|
Yaşamın kıyısında olan insanlarla çokça zaman geçirdim. Bu iş insana
çok şey katan ve yaşamı geliştiren bir iş olmuştur. Psikolojik, duygusal
ve ruhsal açıdan gelişimimin büyük bir bölümünü ölme konusundaki çalışmama
bağlayabiliyorum. Birlikte çalıştığım ve bana bu kadar çok şey öğretmiş
olan kişilere çok minnettar olmama karşın, benim derslerim onlarla
başlamadı. Birçok yıl önce annemin ölümüyle bu dersler başladı ve
hala sevdiğim insanları kaybettiğim bugün de devam ediyor.
Geçen birkaç yıl süresince, bir öğretmen, akıl hocası ve çok sevgili
dost Elisabeth'e veda etmeye hazırlanmıştım. Onunla, son dersleri
öğrenerek çok zaman geçirdim. Ölüm konusunda çalışmamla ilgili olarak
bana o kadar çok şey öğrettikten sonra, o artık kendi yaşamında ölümün
karşısında duruyordu. Son kitabı The Wheel of Life'ı tamamlıyordu,
ben de ilk kitabım The Needs of the Dying'i yazıyordum. Yaşamının
bu mücadele gerektiren dönemi boyunca bile bana kitabımı yayımlama
konusunda öğütler vererek, hastalarıma ve yaşamın kendisine büyük
ölçüde yardımcı olmuştu.
Çoğu zaman, onu evine bırakmak benim için son derece zor oldu. Her
ikimiz de aklımızın bir köşesinde bunun birbirimizi görebileceğimiz
son an olabileceği düşüncesiyle birbirimize hoşça kal diyecektik.
Gözümde yaşlarla yürüyüp gidecektim. Bu kadar anlamı olan birini kaybetmek
çok, ama çok zordur, yine de o hazır olduğunu söylüyordu. Ama Elisabeth
ölmedi; yavaş yavaş düzeldi. Yaşamla işi bitmemişti ve yaşamın da
onunla işinin bitmediği çok açıktı.
Geçen uzun günlerde, topluluk çocukların ve yetişkinlerin, yaşamla,
yaşamın meydan okumalarıyla ve yaşamın kıyısından çıkarılabilecek
derslerle ilgili öyküler anlatan daha yaşlı erkek ve kadınları dinledikleri
yerlerde bir araya gelecekti. İnsanlar kimi zaman en büyük derslerimizin
en büyük acılarımızın içinde bulunduğunu biliyordu. Bu derslerin işlenmesinin
ölüm için olduğu kadar yaşam için de önemli olduğunu da biliyorlardı.
Yapılmasını umduğum şey, öğrendiğim derslerin bir bölümünün aktarılmasıydı.
Böylece, ölmüş olan kişilerin en iyi yanlarının yaşamaya devam etmesi
sağlanmış olacaktı.
Yaşam dediğimiz bu uzun, kimi zaman da garip yolculukta birçok şey
buluruz, ama çoğunlukla kendimizi keşfederiz: Gerçekte kim olduğumuz,
bizim için en çok neyin önem taşıdığı. İnişler ve çıkışlar içinde
sevginin ve ilişkilerin gerçekte ne olduğunu öğreniriz. Öfkemiz, göz
yaşlarımız ve korkularımızı zorla da olsa kabul etme yürekliliğine
ulaşırız. Tüm bunların gizeminde, yaşama uğraşını halletmek -mutluluğu
bulmak- için gereksinim duyduğumuz her şey bize verilmiştir. Kusursuz
yaşamlar değil, çocuklar için yazılmış kitaplardaki masallar da değil,
kalplerimizi anlamla doldurabilecek otantik yaşamlar.
Baş Rahibe Teresa ile ölümünden önce birkaç ay geçirme ayrıcalığına
sahip olmuştum. Bana en önemli işinin ölümle olduğunu, çünkü yaşamı
çok değerli saydığını söylemişti. "Bir yaşam bir başarı demektir,"
demişti, "ölmek de bu başarının sonucu." İçimizden pek çoğu
ölümü bir başarı olarak görmemekle kalmıyor, aynı zamanda biz de yaşamlarımızı
birer başarı olarak görmüyoruz fakat yine de bunlar birer başarı.
Ölmek, her zaman büyük derslerin öğretmeni olmuştur, çünkü yaşamı
en açık biçimiyle gördüğümüz an, yaşamın kıyısına itildiğimiz andır.
Derslerini paylaşırken, ölmek, bize yaşamın kendisinin değerliliğiyle
ilgili çok şey öğretir. Bu derslerde, kahramanı, içinden geçtiğimiz
her şeyi aşan ve bize yapabileceğimiz ve olabileceğimizin tümünü veren
parçayı keşfederiz. Yalnızca hayatta olmak için değil, aynı zamanda
hayatta olmayı hissetmek için.
|