|
Bu kitabın amacı, zaten sahip olduğunuzu
düşündüğünüz şeyleri, yani özgür irade, zeka ve benlik şuurunuzu
bulmanıza yardımcı olmaktır.
Bu fikrin size akıl almaz geleceğini
düşünüyorum.
Size iradenizin büyük ölçüde koşullanmalarınıza
dayanan mekanik bir tepki olduğunu, zekanızın gerçekte olabileceğine
kıyasla ciddi biçimde sınırlandığını ve hayatınızı gerçek bir benlik
şuuruyla kontrol eden hiçbir benlik olmadığını kanıtlayacak bilgiler
sunacağım. Sonra, bu durum hakkında neler yapılabileceğini
düşüneceğiz. Şu an olduğunuzdan çok daha fazlası olabilirsiniz!
Başlamadan önce, sorunu kısaca da olsa
göstermek için aşağıdaki egzersizi yapın. Saatinizin saniye ibresine
ya da elektronik bir saatse, saniyeleri gösteren dijital göstergeye
bakın. Saati not edin. Şimdi, önünüzdeki beş dakika boyunca
dikkatinizi tamamen saniye ibresinin hareketine ya da dijital
göstergede rakamların değişmesine verecek ve bu arada, aynı anda
nefes alıp verişinizin farkında olacak ve başka hiçbir şey hakkında
düşünmeyeceksiniz; tüm yapacağınız bu.
İradenizi ve farkındalığınızı bu basit,
duygusal açıdan nötr egzersiz için kullanamıyorsanız, gerçek hayatın
gerçek stresiyle karşılaştığınızda ne yapabilirsiniz ki? Beş dakika
boyunca başka hiçbir şey düşünmeksizin saniyelerle ve nefes alıp
verişinizle ilgili sürekli farkındalığı koruyabiliyorsanız,
olağanüstü bir konsantre olma yeteneğiniz var demektir. Bununla
birlikte, bu kitabın da göstereceği gibi, konsantrasyon yeterli
değildir.
Okumaya devam etmeden önce bu egzersizi şimdi
yapın.
Bütün dünyayı tehdit eden nükleer yok olma
tehlikesiyle birlikte, her birimiz en önemli görevimizin kalıcı bir
barışın temellerini kurmak olduğu konusunda aynı fikirdeyiz. Bu
görevin psikolojik ve spiritüel yönleri, daha ön planda görünen
politik ve ekonomik yönlerinden daha önemlidir, çünkü sağlam
psikolojik ve spiritüel temeller olmaksızın sözde uygulamalarımız
yani politik ve ekonomik eylemler etkili olmayacaktır.
Kısa bir süre önce (1986) dünya barışından söz
eden büyük spiritüel lider Dalai Lama’yı dinledim. Konuşması beni
oldukça etkiledi, çünkü hem yürekten konuşuyordu hem de zihninden.
İnsanlar ve uluslar arasında var olan görünürdeki çatışmaların
sadece dıştaki kaynaklardan değil, aynı zamanda kendi içimizdeki
içsel çatışmalardan kaynaklandığını gösteren birçok noktanın
üzerinde durdu. Çatışmalar için dıştaki nedenler üzerinde çalışmak
zorundayız, ama dışımızda uzun süreli bir barış istiyorsak, sağlam,
ruhsal bir kişisel huzur temelinde de çalışmamız gerekir.
Bu toplantıda başka konuşmacılar da vardı. Onun
konuşmasının hemen ardından, bir kadın barış konusunda feminist bir
bakış açısından yorumda bulundu. Kadınların kendi kültürümüzde ve
diğer kültürlerde yanlış kullanıldığı, savaşın kadınları inciten bir
erkek etkinliği olduğundan söz eden çeşitli noktalardan ve savaşları
durdurmak için kadınların gücünü kullanmak üzere kadınlara duyulan
gereksinimden bahsetti. Cinsiyetçiliğin savaşı destekleme biçimi
hakkındaki analizi bana yeni bir bilgi ve anlayış kapısı açtı.
Entelektüel olarak, değindiği bütün noktalarda onunla aynı
fikirdeydim. Bunlar, açık, zekice ve oldukça uygulanabilir
noktalardı.
Ancak, duygusal açıdan bakıldığında, hikaye
değişiyordu. “Mantığa aykırı bir şekilde,” ona ve sunduğu her şeye
karşı giderek artan bir kızgınlık içinde olduğumu fark ettim. Eşim
de aynı şeyleri hissetmişti, daha sonra konuştuğumuz diğer
katılımcılar da öyle. Bu kızgınlık duygusundan rahatsız olmuştum,
çünkü bunun mantıksız olduğunu ve feminist bakış açılarına yönelik
olumlu duygularıma ters düştüğünü biliyordum.
Kendimi inceledikten sonra, kadının
söylediklerinin kavramsal içeriğinin güzel, hatta asil olduğunu
fakat konuşmasındaki öfkeli ve saldırgan duygusal tonun,
izleyenlerde otomatik olarak bir karşı çıkma duygusu uyandırdığını
fark ettim. Entelektüel kabule rağmen, koşullu duygusal tepkiler
ortaya çıkıyordu. Ne yazık ki bu kadın, büyük spiritüel liderin söz
ettiği asıl noktaya kendisi örnek olmuştu. Kendi içinizde barış,
huzur yoksa, dışarıda, dünyada barış yaratma girişimleriniz de geri
tepebilecek, belki de ilk halinden daha büyük bir düşmanlığa yol
açabilecektir. Bu kitap, benliklerimizin, gerçek barış şansımızı yok
eden şuurdışı yönleri hakkındadır.
Benim ve diğer herkesin otomatik olarak
öfkelendiğimiz gerçeği, elbette insanın içinde bulunduğu dehşetin
bir başka yönünü de göstermektedir. Bizler aslında sadece otomatik
olmaktan çok daha ötedeyiz; işin aslı bizler birer otomatız ve bu
da, bu kitabın odaklanacağı bir başka konudur.
İnsanın içinde bulunduğu durumla ilgili
tartışmamız, çok önemli olmakla beraber nadiren kabul edilmiş ya da
anlaşılmış bir fikir üzerinde toplanacaktır: Biz, gerçekte
olabileceğimiz kişiye kıyasla “uykudayız.” Rüya görüyoruz. Trans
halindeyiz. Otomatikleştirilmişiz. Gerçekliği algıladığımızı
düşünürken, aslında yanılsamalar arasında sıkışıp kalmışız. Dalai
Lama’nın konuşmasından sonra söz alan kadın da uykudaydı, rüya
görüyordu, trans halindeydi, benliğinin diğer bölümlerine ters düşen
ve hatta o bölümleri sabote eden bölümlerinin farkında değildi. Onun
içinde bulunduğu durum, bizim de içinde bulunduğumuz durumdur.
Gerçekliğe, parçalara bölünmüş benliklerimizin neden olduğu
sorunlarımızın gerçekliğine uyanmamız gerekiyor, bu şekilde, trans
halindeki durumlarımızın çarpıtmadığı, kendi daha derin
benliklerimizi ve dünyamızın gerçekliğini keşfedebiliriz.
Bu kitap, uyanmakla ilgilidir; dünyada daha
etkili olmak ve içsel huzuru oluşturmak için gereken adım olan
uyanmakla. İçimizde çatışma, yanılgılara, gereksiz acılar ve
düşmanlık yaratan, gereksiz yere bizi başkalarından ayıran, uykumuzu
derinleştiren psikolojik ve kültürel süreçlerle ilgili. Belki bir
kısmımız dünya barışı üzerinde açık bir etkiye sahip bir konumda
olabiliriz; ama kendi içsel kaynaklarımızın işlenmesi ve
geliştirilmesi, hepimizde ve temasa geçtiğimiz insanlarda bir huzur
duygusu, bir etkililik yaratabilir ve bu yayılabilir. Yakınımızdaki
kişilere daha az saldırdıkça ve onları daha çok önemsedikçe, gizli
psikolojik nedenlerden ötürü düşmanların gerek duyduğu türde politik
süreçler üzerinde de bir etkimiz olmaya başlayabilir. Benim umudum,
insanlarda iç huzurun yaratılması ve bunun geliştirilmesinin
dünyamızdaki barışa da katkıda bulunacağı yönündedir.
İÇTEKİ IŞIK
William Wordsworth Ode: Intimations of
Immortality adlı eserinde insanla ilgili neredeyse her durumu uygun
bir şekilde betimlemiştir. Bu durumun kişisel olarak farkına
varılması, çok sıkıntı verici olabileceği gibi, bir keşif yolculuğu
da başlatabilir:
Çayırların, koruların ve derelerin,
Dünyanın ve bütün bildik görünüşlerin bana,
Sanki
kutsal bir ışık,
Bir
rüyanın tazeliği ve ihtişamına kuşanmış gibi göründüğü
Bir
zaman vardı.
Çocukluğumuzda, dünyayı bir cennet haline
getirebilecek bir canlılığın, bir tazeliğin, bir keyfin, güzelliğe
duyulan bir özlemin ve sevginin olduğu bir zaman, bir hal vardı.
Işık bunun için iyi bir benzetme, hatta bazı açılardan tam bir
benzetmedir. Ne yazık ki bir zamanlar yaşadığımız ışığın üzeri
örtüldü ve artık kaybolmuş gibi görünüyor. Bir yetişkinin bakış
açısına dönecek olursak, Wordsworth şöyle yakınıyor:
Şimdi,
eskiden olduğu gibi değil.
Her
yerde onu arıyorum,
Gece ya
da gündüz,
Bir
zamanlar gördüğüm o ışığı,
Artık
göremiyorum.
Hiç kimse bu değerli duygunun kaybolmuş
olmasından hoşlanmaz. Doğrusu, sizin ışığı kaybetmeniz aynı zamanda
herkes için de bir kayıp demektir. Bu konuda bir şeyler
yapmalısınız. Bu kaybın farkına varmak sıkıntı verici olabilir
ve/veya bir gelişim yolculuğu başlatabilir. Bizler yetişkin olarak,
kimi zaman o ışığı kısacık da olsa görürüz, bu da bizi onu aramaya
iter.
Yapılan bu arayışların birçoğu eninde sonunda
hayal kırıklığıyla sonuçlanır. İçinizde bir hoşnutsuzluk sesi
duyabilirsiniz ve bu ses daha acımasızca yaşama, örneğin her zamanki
daha çok için çabalama yönünde olabilir: daha çok para, daha çok
güç, daha çok seks, daha çok ün, daha çok heyecan, daha çok
çekicilik. Alkol ya da diğer maddelerle boşluğun getirdiği
farkındalığı köreltebilirsiniz. İçinizdeki acıyla keskinleşebilir ve
neyi kaybetmiş olduğunuzu tam olarak bilmeseniz bile sizden değerli
bir şeyler almış olan dünyaya saldırabilirsiniz. Genellikle bu ışığa
sahip gibi görünenlere içerler, kızar ve saldırırız, çünkü onlar
bize boşluğumuzu hatırlatırlar. Kendinizi, gelecekte hepinizin iyi
bir halde olacağınızı söyleyen dinlerle avutmayı deneyebilirsiniz,
ama şimdi boş kalır.
Bir başka seçenek ise bu ışığı arayıp bulmak
için içinize bakmaktır.
İçimizdeki bu ışığı aramanın mümkün olduğu
birçok yol vardır. Başlangıç olarak, kültürümüzün bizi dışa
yönelimli tutma baskısına, dıştaki şeylerin tüketicileri olarak
mutlululuk arayışına itmesine karşın, içimizde bulunacak değerli bir
şey olduğunun farkına varmanız gerekir. Elbette toplumsal harekete
karşı sürekli mücadele etmelisiniz: İçine dönen insanlar
tehlikelidir ve ne yapacakları tahmin edilemez, bu yüzden toplum bu
kişilere güvenmez, cesaretlerini kırar ve çoğu kez onları
cezalandırır.
Bu yollar bazı kişileri mutluluğa, bazılarını
hayal kırıklığına, bazılarını yanılgılara, bazılarını ise deliliğe
götürmüştür. Bazı yollar güçlüdür, bazıları geçmişte etkili olmuştur
ama artık işe yaramamaktadır, bazı yollarsa tehlikelidir. Bazıları
sadece yollar hakkındaki fantezilerdir; bazıları yol gibi görünen
tehlikeli nevrozlardır. Bütün hakiki yollar cesaret gerektirir:
sosyal gelgite karşı gelme cesareti, kendinizi gerçekte olduğunuz
gibi görme cesareti, risk alma cesareti. Hakiki herhangi bir yoldaki
ilerleme, kendiniz için bir kazanım olduğu kadar, hepimiz için de
bir armağandır.
Bu kitapta, ışıkla bağlantımızın niçin
kesildiğini görmeme yardım etmiş bazı anlayışları, ışığa doğru
gitmek için, kısacık da olsa ışığın yeterince görünmesine yardımcı
olmuş bazı araçları paylaşıyorum. Benim anlayışım ve bilgilerim,
profesyonel psikoloji bilgilerimin ve bazı geleneksel spiritüel
yollarda yaptığım kendi kişisel araştırmalarımın sonuçlarıyla ilgili
çalışmaların bir bileşimidir.
Bundan önceki kitaplarım bilimsel çalışmalardı.
Sunacağım fikirlerin birçoğu her ne kadar modern psikolojiye dayanan
bilimsel bir temele sahip olsa da, ışık arayışı, tarihlendirilmek
için kendi özünde bilimsel olarak araştırılmış bir şeylerle
sınırlanamaz. Bilim, çok genç, çok özelleşmiş, çok dardır ve belki
de insan yaşamının en önemli yönlerinden bazılarına asla
değinemeyecektir. Yaşamdaki daha derin anlam, bu arayışı bilimin
gelecekte bir gün her şeyi daha kolaylaştıracağı şeklinde belirsiz
bir umutla ertelemeksizin şimdi bulunmalıdır. Yani bu kitabı,
öncelikle ışığı arayan bir kişi, sonra da bir psikolog olarak
yazıyorum.
Ayrıca, her noktada geri dönerek sayısız
referansın kullanıldığı o bilimsel tarzdan da kasıtlı olarak
kaçındım. Sizin, belli bazı otoritelerden etkilenmeden, anlattığım
şeyleri kendi deneyimlerinizle sınamanızı istiyorum. Doğrusu, bu
kitaptaki materyal, kendi varlığınız hakkındaki bilgi gibi, denemeye
dayalı bir şekilde kavranmalıdır. Daha bilimsel bir tarz, başka
kişilerde neler olup bittiği konusunda entelektüel anlamda daha ikna
edici olabilirdi belki ama bu kitap okunup bittikten sonra ortaya
çıkan tek şey bu olursa, hayal kırıklığına uğramış olurdum.
Somunlar ve civatalara takılan ayrıntıcı
mühendislik geçmişim de bu kitapta kendini gösterecektir. Güzel ve
aşkın amaçları destekliyorum ama işlerin nasıl yürüdüğünü de mümkün
olduğunca kesin ve açık bir şekilde bilmek istiyorum. Düzeltmek için
planlanacak kendine özgü eylemlere olanak tanıyan sorunlarımızla
ilgili daha fazla ayrıntı bulacaksınız.
Burada size sunduğum, Yol değildir: Beni,
hakikat üzerine çok özel bir ayrıcalığı sahip olduğumu söylemekten
Tanrı daima esirgesin! Herkes için tek bir yol olduğundan
kuşkuluyum. Nihai amaç aynı olsa bile, farklı tipte insanlar farklı
tipte yollardan yarar görecektir.
Benim izlediğim bu kendine özgü yolun herkes
için ne kadar pratik olduğunu bilmiyorum. Ama ne kadar yararlı
olduğunu kendimden biliyorum ve çeşitli yönlerden bana benzeyen
birçok kişi olması gerektiğine göre, benim bu yoldan ne anladığım,
onlar için de yararlı olabilir. Bu, olağan yaşamdan inzivaya
çekilmek istemeyen ya da isteyemeyenler için özellikle yararlı
olabilir, çünkü dünyada olmayı ama onun olmamayı vurgulayan bir yola
dayanmaktadır.
G. I. GURDJIEFF
İncelediğim birkaç yol içinde benim için en
yararlı olanı Batıya George Ivanovitch Gurdjieff tarafından sunulan
Dördüncü Yol oldu. Bu kitabın merkezini, bu yolla ilgili yorumlarım
ve bu çalışmaya ilave ettiklerim oluşturmuştur.
Gurdjieff, ışığı arayan bir kişiydi. 1872 ile
1877 yılları arasında bir tarihte Kafkaslarda, Alexandropol’de doğan
Gurdjieff yüzyılın bitiş döneminde, Doğu’da, o zamanlar için
kahramanca bir girişim sayılabilecek bir yolculuk yaptı. Geleneksel
dinin yozlaşmış yüzeysel biçimleri altında saklı olduğuna inandığı
spiritüel yolun özünü arayarak Hristiyanları, Müslümanları,
Hintlileri, Tibetlileri ve gizli grupları inceledi.
Batı dünyasında büyük ölçüde bilinmeyen muazzam
bir pratik ve teorik bilgi birikimine ulaştı. Bulduklarını paylaşmak
istiyordu, ancak bu bilgileri toptan bir şekilde aktaramayacağını
anlayacak kadar zekiydi. Belli bir kültüre sahip Doğulular için
anlam ifade eden şey, çağdaş Batı toplumunda etkili olmayabilirdi,
bu yüzden yirminci yüzyılın ilk yarısında Batılıların yaşamına
adapte olacak bir sistem geliştirmek için çalıştı. Gurdjieff 1946
yılında öldü, ama çalışmaları hala birçok kişi tarafından
uygulanmaktadır.
Gurdjieff çalışmasının özünün, bazı kişilerin
efsanevi Sarmouni Kardeşliği olduğunu iddia ettiği gizli bir okulun
kasıtlı çabalarına dayandığını ima etmiştir. Bu fikrin cazip
olduğunu düşünüyorum, çünkü geri kalanımızın yavaş yavaş gelişmesine
yardımcı olmaya çalışan gelişmiş ve bilge insanlar olduğuna inanmak
istiyorum. Kesinlikle onlara ihtiyacımız var! Bu tür gizli bilgelik
okullarının olup olmadığını bilmiyorum, zaten bu kitaptaki
amaçlarımız açısından bunun bir önemi de yok. İnsan zihni konusunda
hem pratik hem de teorik bilgiye sahip bir psikolog ve ışığı arama
girişimlerimde biraz bir şeyler öğrenmiş bir kişi olarak
Gurdjieff’in insanın içinde bulunduğu durumla ilgili kesin ve açık
formülleri ve kişi üzerinde çalışmaya yönelik tekniklerinden
birçoğunun doğru, usta işi ve etkili teknikler olduğunu biliyorum.
Bu da, bu teknikleri paylaşmaya değer hale getiriyor.
Gurdjieff’in ölümünden sonra, çeşitli gruplar
onun fikirlerini ve çalışmasını geliştirmeye çalıştı. Ne yazık ki,
genellikle olduğu gibi, bu grupların pek çoğu “gerçek” öğretiye
sahip olduklarına ve diğer grupların, en iyi ihtimalle, insanların
zamanını boşa harcayan iyi niyetli taklitçiler ya da en kötü
ihtimalle, insanları kurtarma kisvesi altında onlara zarar veren
şarlatanlar olduklarını düşünme eğiliminde olmuşlardır. 22. Bölüm’de
de tartışacağımız gibi Gurdjieff’in çalışması istismar edilmeye
müsaittir. Bununla birlikte, bu tip öğretide saflık hakkında
tartışmalara girmekten kaçınmaya çalışıyorum ve kendim de,
Gurdjieff’in fikirlerini sunarken bir saflık iddiasında
bulunmuyorum.
Bu kitap, Gurdjieff’in psikolojik fikirleriyle
ilgili kendi anlayışım merkezinde toplanmaktadır. Kendi fikirlerimin
ya da modern psikolojik bulguların yararlı olduğunu düşündüğüm
yerlerde bunlara eklemeler de yaptım. Gurdjieff’in fikirlerinden
bazılarını, özellikle kozmolojik olanları ele almadım. Bunun iki
nedeni olabilir: Birincisi bunlar hakkındaki kendi bilgime
güvenmiyorum, ikincisi de bu fikirlerin geçerliliğinden emin
değilim. Gurdjieff bir dahiydi, ama dahiler de, tıpkı hepimiz gibi,
birçok konuda yanılabilir. Bu kitaptaki fikirlerin ve tekniklerin
kendi kişisel ışık arayışınızda işe yaradığını görecek olursanız,
iyi. Sonra belki, Gurdjieff’in diğer yazıları ya da Gurdjieff
hakkındaki diğer yazılara geçmek isteyebilirsiniz; Ek A bölümünde bu
konuda bazı önerilerde bulunulmaktadır. Ama yine de, neticede bize
başkaları tarafından bilgi verilemez; başkaları bizi ancak teşvik
edebilir. Kendi bilgimizi kendimiz geliştirmek zorundayız.
Bu kitaptaki fikirleri ve uygulamaları bir
teşvik olarak kabul edin. İçinizde bir yerlerde yankı buluyorsa,
deneyin. Kişisel deneyiminize uyuyorlar mı? Anlayışınızı
genişletiyorlar mı? Bazı değiştirmeler yapılması gerekiyor mu?
Kişiliğinizin iyi ya da kötü yanlarına yakın görünüyorlar mı?
Bazılarının reddedilmesi mi gerekiyor? Gurdjieff’in vurguladığı
gibi, onun öğretileri hakkında ya da aynı nedenden ötürü benim bu
öğretilerle ilgili yorumlarım hakkında hiçbir şeye inanmamalısınız.
Bu fikirler ya da uygulamaları kendinize yakın buluyorsanız, önce
temel bir bilgi edindiğinizi hissedene dek onlara açık olun, sonra
da onları sınayın. İşinize yararsa, üzerinde çalışmaya devam edin.
Yaşamı oldukça donuk ve sağlıksız olan bir
adam, içinde bulunduğu durumun farkına varmaya başlamış ve
bahçesinde güzel çiçekler, besleyici sebzeler yetiştirmeye karar
vermiş. Bunun için nereye gideceğinden emin değilmiş, bu yüzden de
yakınlardaki bir markete gitmiş ve çevresine bakınmış. Üzerinde
güzel çiçekler ve besleyici sebzelerle ilgili harika resimlerin
bulunduğu tohum paketleri, gübre kutuları ve kavanozları görmüş.
Doğal olarak, bunlar ona istediği şeyler gibi görünmüş.
Onları almaya hazırlanırken, biraz daha akıllı
bir arkadaşı yanında bitivermiş ve ona ne yapmayı planladığını
sormuş. Düşüncelerini anlattıktan sonra, daha önce bahçesini de
görmüş olan bu arkadaşından kendisine tavsiyede bulunmasını istemiş.
Arkadaşı, “Aslında amacın çok iyi ama ben senin bahçeni görmüştüm.
Toprağın zaten verimli, fakat yabani bitkilerle dolu. Bu da, uzun
bir süre tohum ve gübreye ihtiyacın olmayacak demektir; öncelikle
yabani otları tanıman ve bunları tamamen ayıklaman için gereken
araçlar hakkında bilgi alman lazım. Eğer tohumları ve gübreyi şimdi
kullanırsan, yabani otlar çok daha fazla büyüyecektir; çiçeklerle
sebzeler de bunların arasında yetişmeyecektir.”
Ben sadece çiçekler ve besleyici sebzeler
hakkında yazmayı tercih ediyorum, ama eskiden yabani otlar
yetiştiren biri olarak yabani otların ayıklanmasının önemine dair
bir şeyler de öğrendim. Bu kitap ışığı aramak üzerine, ancak kitapta
daha çok, uyku, trans, savunmalar ve enerjimizi tüketip bizi daha
derinlere iten benzeri şeylerin nasıl farkına varılacağı ve bu
yabani otların nasıl hakkından gelineceği konusu vurgulanmaktadır.
Bu kitabın büyük bir bölümünün insanın aptallığının, acılarının,
sıkıntılarının asıl doğası ve nedenleri üzerine odaklanacak
olmasından dolayı üzgünüm, ama burada amaç ışığın işlenmesine,
geliştirilmesine hazırlanmaktır. Bu kitaptaki materyalin, ister bir
bilim adamı olsun ister bir mistik, gerçeği arayan herkes için
yararlı olabileceğine inanıyorum. Hepimizin ayıklaması gereken bir
sürü yabani otu var.
Bu kitap üç ana kısma ayrılmıştır. İlk kısım
aydınlanmanın doğasına ve tam anlamıyla gelişmemiz için birçok şuur
halinden kaynağa dönme olanaklarına değinmektedir. İkinci kısım bizi
sınırlayan yabani otlar, otomatizmalar ve savunmalarla ilgili
ayrıntılı bir tartışma içermektedir. Üçüncü kısım ise bu yabani
otları ayıklama teknikleri ve meydana gelebilecek bazı sonuçlar
hakkındadır.
İçimizde bulunabilecek bir ışık, bir huzur var
ve zihninizin uyanması mümkün, bu uyanışın, olağan şuurumuzun bir
uyku hali gibi görünmesini sağlayacak olması da. Bu uyanış, sizi
olağan dünyada daha etkin bir hale getirecek ve başkalarına daha
gerçek bir önemseyişle, dikkatle ve anlayışla yaklaşmanıza olanak
tanıyacaktır. Ben bunu sadece düşünmekle yetinmedim, bunu gerçekten
denedim ve bunun dışımızda da huzuru, barışı kolaylaştıran bir iç
huzura götürdüğünü biliyorum. Bu bilgiyi sizinle ne kadar
paylaşabilirsem, o kadar mutlu olacağım.
|