<< GERİ

 

UYANIŞ

 

Bu kitap hakkında ayrıntılı bilgi almak için tıklayın...

Sunuş          

Giriş 

 

I. KISIM OLASILIKLAR     

1. Şuur Halleri ve Aydınlanma 

 

II. KISIM SORUNLAR        

2. Tanrı ve Gerçeklik  

3. Otomatizma

4. Evrimleşen Zeka     

5. Operasyonel Düşünce         

6. Dünya Simülatöründe Yaşamak      

7. Duygular     

8. Koşullama   

9. Hipnoz        

10. Konsensüs Trans  

11. Özdeşleşme          

12. Benlik Halleri        

13. Savunma Mekanizmaları   

14. Üç Beyinli Varlıklarda Denge ve Dengesizlik         

15. Sahte Kişilik ve Öz  

         

III. KISIM UYGULAMALAR          

16. Uyanışa Doğru      

17. Kendini Gözleme  

18. Kendini Hatırlama 

19. Yüksek Şuur Düzeyleri     

20. Spiritüel Gerçeklik, Çalışma ve Dua          

21. Grup Çalışması ve Öğretmenler     

22. Çalışma Süreciyle İlgili Sorunlar    

23. Duygudaşlık          

24. Bir Spiritüel Yol Seçmek   

25. Gerçeklik ve Tanrı

EK A: Önerilen Okumalar       

EK B: Gurdjieff Yönelimli Bir Grup Bulmak    

Notlar 

SUNUŞ  

Ünlü psikolog ve şuur araştırmacısı Charles T. Tart bu kitabında, asırlardır pek çok öğreti ve ekolün ısrarla vurguladığı kendini tanıma konusunu incelemektedir. Kendini tanımadığı için potansiyelini de tam olarak kullanamayan insanın kendini gerçekleştirmekte zorlandığını çeşitli örneklerle ortaya koyan Tart, bu konuda yapılabilecek şeyleri, insan olma potansiyelimizin önündeki engelleri nasıl aşacağımızı kendi deneyimlerinden örneklerle yalın ve açık biçimde bizlerle paylaşmaktadır.

İnsanın kendini tanıması, kendini tam olarak gerçekleştirmesi, dünyada etkin bir rol oynaması sadece kendisi için değil tüm insanlık için önemli bir harekettir.

Tart’ın kendi ifadeleriyle “...yollar bazı kişileri mutluluğa, bazılarını hayal kırıklığına, bazılarını yanılgılara, bazılarını deliliğe götürmüştür. Bazı yollar güçlüdür, bazıları geçmişte etkili olmuştur ama artık işe yaramamaktadır, bazı yollarsa tehlikelidir. Bazıları sadece yollar hakkındaki fantezilerdir; bazıları yol gibi görünen tehlikeli nevrozlardır. Bütün hakiki yollar cesaret gerektirir: sosyal gelgite karşı gelme cesareti, kendinizi gerçekte olduğunuz gibi görme cesareti, risk alma cesareti. Hakiki bir yolda ilerlemek, kendiniz için bir kazanım olduğu kadar, hepimiz için de bir armağandır.”

Uyanış, her birimizin, kendi yaşamlarımızdan yola çıkarak dünyada daha etkin olabileceğimiz yaşamlara doğru uzanmamıza yardımcı olabilecek çok özel bir çalışmadır.

 

GİRİŞ

 

Bu kitabın amacı, zaten sahip olduğunuzu düşündüğünüz şeyleri, yani özgür irade, zeka ve benlik şuurunuzu bulmanıza yardımcı olmaktır.

Bu fikrin size akıl almaz geleceğini düşünüyorum.

Size iradenizin büyük ölçüde koşullanmalarınıza dayanan mekanik bir tepki olduğunu, zekanızın gerçekte olabileceğine kıyasla ciddi biçimde sınırlandığını ve hayatınızı gerçek bir benlik şuuruyla kontrol eden hiçbir benlik olmadığını kanıtlayacak bilgiler sunacağım. Sonra, bu durum hakkında neler yapılabileceğini düşüneceğiz. Şu an olduğunuzdan çok daha fazlası olabilirsiniz!

Başlamadan önce, sorunu kısaca da olsa göstermek için aşağıdaki egzersizi yapın. Saatinizin saniye ibresine ya da elektronik bir saatse, saniyeleri gösteren dijital göstergeye bakın. Saati not edin. Şimdi, önünüzdeki beş dakika boyunca dikkatinizi tamamen saniye ibresinin hareketine ya da dijital göstergede rakamların değişmesine verecek ve bu arada, aynı anda nefes alıp verişinizin farkında olacak ve başka hiçbir şey hakkında düşünmeyeceksiniz; tüm yapacağınız bu.

İradenizi ve farkındalığınızı bu basit, duygusal açıdan nötr egzersiz için kullanamıyorsanız, gerçek hayatın gerçek stresiyle karşılaştığınızda ne yapabilirsiniz ki? Beş dakika boyunca başka hiçbir şey düşünmeksizin saniyelerle ve nefes alıp verişinizle ilgili sürekli farkındalığı koruyabiliyorsanız, olağanüstü bir konsantre olma yeteneğiniz var demektir. Bununla birlikte, bu kitabın da göstereceği gibi, konsantrasyon yeterli değildir.

Okumaya devam etmeden önce bu egzersizi şimdi yapın.

Bütün dünyayı tehdit eden nükleer yok olma tehlikesiyle birlikte, her birimiz en önemli görevimizin kalıcı bir barışın temellerini kurmak olduğu konusunda aynı fikirdeyiz. Bu görevin psikolojik ve spiritüel yönleri, daha ön planda görünen politik ve ekonomik yönlerinden daha önemlidir, çünkü sağlam psikolojik ve spiritüel temeller olmaksızın sözde uygulamalarımız yani politik ve ekonomik eylemler etkili olmayacaktır.

Kısa bir süre önce (1986) dünya barışından söz eden büyük spiritüel lider Dalai Lama’yı dinledim. Konuşması beni oldukça etkiledi, çünkü hem yürekten konuşuyordu hem de zihninden. İnsanlar ve uluslar arasında var olan görünürdeki çatışmaların sadece dıştaki kaynaklardan değil, aynı zamanda kendi içimizdeki içsel çatışmalardan kaynaklandığını gösteren birçok noktanın üzerinde durdu. Çatışmalar için dıştaki nedenler üzerinde çalışmak zorundayız, ama dışımızda uzun süreli bir barış istiyorsak, sağlam, ruhsal bir kişisel huzur temelinde de çalışmamız gerekir.

Bu toplantıda başka konuşmacılar da vardı. Onun konuşmasının hemen ardından, bir kadın barış konusunda feminist bir bakış açısından yorumda bulundu. Kadınların kendi kültürümüzde ve diğer kültürlerde yanlış kullanıldığı, savaşın kadınları inciten bir erkek etkinliği olduğundan söz eden çeşitli noktalardan ve savaşları durdurmak için kadınların gücünü kullanmak üzere kadınlara duyulan gereksinimden bahsetti. Cinsiyetçiliğin savaşı destekleme biçimi hakkındaki analizi bana yeni bir bilgi ve anlayış kapısı açtı. Entelektüel olarak, değindiği bütün noktalarda onunla aynı fikirdeydim. Bunlar, açık, zekice ve oldukça uygulanabilir noktalardı.

Ancak, duygusal açıdan bakıldığında, hikaye değişiyordu. “Mantığa aykırı bir şekilde,” ona ve sunduğu her şeye karşı giderek artan bir kızgınlık içinde olduğumu fark ettim. Eşim de aynı şeyleri hissetmişti, daha sonra konuştuğumuz diğer katılımcılar da öyle. Bu kızgınlık duygusundan rahatsız olmuştum, çünkü bunun mantıksız olduğunu ve feminist bakış açılarına yönelik olumlu duygularıma ters düştüğünü biliyordum.

Kendimi inceledikten sonra, kadının söylediklerinin kavramsal içeriğinin güzel, hatta asil olduğunu fakat konuşmasındaki öfkeli ve saldırgan duygusal tonun, izleyenlerde otomatik olarak bir karşı çıkma duygusu uyandırdığını fark ettim. Entelektüel kabule rağmen, koşullu duygusal tepkiler ortaya çıkıyordu. Ne yazık ki bu kadın, büyük spiritüel liderin söz ettiği asıl noktaya kendisi örnek olmuştu. Kendi içinizde barış, huzur yoksa, dışarıda, dünyada barış yaratma girişimleriniz de geri tepebilecek, belki de ilk halinden daha büyük bir düşmanlığa yol açabilecektir. Bu kitap, benliklerimizin, gerçek barış şansımızı yok eden şuurdışı yönleri hakkındadır.

Benim ve diğer herkesin otomatik olarak öfkelendiğimiz gerçeği, elbette insanın içinde bulunduğu dehşetin bir başka yönünü de göstermektedir. Bizler aslında sadece otomatik olmaktan çok daha ötedeyiz; işin aslı bizler birer otomatız ve bu da, bu kitabın odaklanacağı bir başka konudur.

İnsanın içinde bulunduğu durumla ilgili tartışmamız, çok önemli olmakla beraber nadiren kabul edilmiş ya da anlaşılmış bir fikir üzerinde toplanacaktır: Biz, gerçekte olabileceğimiz kişiye kıyasla “uykudayız.” Rüya görüyoruz. Trans halindeyiz. Otomatikleştirilmişiz. Gerçekliği algıladığımızı düşünürken, aslında yanılsamalar arasında sıkışıp kalmışız. Dalai Lama’nın konuşmasından sonra söz alan kadın da uykudaydı, rüya görüyordu, trans halindeydi, benliğinin diğer bölümlerine ters düşen ve hatta o bölümleri sabote eden bölümlerinin farkında değildi. Onun içinde bulunduğu durum, bizim de içinde bulunduğumuz durumdur. Gerçekliğe, parçalara bölünmüş benliklerimizin neden olduğu sorunlarımızın gerçekliğine uyanmamız gerekiyor, bu şekilde, trans halindeki durumlarımızın çarpıtmadığı, kendi daha derin benliklerimizi ve dünyamızın gerçekliğini keşfedebiliriz.

Bu kitap, uyanmakla ilgilidir; dünyada daha etkili olmak ve içsel huzuru oluşturmak için gereken adım olan uyanmakla. İçimizde çatışma, yanılgılara, gereksiz acılar ve düşmanlık yaratan, gereksiz yere bizi başkalarından ayıran, uykumuzu derinleştiren psikolojik ve kültürel süreçlerle ilgili. Belki bir kısmımız dünya barışı üzerinde açık bir etkiye sahip bir konumda olabiliriz; ama kendi içsel kaynaklarımızın işlenmesi ve geliştirilmesi, hepimizde ve temasa geçtiğimiz insanlarda bir huzur duygusu, bir etkililik yaratabilir ve bu yayılabilir. Yakınımızdaki kişilere daha az saldırdıkça ve onları daha çok önemsedikçe, gizli psikolojik nedenlerden ötürü düşmanların gerek duyduğu türde politik süreçler üzerinde de bir etkimiz olmaya başlayabilir. Benim umudum, insanlarda iç huzurun yaratılması ve bunun geliştirilmesinin dünyamızdaki barışa da katkıda bulunacağı yönündedir.

 

İÇTEKİ IŞIK

 

William Wordsworth Ode: Intimations of Immortality adlı eserinde insanla ilgili neredeyse her durumu uygun bir şekilde betimlemiştir. Bu durumun kişisel olarak farkına varılması, çok sıkıntı verici olabileceği gibi, bir keşif yolculuğu da başlatabilir:

Çayırların, koruların ve derelerin,

Dünyanın ve bütün bildik görünüşlerin bana,

Sanki kutsal bir ışık,

Bir rüyanın tazeliği ve ihtişamına kuşanmış gibi göründüğü

Bir zaman vardı.

Çocukluğumuzda, dünyayı bir cennet haline getirebilecek bir canlılığın, bir tazeliğin, bir keyfin, güzelliğe duyulan bir özlemin ve sevginin olduğu bir zaman, bir hal vardı. Işık bunun için iyi bir benzetme, hatta bazı açılardan tam bir benzetmedir. Ne yazık ki bir zamanlar yaşadığımız ışığın üzeri örtüldü ve artık kaybolmuş gibi görünüyor. Bir yetişkinin bakış açısına dönecek olursak, Wordsworth şöyle yakınıyor:

Şimdi, eskiden olduğu gibi değil.

Her yerde onu arıyorum,

Gece ya da gündüz,

Bir zamanlar gördüğüm o ışığı,

Artık göremiyorum.

Hiç kimse bu değerli duygunun kaybolmuş olmasından hoşlanmaz. Doğrusu, sizin ışığı kaybetmeniz aynı zamanda herkes için de bir kayıp demektir. Bu konuda bir şeyler yapmalısınız. Bu kaybın farkına varmak sıkıntı verici olabilir ve/veya bir gelişim yolculuğu başlatabilir. Bizler yetişkin olarak, kimi zaman o ışığı kısacık da olsa görürüz, bu da bizi onu aramaya iter.

Yapılan bu arayışların birçoğu eninde sonunda hayal kırıklığıyla sonuçlanır. İçinizde bir hoşnutsuzluk sesi duyabilirsiniz ve bu ses daha acımasızca yaşama, örneğin her zamanki daha çok için çabalama yönünde olabilir: daha çok para, daha çok güç, daha çok seks, daha çok ün, daha çok heyecan, daha çok çekicilik. Alkol ya da diğer maddelerle boşluğun getirdiği farkındalığı köreltebilirsiniz. İçinizdeki acıyla keskinleşebilir ve neyi kaybetmiş olduğunuzu tam olarak bilmeseniz bile sizden değerli bir şeyler almış olan dünyaya saldırabilirsiniz. Genellikle bu ışığa sahip gibi görünenlere içerler, kızar ve saldırırız, çünkü onlar bize boşluğumuzu hatırlatırlar. Kendinizi, gelecekte hepinizin iyi bir halde olacağınızı söyleyen dinlerle avutmayı deneyebilirsiniz, ama şimdi boş kalır.

Bir başka seçenek ise bu ışığı arayıp bulmak için içinize bakmaktır.

İçimizdeki bu ışığı aramanın mümkün olduğu birçok yol vardır. Başlangıç olarak, kültürümüzün bizi dışa yönelimli tutma baskısına, dıştaki şeylerin tüketicileri olarak mutlululuk arayışına itmesine karşın, içimizde bulunacak değerli bir şey olduğunun farkına varmanız gerekir. Elbette toplumsal harekete karşı sürekli mücadele etmelisiniz: İçine dönen insanlar tehlikelidir ve ne yapacakları tahmin edilemez, bu yüzden toplum bu kişilere güvenmez, cesaretlerini kırar ve çoğu kez onları cezalandırır.

Bu yollar bazı kişileri mutluluğa, bazılarını hayal kırıklığına, bazılarını yanılgılara, bazılarını ise deliliğe götürmüştür. Bazı yollar güçlüdür, bazıları geçmişte etkili olmuştur ama artık işe yaramamaktadır, bazı yollarsa tehlikelidir. Bazıları sadece yollar hakkındaki fantezilerdir; bazıları yol gibi görünen tehlikeli nevrozlardır. Bütün hakiki yollar cesaret gerektirir: sosyal gelgite karşı gelme cesareti, kendinizi gerçekte olduğunuz gibi görme cesareti, risk alma cesareti. Hakiki herhangi bir yoldaki ilerleme, kendiniz için bir kazanım olduğu kadar, hepimiz için de bir armağandır.

Bu kitapta, ışıkla bağlantımızın niçin kesildiğini görmeme yardım etmiş bazı anlayışları, ışığa doğru gitmek için, kısacık da olsa ışığın yeterince görünmesine yardımcı olmuş bazı araçları paylaşıyorum. Benim anlayışım ve bilgilerim, profesyonel psikoloji bilgilerimin ve bazı geleneksel spiritüel yollarda yaptığım kendi kişisel araştırmalarımın sonuçlarıyla ilgili çalışmaların bir bileşimidir.

Bundan önceki kitaplarım bilimsel çalışmalardı. Sunacağım fikirlerin birçoğu her ne kadar modern psikolojiye dayanan bilimsel bir temele sahip olsa da, ışık arayışı, tarihlendirilmek için kendi özünde bilimsel olarak araştırılmış bir şeylerle sınırlanamaz. Bilim, çok genç, çok özelleşmiş, çok dardır ve belki de insan yaşamının en önemli yönlerinden bazılarına asla değinemeyecektir. Yaşamdaki daha derin anlam, bu arayışı bilimin gelecekte bir gün her şeyi daha kolaylaştıracağı şeklinde belirsiz bir umutla ertelemeksizin şimdi bulunmalıdır. Yani bu kitabı, öncelikle ışığı arayan bir kişi, sonra da bir psikolog olarak yazıyorum.

Ayrıca, her noktada geri dönerek sayısız referansın kullanıldığı o bilimsel tarzdan da kasıtlı olarak kaçındım. Sizin, belli bazı otoritelerden etkilenmeden, anlattığım şeyleri kendi deneyimlerinizle sınamanızı istiyorum. Doğrusu, bu kitaptaki materyal, kendi varlığınız hakkındaki bilgi gibi, denemeye dayalı bir şekilde kavranmalıdır. Daha bilimsel bir tarz, başka kişilerde neler olup bittiği konusunda entelektüel anlamda daha ikna edici olabilirdi belki ama bu kitap okunup bittikten sonra ortaya çıkan tek şey bu olursa, hayal kırıklığına uğramış olurdum.

Somunlar ve civatalara takılan ayrıntıcı mühendislik geçmişim de bu kitapta kendini gösterecektir. Güzel ve aşkın amaçları destekliyorum ama işlerin nasıl yürüdüğünü de mümkün olduğunca kesin ve açık bir şekilde bilmek istiyorum. Düzeltmek için planlanacak kendine özgü eylemlere olanak tanıyan sorunlarımızla ilgili daha fazla ayrıntı bulacaksınız.

Burada size sunduğum, Yol değildir: Beni, hakikat üzerine çok özel bir ayrıcalığı sahip olduğumu söylemekten Tanrı daima esirgesin! Herkes için tek bir yol olduğundan kuşkuluyum. Nihai amaç aynı olsa bile, farklı tipte insanlar farklı tipte yollardan yarar görecektir.

Benim izlediğim bu kendine özgü yolun herkes için ne kadar pratik olduğunu bilmiyorum. Ama ne kadar yararlı olduğunu kendimden biliyorum ve çeşitli yönlerden bana benzeyen birçok kişi olması gerektiğine göre, benim bu yoldan ne anladığım, onlar için de yararlı olabilir. Bu, olağan yaşamdan inzivaya çekilmek istemeyen ya da isteyemeyenler için özellikle yararlı olabilir, çünkü dünyada olmayı ama onun olmamayı vurgulayan bir yola dayanmaktadır.

 

G. I. GURDJIEFF

 

İncelediğim birkaç yol içinde benim için en yararlı olanı Batıya George Ivanovitch Gurdjieff tarafından sunulan Dördüncü Yol oldu. Bu kitabın merkezini, bu yolla ilgili yorumlarım ve bu çalışmaya ilave ettiklerim oluşturmuştur.

Gurdjieff, ışığı arayan bir kişiydi. 1872 ile 1877 yılları arasında bir tarihte Kafkaslarda, Alexandropol’de doğan Gurdjieff yüzyılın bitiş döneminde, Doğu’da, o zamanlar için kahramanca bir girişim sayılabilecek bir yolculuk yaptı. Geleneksel dinin yozlaşmış yüzeysel biçimleri altında saklı olduğuna inandığı spiritüel yolun özünü arayarak Hristiyanları, Müslümanları, Hintlileri, Tibetlileri ve gizli grupları inceledi.

Batı dünyasında büyük ölçüde bilinmeyen muazzam bir pratik ve teorik bilgi birikimine ulaştı. Bulduklarını paylaşmak istiyordu, ancak bu bilgileri toptan bir şekilde aktaramayacağını anlayacak kadar zekiydi. Belli bir kültüre sahip Doğulular için anlam ifade eden şey, çağdaş Batı toplumunda etkili olmayabilirdi, bu yüzden yirminci yüzyılın ilk yarısında Batılıların yaşamına adapte olacak bir sistem geliştirmek için çalıştı. Gurdjieff 1946 yılında öldü, ama çalışmaları hala birçok kişi tarafından uygulanmaktadır.

Gurdjieff çalışmasının özünün, bazı kişilerin efsanevi Sarmouni Kardeşliği olduğunu iddia ettiği gizli bir okulun kasıtlı çabalarına dayandığını ima etmiştir. Bu fikrin cazip olduğunu düşünüyorum, çünkü geri kalanımızın yavaş yavaş gelişmesine yardımcı olmaya çalışan gelişmiş ve bilge insanlar olduğuna inanmak istiyorum. Kesinlikle onlara ihtiyacımız var! Bu tür gizli bilgelik okullarının olup olmadığını bilmiyorum, zaten bu kitaptaki amaçlarımız açısından bunun bir önemi de yok. İnsan zihni konusunda hem pratik hem de teorik bilgiye sahip bir psikolog ve ışığı arama girişimlerimde biraz bir şeyler öğrenmiş bir kişi olarak Gurdjieff’in insanın içinde bulunduğu durumla ilgili kesin ve açık formülleri ve kişi üzerinde çalışmaya yönelik tekniklerinden birçoğunun doğru, usta işi ve etkili teknikler olduğunu biliyorum. Bu da, bu teknikleri paylaşmaya değer hale getiriyor.

Gurdjieff’in ölümünden sonra, çeşitli gruplar onun fikirlerini ve çalışmasını geliştirmeye çalıştı. Ne yazık ki, genellikle olduğu gibi, bu grupların pek çoğu “gerçek” öğretiye sahip olduklarına ve diğer grupların, en iyi ihtimalle, insanların zamanını boşa harcayan iyi niyetli taklitçiler ya da en kötü ihtimalle, insanları kurtarma kisvesi altında onlara zarar veren şarlatanlar olduklarını düşünme eğiliminde olmuşlardır. 22. Bölüm’de de tartışacağımız gibi Gurdjieff’in çalışması istismar edilmeye müsaittir. Bununla birlikte, bu tip öğretide saflık hakkında tartışmalara girmekten kaçınmaya çalışıyorum ve kendim de, Gurdjieff’in fikirlerini sunarken bir saflık iddiasında bulunmuyorum.

Bu kitap, Gurdjieff’in psikolojik fikirleriyle ilgili kendi anlayışım merkezinde toplanmaktadır. Kendi fikirlerimin ya da modern psikolojik bulguların yararlı olduğunu düşündüğüm yerlerde bunlara eklemeler de yaptım. Gurdjieff’in fikirlerinden bazılarını, özellikle kozmolojik olanları ele almadım. Bunun iki nedeni olabilir: Birincisi bunlar hakkındaki kendi bilgime güvenmiyorum, ikincisi de bu fikirlerin geçerliliğinden emin değilim. Gurdjieff bir dahiydi, ama dahiler de, tıpkı hepimiz gibi, birçok konuda yanılabilir. Bu kitaptaki fikirlerin ve tekniklerin kendi kişisel ışık arayışınızda işe yaradığını görecek olursanız, iyi. Sonra belki, Gurdjieff’in diğer yazıları ya da Gurdjieff hakkındaki diğer yazılara geçmek isteyebilirsiniz; Ek A bölümünde bu konuda bazı önerilerde bulunulmaktadır. Ama yine de, neticede bize başkaları tarafından bilgi verilemez; başkaları bizi ancak teşvik edebilir. Kendi bilgimizi kendimiz geliştirmek zorundayız.

Bu kitaptaki fikirleri ve uygulamaları bir teşvik olarak kabul edin. İçinizde bir yerlerde yankı buluyorsa, deneyin. Kişisel deneyiminize uyuyorlar mı? Anlayışınızı genişletiyorlar mı? Bazı değiştirmeler yapılması gerekiyor mu? Kişiliğinizin iyi ya da kötü yanlarına yakın görünüyorlar mı? Bazılarının reddedilmesi mi gerekiyor? Gurdjieff’in vurguladığı gibi, onun öğretileri hakkında ya da aynı nedenden ötürü benim bu öğretilerle ilgili yorumlarım hakkında hiçbir şeye inanmamalısınız. Bu fikirler ya da uygulamaları kendinize yakın buluyorsanız, önce temel bir bilgi edindiğinizi hissedene dek onlara açık olun, sonra da onları sınayın. İşinize yararsa, üzerinde çalışmaya devam edin.

Yaşamı oldukça donuk ve sağlıksız olan bir adam, içinde bulunduğu durumun farkına varmaya başlamış ve bahçesinde güzel çiçekler, besleyici sebzeler yetiştirmeye karar vermiş. Bunun için nereye gideceğinden emin değilmiş, bu yüzden de yakınlardaki bir markete gitmiş ve çevresine bakınmış. Üzerinde güzel çiçekler ve besleyici sebzelerle ilgili harika resimlerin bulunduğu tohum paketleri, gübre kutuları ve kavanozları görmüş. Doğal olarak, bunlar ona istediği şeyler gibi görünmüş.

Onları almaya hazırlanırken, biraz daha akıllı bir arkadaşı yanında bitivermiş ve ona ne yapmayı planladığını sormuş. Düşüncelerini anlattıktan sonra, daha önce bahçesini de görmüş olan bu arkadaşından kendisine tavsiyede bulunmasını istemiş. Arkadaşı, “Aslında amacın çok iyi ama ben senin bahçeni görmüştüm. Toprağın zaten verimli, fakat yabani bitkilerle dolu. Bu da, uzun bir süre tohum ve gübreye ihtiyacın olmayacak demektir; öncelikle yabani otları tanıman ve bunları tamamen ayıklaman için gereken araçlar hakkında bilgi alman lazım. Eğer tohumları ve gübreyi şimdi kullanırsan, yabani otlar çok daha fazla büyüyecektir; çiçeklerle sebzeler de bunların arasında yetişmeyecektir.”

Ben sadece çiçekler ve besleyici sebzeler hakkında yazmayı tercih ediyorum, ama eskiden yabani otlar yetiştiren biri olarak yabani otların ayıklanmasının önemine dair bir şeyler de öğrendim. Bu kitap ışığı aramak üzerine, ancak kitapta daha çok, uyku, trans, savunmalar ve enerjimizi tüketip bizi daha derinlere iten benzeri şeylerin nasıl farkına varılacağı ve bu yabani otların nasıl hakkından gelineceği konusu vurgulanmaktadır. Bu kitabın büyük bir bölümünün insanın aptallığının, acılarının, sıkıntılarının asıl doğası ve nedenleri üzerine odaklanacak olmasından dolayı üzgünüm, ama burada amaç ışığın işlenmesine, geliştirilmesine hazırlanmaktır. Bu kitaptaki materyalin, ister bir bilim adamı olsun ister bir mistik, gerçeği arayan herkes için yararlı olabileceğine inanıyorum. Hepimizin ayıklaması gereken bir sürü yabani otu var.

Bu kitap üç ana kısma ayrılmıştır. İlk kısım aydınlanmanın doğasına ve tam anlamıyla gelişmemiz için birçok şuur halinden kaynağa dönme olanaklarına değinmektedir. İkinci kısım bizi sınırlayan yabani otlar, otomatizmalar ve savunmalarla ilgili ayrıntılı bir tartışma içermektedir. Üçüncü kısım ise bu yabani otları ayıklama teknikleri ve meydana gelebilecek bazı sonuçlar hakkındadır.

İçimizde bulunabilecek bir ışık, bir huzur var ve zihninizin uyanması mümkün, bu uyanışın, olağan şuurumuzun bir uyku hali gibi görünmesini sağlayacak olması da. Bu uyanış, sizi olağan dünyada daha etkin bir hale getirecek ve başkalarına daha gerçek bir önemseyişle, dikkatle ve anlayışla yaklaşmanıza olanak tanıyacaktır. Ben bunu sadece düşünmekle yetinmedim, bunu gerçekten denedim ve bunun dışımızda da huzuru, barışı kolaylaştıran bir iç huzura götürdüğünü biliyorum. Bu bilgiyi sizinle ne kadar paylaşabilirsem, o kadar mutlu olacağım.

   

<< GERİ

 
   
Tel.: (0232) 421 44 49 - Faks: (0232) 422 72 12 - E-mail: info@egemeta.com
Produced by Ege Meta Yayınları