|
Güney Afrika'nın henüz aydınlanmamış bir sırrı var. Batı Transvaal'de
küçük bir şehir olan Ottosdal yakınlarındaki Prekambriyen bir çökelti
tabakası içinde, birtakım metal kürelere rastlanıyor. Bunlar, yıllardan
beri madenciler tarafından çıkartılıyor. Bu küreler iki çeşit. Bir
tanesi mavimsi renkli, üzeri beyaz puanlı metal bir top şeklinde.
Diğeri ise ortasında beyaz ve süngerimsi bir tabaka bulunan oyuk bir
küre biçiminde. Kürelerden çoğu beysbol topu büyüklüğünde ve yine
beysbol topu gibi çevrelerinde birbirine paralel üç tane oluk yer
alıyor. Bugüne dek bunlardan yüzlercesi toplandı. Görünüşte insan
yapımı özellikleri taşıyorlar, ancak bulundukları yer itibarıyla en
azından 2.8 milyar yıl önce yapılmış olmalılar.
Potchefstroom Üniversitesi'nde görev yapan önemli bir jeolog olan
Prof. A. Bisschoff, limonit oluşumlar olduğunu düşünüyor, ancak bu
teori ile ilgili olarak da bazı problemler var.
Limonit, diğer demirsi minerallerin oksitlenmesiyle biçimlenen bir
tür demir cevheridir. Bataklıklarda, çökelme sonucu oluşmuş taşlarda,
özellikle de kireç taşı tabakaları arasında yaygın olarak bulunur.
Boya imalatçıları onu toprak boyası ya da aşı boyası kaynağı olarak
tanırlar. Bu şekilde, taşlaşmalar (concretion: zaman içerisinde merkezi
bir çekirdek etrafında sıkışarak oluşan sert taş kütleleri için kullanılan
jeolojik terim) oluşması doğaldır, ancak limonit kütleleri sarı, kahverengi
ya da siyahtır... Mavi üzerine beyaz benekli değil. Bunları genelde
gruplar halinde, hatta iç içe bulursunuz. Birbirinden uzak küreler
halinde değil. Genelde oluklu bir görünüm taşıdıkları da görülmemiştir.
Standart Mohs ölçeğine göre 4 ile 5.5 arasında bir sertlik faktörü
sergilerler, bu da çok sert olmadıkları anlamına gelir. Oysa bu metal
kürelerin yapısı o denli sert ki, çelik bile çizemiyor.
Eğer limonit değillerse, o halde bunlar ne olabilir? Klerksdorp Müzesi
müdürü Roelf Marx'a göre burada sergilenmekte olan küreler bir profilit
tabakasında bulunmuş. Öyleyse bu küreler silikat mineralinin toplaşmasıyla
oluşmuş diyebilir miyiz? Yanıtımız yine "hayır" olacaktır.
Silikat mineralleri basınç etkisiyle kristaller oluştururlar, metal
toplar değil. Profilit, talkı andırır ve benzer amaçla kullanılır.
Bazı granüler kütleler oluştursa da bunlar gri renklidir ve yağlı
bir görünüm taşırlar. Sertlik konusu bizi sonuca daha da çabuk götürür.
Mohs şemasında profilitin yeri 1 ile 2 arasındadır. Yani daha yumuşağını
bulmanız mümkün değildir.
Eğer bu küreler doğal bir biçimde oluşmamışlarsa, nereden geldiler?
Görünüşte sanayi ürünlerine benziyorlar. Sanki bir fabrikada çeliğin
özel bir biçimde sertleştirilmesiyle imal edilmiş ve özel bir amaç
için üretilmişler. Ancak öte yandan bunların insan yapımı olmaları
da pek olası değil.
Uzmanlara göre, modern insanlığın ilk örnekleri olan Homo sapiens'ler,
bundan 100.000 yıl önce Güney Afrika'da yaşamış. Öyleyse metal topların
bulunduğu yer bakımından bir sorunumuz yok. Ancak zaman ve uygarlık
düzeyi tamamen çelişkili. Bu insanlar yaşamlarını yalnızca avcılık-toplayıcılık
yaparak sürdürüyorlardı. Taş, kemik, tahta kullanıyorlardı ama metali
bilmiyorlardı. Çeliği eritmek bir yana en basit demirin işlenmesi
dahi onları çok aşıyordu.
Teknoloji farkını görmezden gelsek bile zaman konusunu aşmamız olanaksız.
Modern insanın ataları, Homo erectus'lar (Dik Durabilen İnsan) 1.8
milyon yıl önce Olduvai Gorge'da kendi barınaklarını inşa edebiliyorlardı.
Bu, sapienslerin var oluşundan çok önce, ama Batı Transvaal'e herhangi
bir şey tarafından düşürülen kürelerin varlığından çok sonra idi.
Modern insanın daha önceki ataları olan Homo habilis'ler (Usta İnsan)
bile 2.5, 3 milyon yıl önce bazı ilkel taş aletler yapabiliyorlardı.
Ama metal toplar yapmaları olanaksızdı ve zaman olarak metal taşlar
yine çok daha öncelere dayanıyordu. Aslında kürelerin bulunduğu yer,
maymunlarla insanların ilk olarak farklılaştığı 5 ile 8 milyon yıl
önceki bir zaman dilimine denk düşmekte.
Güney Afrika'daki bu kürelerin ait oldukları zaman dilimini daha iyi
bir perspektife oturtmak için, Prekambriyen çağın, 4.6 milyar yıl
önce dünyanın oluşması ile 600 milyon yıl önce Paleozoik devrin başlaması
arasında yer aldığını belirtmek ve bunun çok uzun bir jeolojik tarih
dilimi olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. O dönemden geriye
çok az sayıda fosil kalmış olmasına rağmen jeologlar dönemin yaygın
özelliklerini yansıtan kaba bir resim ortaya çıkarmışlar.
O dönemde atmosfer büyük bir olasılıkla şimdiki durumuna benziyor,
nitrojen, karbondioksit, buhar ve oksijen içeriyordu. Denizler ve
kıtalar yine vardı, ancak sınırları bugünkünden farklıydı. Dünya,
bilim adamlarının süper kıtalar dedikleri çok büyük kara parçaları
ile kaplıydı. Daha sonra bunlar bölünerek günümüzdeki şekillerini
aldılar.
Biyolojik yaşam başlamıştı. Güney Afrika'daki taşlar arasında, üç
milyon yıl öncesine ait yosun ve bakteri fosilleri bulunmuştur. Sığ
sulardaki yosun tabakalarının altında oluşan taş türlerinden olan
stromatolitler de bunu doğrular. Ancak karada yaşayan hayvanlara ya
da bugün denizlerde rastladığımız türden canlılara hatta deniz kabuklarına
ait fosillere dahi rastlanmamıştır. Jeologların bu dönemle ilgili
olarak bulabildikleri en gelişmiş canlı örnekleri, yumuşakçalara benzeyen
çok hücreli bazı organizmalardır. Bunlar resmi olarak hayvanlar sınıfına
dahil edilmişlerdir, ancak evrim merdiveninde deniz anasından bile
aşağıda yer alırlar. Böylece Prekambriyen çağlara ait hiçbir canlının
Transvaal kürelerini yapmış olamayacağı ortaya çıkmaktadır.
Açıklama gerektiren çelişkiler yalnızca bunlarla kalmıyor. Fransa,
Laon'daki Société Académique'in başkan yardımcısı Maximilien Melleville,
The Geologist'in Nisan 1862 sayısında, evinin yakınlarındaki bir Eosen
linyit yatağında bulunan ve kusursuz görünen bir tebeşir toptan söz
etmişti. Bu top sanki daha büyük bir bloktan yontulmuş, dikkatlice
şekillendirilmiş ve işlenmişti. Bir başka deyişle, imal edilmişti.
Topun bu tabaka arasına sonradan yerleştirilmiş olması ise olanaksızdı.
Melleville, yazısında şöyle diyordu:
"Topun yüksekliğinin beşte dördü hizasında içinden ziftli
siyah bir renk geçiyor ve yukarıya doğru sarı bir halkaya dönüşüyordu.
Bu durum, topun bulunduğu yerde uzun bir süre linyitle temas halinde
olmasından kaynaklanıyordu... Topun içinde bulunduğu taşa gelince,
son derece bakir olduğu ve önceden hiçbir işleme tabi tutulmadığı
konusunda garanti verebilirim. Topun bulunduğu taş ocağının çatısı
da aynı şekilde el değmemiş bir durumdaydı. Topun yukarılardan bir
yerden düştüğünü gösteren ne bir çatlak ne de herhangi bir oyuk
vardı."
Öyle görünüyor ki burada da insan elinden çıkmış izlenimini veren
bir oluşumla karşı karşıyayız. Ancak linyit tabakası içerisinde
aldığı yere bakılırsa, bu top kırk beş-elli milyon yıl önce, yani
gezegenimizde insan varlığının ilk kez ortaya çıkmasından çok daha
önce var olmalı.
Çok daha yakın bir zamanda, bundan daha da büyük sırlar taşıyan
bazı şeyler ele geçmiştir. 1928 yılında Atlas Almon Mathis adında
bir madenci Heavener, Oklahoma'nın iki mil kuzeyindeki bir madende
çalışıyordu. Birkaç dinamitleme operasyonu sonunda 30 cm boyunda,
cilalanmış, kübik bazı bloklar ortaya çıktı. Bunların bir tür betondan
yapıldıkları açıkça görülüyordu. Kazılar sonucunda bunların 140
metre uzunluğundaki bir duvara ait oldukları anlaşıldı. Ancak, bir
kömür damarında bulunmaları, bu blokların en azından 286 milyon
yaşında olduklarını gösteriyordu. Öyleyse bu duvarı kimler inşa
etmişti?
Belki de Güney Illinois'in Pana ya da Taylorville madenlerindeki
kömür damarına "antik bir işçilikle işlenmiş olan" altın
zinciri düşürenler yine bu kişilerdi. Yaktığı ateşe kömür atmak
isteyen Mrs. S. W. Culp, kırılan bir kömür parçasının içinde bu
zinciri keşfetmişti.
Aynı döneme ait olarak başka çelişkili örnekler de gösterebiliriz.
Willburton, Oklahoma'daki bir kömür madeninde varil biçiminde olan
ve üzerinde bazı baskılar bulunan gümüş bir kütle bulundu. Yine
aynı madenden demir bir kap çıkarıldı. Frank J. Kenwood, 1912 yılında
Thomas, Oklahoma'daki Belediye Elektrik Fabrikası'nda çalışırken,
çok büyük olduğu için kullanıma elverişli olmayan bir kömür parçasını
balyozla kırdı. Kömür ikiye ayrıldı ve içinden bir kap düştü. Bu
olaya görevlilerden biri de şahit olmuştu.
Webster City, Iowa yakınlarındaki bir madenin kömür damarında yukarıdakilerden
de garip bir taşa rastlandı. Daily News'un Omaha, Nebraska baskısında
yayınlanan rapor şöyle idi:
"Çok sert olan bu taşın yüzeyinde belli açılarla çizilmiş ve
kusursuz birer elmas şekli oluşturan çizgiler var. Elmasların her
birinin merkezinde yaşlı bir adamın portresi yer alıyor ve portreler
dikkat çekici bir biçimde birbirine benziyor. İki tanesi hariç bütün
portreler sağa bakıyor."1
1884 yılının Haziran ayında, London Times gazetesi, Tweed nehri
yakınlarındaki bir taş ocağında bulunan ilginç bir taştan söz ediyordu.
Taşın içerisinde altın bir iplik parçası bulunmuştu. Yukarıda belirtilen
bütün nesneler en azından 260 milyon yıl öncesine ait. Altın iplik
ise 360 milyon yaşında olmalı.
İngiliz Bilimsel Gelişim Derneği'nin kurucusu olan Sir David Brewster,
ünlü oluşunu büyük bir oranla, 1844'te yayımladığı bir rapora borçluydu.
Raporda, İskoçya'daki Kingoodie taş ocağı'nda, bir kum taşı bloğu
içerisinde gömülü olarak bulunan metal bir çividen söz ediyordu.
Kum taşı bloğu, Devonik çağa yani 360 ile 408 milyon yıl öncesine
aitti. Çivinin başı tamamen taşın içine gömülüydü. Taş oluştuktan
sonra oraya çakılmış olması olanaksızdı.
1852 Haziran ayında, Dorchester, Massachusetts'de bulunan kalıntı
daha da eskidir. Scientific American dergisindeki bir raporda, Meeting
House Hill'deki dinamitleme operasyonları sonucunda parçalanan taşlar
arasında, iki parçaya ayrılmış metal bir kap bulunduğundan söz edilir.
Ayrıntılar raporda şöyle anlatılmaktadır:
"İki parça birleştirildiğinde çan biçiminde bir kap ortaya
çıktı. Kabın yüksekliği 11.5 cm, alt kısımda 16.5, üst kısımda 6.3
cm genişliğinde. Kalınlığı 0.3 cm, kadar. Gövdenin rengi çinkoyu
ya da içinde büyük oranda gümüş bulunan metal bir alaşımı andırıyor.
Yan kısımda, saf gümüşle çok güzel bir biçimde işlenmiş altı tane
figür veya bir çiçek ya da buket yer alıyor. Daha alt kısımda ise
yine gümüşle işlenmiş bir asma yaprağı ya da çelenk var. Oyma, kakma
ve işlemeleri onun çok hünerli bir ustanın ellerinden çıktığını
gösteriyor."2
Ancak bu zarif vazoyu yapabilecek ustanın o dönemde yaşamış olması
olanaksızdır, çünki içinden çıkarıldığı taş, 600 milyon yıl öncesine
aittir.
|