilmek için itişip kakıştılar. Domuzlar, keçiler, tavuklar ve horozlar ve de her yaştan insan vardı. Adamın biri paslı bir bisikleti kapıdan içeriye sokmaya uğraşıyordu; sonunda yaşlı bir kadınla birlikte bisikleti, eşyaları kalın siyah bir muşambanın altına yerleştiren asık suratlı yükleyicinin bulunduğu mixtonun tepesine kaldırmayı başardılar. Kenarda durmuş, o anda başka bir yerde olabilmeyi dileyerek diğerlerini seyrediyordum.

Şoför beni gördüğünde, Ekvatorun yükseklerinde söylenen tipik bir İspanyol şarkısı ile kendisini tanıştırdı. "Ben Jaime Ortega, Gringo. Bu benim otobüsüm ve burada şef benim." El sıkıştık ve "John Perkins, Juan tanıştığımıza memnun oldum," diye yalan söyledim.

"Bay Juan." Gülüşü iki altın dişini ortaya çıkardı. "Buraya ilk gelişiniz mi?" Bana, mixtosunun merdivenlerine doğru, merasimle eşlik etti. Ön sırada sıkış tepiş oturan 5 kişilik ailenin önünde durdu. "Bu Gringoya yer açın ki muhteşem ülkemizi iyi görebilsin," dedi. En büyük oğlan kalktı ve bana ön sıradaki yerini terk ederek otobüsün arkasına yürüdü. Mahçup olmakla birlikte çocuğun bu hareketinden duygulandım. Herhalde her şey kötü gitmeyecekti.

Altı saatlik yolculuk, bugüne kadar yaptığım en harika, en rahatsız ve en dehşet verici yolculuktu. Kıraç yüksek bitkilerin içinden geçtik. Altiplano, havanın ince ve soğuk, bitkilerin seyrek olduğu ve güneşin sürekli yoğun bulutlar arasında gizli olduğu, sanki hayaletler için yaratılmış 460 metre yükseklikte geçit vermez bir yerdi. Yukarıya çıkarken, otobüsün içi dondurucu soğuktu. Daha sonra sisli ormanlara daldık. Yol ürkütücü virajlarla doluydu. İlk başta gözüken sisli uçurumlar virajlardan aşağı indikçe yerini yukarıdan aşağıya duvar gibi inen sık bambular, asmalar ve aşağı ormana doğru dökülen sulara bırakmıştı. Aşağıya indikçe hava nemli ve sıcak olmaya başladı ve "Küçük Çiçek"in içi mide bulandırıcı ağır bir ter kokusuyla doldu.

Parlak güneş yerini şiddetli yağmura bıraktı. Hava gibi tozlu yol da birdenbire değişti. Güneşli havada kuru ve sert olan zemin, yağmurla birlikte çamura dönüştü. Jaime şoförlük yeteneği ile hayranlığımı kazandı. Yaptığı iş imkansız gibi görünüyordu, fakat o sakinliğini hiçbir zaman bozmuyordu. Hatta sık sık yanında oturan bizlerle kayıtsızca sohbet ediyordu. Sohbetten çok yola dikkat etmesi için dua ediyordum.

Nihayet Gualeceo'dan ayrılışımızdan altı saat sonra yolun sonuna geldik. Henüz öğlen olmamıştı. Jaime bağırarak "İşte geldik. Geçmiş olsun, herkes aşağıya," dedi. Herkes sevinçle bağırışınca, tecrübeli yolcuların dahi sağsalim geldikleri için rahatladıklarını fark ederek şok oldum.

"Gringo, benimle gel." Jaime kolumu yakalayarak aşağıya inmeme yardım etti. Her yanım tutulmuştu. Zorlukla yürüyebiliyordum. Vücudumun tahta sıraya sürtünen arka yarısı boylu boyunca karıncalanıyordu."Buradakilerin çoğu büyük bir kasaba olan Macas'a gidiyor. Kısa bir yürüyüş yapacaklar. Fakat senin için, El Milagro'ya gitmenin tek yolu var: At sırtında."

Beni, tek gözü bantlı, sakallı bir adam ile tanıştırdı. "Raul, bu Gringoya iyi bak," dedi. "Ona en kuvvetli hayvanını kirala! Bay Juan'ın muhteşem Amazonumuzu beğenmesini isteriz değil mi?"

Raul'un sadece dört atı vardı ve hepsi kısa, zayıf ve kuruydu. En irisini bana doğru getirdi ve kamçısının yardımıyla hayvanın üzengilerini benim binebileceğim kadar indirdi.
Ata binmek düşünebildiğim hiçbir şeye benzemiyordu. Ormanın yumuşak toprağında yük atları ve traktörler tarafından derin hendekler açılmıştı. Çoğu kez hendeklerin arkası gözükmüyordu, fakat tüm huzursuzluğa karşın atla şaşırtıcı bir şekilde müthiş bir uyum içine girdim. Andlar ve Amazonun arasında orman müthiş bir görüntü oluşturuyordu. Ucubucağı gözükmeyen sivri doruklu dağların önünde orman, kesiksiz bir düzlükle paralel uzanıyordu. Güneş açtığında kavurucu sıcak oluyordu. Sonra aniden şiddetli bir yağmur boşaldı. Ayakkabılarıma kadar uzanan muşamba pançomun içinde kah büzülerek, kah pançoyu üzerimden atarak, atın sırtında dans eder gibi yol alıyordum. Saniye içinde donmamı ve sıcaktan kavrulmamı önlemenin tek yolu buydu.

   

<< GERİ

 
   
Tel.: (0232) 421 44 49 - Faks: (0232) 422 72 12 - E-mail: info@egemeta.com
Produced by Ege Meta Yayınları